.

.
.

22 Şubat 2018 Perşembe

İLKGENÇLİĞE VEDA



Bugün internette yukarıdaki fotoğrafları görünce içim nasıl cız etti anlatamam. Bu bina benim ortaokul ve liseyi okuduğum, ömrümün en güzel yıllarının duvarları arasında geçtiği okuldu. İlkokulu bitirdiğim yaz annemle kayıt yaptırmaya gitmiştik. Sonradan spor salonu olduğunu öğreneceğim zemin kattaki geniş mekanda kaydım yapılmış, sonra önüme uzatılan bir torbadan dil kurası çekmiştim: Fransızca. Panikle çıkmıştım salondan, İngilizce ummaktaydım zira, üstelik ilkokulda iki yıl ingilizce kursuna gitmiştim, epey hazırlıklıydım. Sonra ilkokuldan bir arkadaşıma rastladım bahçede, meğer o da Fransızca istermiş, Almanca çekmiş. Almanca daha bir sempatik mi geldi nedir anlaştık, idareye gittik, değiş tokuş yaptık lisanları. İngilizce okusam daha iyi mi olurdu bilmem ama son sınıfa kadar hep çok iyi öğretmenlere rast geldim ve Almanca'yı çok sevdim, okulun müdürünün damgasını vurup bildiğimizi de unutturduğu son yıldan bahsetmeyelim daha iyi. Sonra okulun ilk günü geldi çattı, boyu dizimizin altında biten kara önlüklerimiz, beyaz yakamız, iki yandan örgülü saçlarımızla bahçede yerimizi aldık. Bahçe de bahçe ha, yere döşeli paket taşların aralarından çimler fışkırmış, dört bir yan çam ağaçları ve güllerle kaplı, tarhlarda mevsim çiçekleri, binanın yan duvarı çatıya kadar sonbaharda kızaran, ilkbaharda yemyeşil olan bir sarmaşıkla kaplı, duvarın hemen dibinde bir iğde dallarını yan bahçeye uzatmış, çiçeklenince kokusu dünyayı tutuyor, hasılı okul bahçesi değil adeta park. İlk konuşmalar yapıldı, okul kuralları biz çaylaklara hatırlatıldı, dağıldık sınıflara. İlk ders neydi, kim geldi hatırlamıyorum ama teneffüs zili çalar çalmaz aynı sınıfa düştüğümüz mahalle arkadaşım Filiz'le elele tutuşup bahçeye çıkmak için kapıya koşturduk. Açmak için elimizi uzatmaya kalmadan hademe önümüze gerildi: "Nereye?" "Bahçeye" "Ne bahçesi be, yallah sınıfınıza". Korktuk, kös kös döndük, acemiyiz ya. Gittik sıramıza oturduk. Meğer bahçeye çıkmak yasakmış, ağaçları, çiçekleri koruma amaçlı, ancak giriş ve çıkışlarda iznimiz varmış. Beden eğitimi dersleri de sıcak havalarda ön bahçenin tersine toprak kaplı, kurak bir yer olan arka bahçede yapılırmış. Daha öğreneceğimiz çok şey vardı haliyle. Daha Sıfırcı Mustafa dersimize gelmemişti, Türkçeci Nuriye Noyan üç yıl boyunca baharda pencereyi açıp "Yenimahallemiz ne güzel" diye derin nefesler almamıştı, matematik öğretmeni Yücel hanım Anadol'u ile kaza yapmamıştı, tarihçi Vacide tık tık topuklarıyla sıraların arasında dolaşarak "Sen sözlüye kalk!" dememişti, Süeda hanımın kırmızı ruju ve rujuyla takım ojelerini, yılan derisi çanta ve ayakkabılarını görmemiştik, felsefeci bıyıklı Fikriye henüz "Ben falanca lisede çalışırken okulun en güzel öğretmeni seçilmiştim" dememişti, Aysel hanım mini eteğiyle yatılı kızların ön kapağını çıkardığı kürsüye oturmamıştı, Kel Sabri fizik dersimize girmemişti, coğrafyacı Ali Rıfat "Baldırı çıplak Araplar hurmaya sümüklerini karıştırırlar" dememişti, başmuavin Nejla hanım elinde makas saç kontrolüne başlamamıştı, tarihçi Fahğünnisa ile Müdüğ Yusuf henüz evlenmemişti, Deli Melek diktiğimiz dikişi beğenmeyip cetveli ellerimize vurmamıştı, matematikçi Mualla hanımın ne kadar şık giyindiğini daha bilmiyorduk, Kerim bey henüz okula gelmemişti, ter ve toz kokan spor salonunda, rengi solmuş, yırtık minderlerin üstünde takla bile atmamıştık, münazara için coşmamıza, Kapadokya gezisine gitmemize, boş derslerde kanto söyleyip coşmamıza, yıl sonlarında arka bahçedeki tek ağacın altında gitar çalan Tayfun'a eşlik etmemize, her teneffüs önce tuvalete, sonra minicik kantine koşturmamıza, kalorifer peteklerinin üstünde dedikodu yapmamıza, aşırı disiplinden gına getirmemize, etekleri önce kemerin üstüne çekip öğretmen görünce indirmemize, saçlarımızı uzasın diye çekiştirmemize vakit vardı. Sadece Müzikçi Ayten "Ses veriyorum: Kooorkmaaa" demişti incecik sesiyle, önce onu öğrenmiştik sonra da bahçeye çıkılmayacağını. Şu camı çerçevesi sökülmüş, harabeye dönmüş koridorlarda az mı yürüdük, az mı koştuk, az mı gülüp ağladık. Okulun son günü o merdivenlere oturup fotoğraf çektirmiştik, artık fotoğraflarda yaşayacak anılar. Teşbihte hata olmazmış, Marshall Berman'ın ünlü kitabının adı gibi "Katı olan her şey buharlaşıyor". Güle güle Yenimahalle Kız Lisesi...

