Blogspot bizim posta servisine mi özendi nedir, bu aralar zaten çok seyrek yazabiliyorum, onu da saatler sonra yayınlıyor. Taşeron mu kullanıyor nedir? Ya da taşının bu muhitten demeye getiriyor, bilemedim valla ama kendisine sitemliyiz, sen bizim ilk göz ağrımızsın niye böyle yapıyorsun?
-Eteğimdeki taşları döktükten sonra gelelim günlerin nasıl geçtiğine, öncelikle sıcak geçiyor. Tabii bir bizimki değil herkesinki sıcak geçiyor. Normalde Ankara Ağustos sonunda hafiften sonbahar havasına girerdi ama bu sefer ağırdan alıyor.
-Hafta başı kız kardeşle buluştuk. Yokuşta protezlerimi yormayım diye dolmuşa bindim, 5 lira zam gelmiş, hay bin kunduz 😃
-Caddemizin akasya ağaçları çiçek dökümüne başladılar, asfalta, kaldırımlara, rögarların içine, balkonlara ve hatta evlere bile kuruyan akasya çiçeklerinden bir halı serili.
-Oturmayı kararlaştırdığımız cafenin kapısında kocaman bir zincir asılıydı. Üzüntü ve muz kabuğu 😌 Haydi hatırlayın bu deyimi, yaşınız çıksın ortaya. Mecburen döndük kendini müze sanıp pazartesiyi tatil ilan eden cafenin kapısından. Hıh bize başka mekan mı yok, elli adım yürüdük gökten kahve düşenini bulduk.
-Eve dönerken uğradığım marketin et reyonundaki orta yaşlı görevli Bertolt Brecht'in adeta klonlanmış bir kopyasıydı, yuvarlak çerçeveli gözlüklerine kadar.
-Dün akşam yemekte çok ağır misafirlerim vardı. İçlerinden bir tanesi ressamdı, burada oldukları sürece yaptığı resmi birkaç banknot sayarak satın aldım, şimdi başucumda asılı. Yatarken dereden aşağı yüzen kırmızı Japon balıklarını seyrediyorum 😂
-Kahküllerim aşırı uzadı, terle birbirine yapışıp Hitler'in kahkülüne benziyordu. Bugün kuaföre uğradım, hemen keser diye düşünmüştüm ama müşterisi vardı, beklememi söyledi, randevum var yarım saat sonra deyince saçını kestirmekte olan kibar hanım bana izin verdi, 5 dakikada şıkır şıkır hallettirip çıktım. Kuaföre borcumu sordum, dedi ki "Yoh Yoh!". İki gündür Esin Afşar şarkıları dilime dolandı.
-Randevum Bilgeciğimin annesi Sevdacım'la idi, abone mekanımızda buluşup arpa suyu içtik, bol bol dedikodu yaptık, ruhumuz gıdalandı.
-Sabah erkenden uyanıp uyku tutmayınca elimdeki kitabın son birkaç sayfasını bitirdim. Çok sevip etkilendiğim bir kitap oldu ama YKY'nin puntoları gözlerimin canına okudu. "Sevgi ve Özlemle"yi tavsiye ederim efem. Şu anda elimde Sadık Şendil'i konu alan bir biyografi var. Sadık Şendil tatlı, yetenekli ve mizah dalında usta bir insanmış ama kitabın yazarı için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Bu kadar kötü bir biyografi okumamıştım.
-Ağustos'un son kitabı olarak bir tuğlaya başlıyorum yarın sabah, bana şans dileyin. "Ustaparmak" övgüler üstüne Nadir Kitap'tan getirttiğim, rafta keyfimi bekleyen bir kitaptı, daha fazla bekletmeyeyim dedim.
-Bugünlük bu kadar, Blogspot'un gönlü ne zaman isterse o zaman okursunuz diyerek iyi akşamlar diliyorum...


Yaşım yeter ama hatırlamadım Hocam baktım mecburen neymiş diye. Fincan resmi güzelmiş. Hülya
YanıtlaSilYazıyıyı şimdi gördüm sahiden çok gıcık blogspot ay çok eğlendim dün yaşasın leylakdalı, yaşasın arpa suyu, yaşasın Ankara’ da leylakdalıyla olmak ve tabiki de üzüntü ve muz kabuğu bilenlerdenim ( mimikli üstelik)
YanıtlaSilÜzüntü ve muz kabuğu yetmezmiş gibi bir de Esin Afşar diyerek tevellüdümüzü açık ettiniz :)))) Kırmızı balıklar balıkçı Hasan'dan kaçıyordur, o konuyu babannelik derslerinde işledik di mi :) Serpil
YanıtlaSil