7 yorum:

  1. Okurken içim cız etti... Ama herşey değişiyor işte biz istesekte istemesekte...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Dediğin gibi, kimse bizim isteğimize bakmıyor, keşke yıkmak yerine yenilemek kültürü gelişse...

      Sil
  2. İnsanın anılarının olduğu yerlerin yok olmasını görmek beni çok üzüyor ...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sormayın ama bu da bir süreç işte, üzücü de olsa. Umarım yerine yine okul yapılır.

      Sil
  3. Çocukluk yıllarımızın geçtiği yerde yaşıyorsak hala
    böyle durumlara çok maruz kalıyorsunuz. mesela ben. Ananemin, babaannemin
    evleri yıkıldı yerlerine kocaman binalar dikildi. İlkokulum yıkıldı, tek katlıydı
    çünkü yerine 5 katlı bir okul yapıldı. ortaokulum duruyor ama
    lise de yıkıldı. neler hissettiğinizi o kadar çok iyi anlıyorum ki.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yazları Ankara'da olunca ben de çok maruz kalıyorum. Bu okulun tam karşısında anneannemin evi, yanında da bizim evimiz vardı. Onlar da yıkıldı maalesef, direndik ama çoğunluğa uymak zorunda kaldık, bir yerde onlar da haklılar, çok eskimişti evler, müteahhite gitti. Şimdi çocukluğumun evi de, ilkgençliğimin okulu da yok artık...

      Sil
  4. İlkokulu iki ayrı yerde okudum.İkinci okuduğum okul yıkılıp yeniden daha büyük bir ilköğretim okulu yapıldı.Bahçedeki ağaçlar da bu sırada kesildi.Yeni okul görkemli ama o beton bahçeyi sevmedim hiç.Önünden geçerken hala uzun uzun bakarım,bahçedeki o üstüne tırmandığım ağaçları hayal ederim.

    YanıtlayınSil