Lale ile birlikte geçecek son günümüze nisbeten açık bir hava ile uyandık. Aslında dün çok yorgun olduğumuz için biraz zor uyandık. Lale'nin ağrıyan dizi bir nebze olsun rahatlasa da daha fazla yormamak için oturması bol, gezmesi kısıtlı bir program yaptık ve kahvaltının ardından ver elini Çankaya, Atakule dedik. Atakule'nin girişindeki Sevilla Restaurant'a yerleşip fonda kuşbakışı Ankara manzarası, göz hizamızda Botanik Parkı'nın yukarıda gördüğünüz bahara uyanan, yeşermeye başlamış görüntüsü kahvelerimizi söyledik ve sohbete başladık. Bir süre sonra bize Lale'nin Ankara'daki arkadaşının kızı da katıldı. Onları Lale ile başbaşa bırakıp biz Gamsegamse ile Botanik Parkı'nı fethetmeye çıktık.
Normalde uzun süredir bakımsız bulduğum Park yağan yağmurların ve baharın etkisiyle yeşermiş canlanmıştı, bu defa pek hoşuma gitti. Ağaçlar çiçeğe durmuş, çalılar sarı sarı açmış, çimenler suya doyup parlamış, bahar dallarından düşen taçyapraklar zemini beyaza boyamıştı. Gamze ile uzun bir yürüyüş yaptık, beğendiğimiz her yerde fotoğraf çektik (o da benim gibi Japon cinsinden), bir parça kurumuş pizzanın peşinde didişen mavi-siyah-beyaz çizgili saksağanları, onlardan artanları kapmaya çalışan serçeleri ve şaşkın şaşkın dolaşan güvercinleri izledik. Suyu neredeyse çekilmiş havuzun kenarında uyuklayan köpek araziye öyle bir uyum sağlamıştı ki az daha üstüne basıyorduk. Farkettiğimiz anda korkup kendimizi uzağa attık ama köpeğin hiç umurunda olmadık, tek gözünü gönülsüzce açıp şöyle bir baktıktan sonra muhtemelen "önemsiz iki ayaklılar" diye düşündü ve uykusuna kaldığı yerden devam etti. Biz de yürüyüşümüzü sonlandırıp Lale'nin yanına geri döndük ısmarladığımız yemekleri yiyip sohbete ara verdik ve çaylarımızı başka bir mekanda içmek üzere ayaklandık. Alt katındaki Hacıbekir Şekercisi'ni ziyaret etmeden ayrılmadık Atakule'den; damla sakızlı akideler, fıstıklı çikolatalar alıp öyle vedalaştık mekanla.
Çay saatini yakınlardaki Coccinella Pastanesi'nde eda ettik. Dekorunun şıklığı, döşemelerindeki ev havası, uğur böcekli objeleri (Coccinella İtalyanca uğur böceği anlamına geliyormuş), sahibinin sıcak ilgisi ve pastalarının lezzeti ile gönlümüzü fethetti. Ben bile diyete kaçamak yapıp mini boy bir limonlu tartı mideye indirdim, sefam olsun.
Güzel şeyler her zaman olduğu gibi çabuk bitti. Lalelerin otobüs saati yaklaşınca eve döndük. Toparlandılar, vedalaştık ve taksiye bindirip arkalarından el sallamak düştü benim payıma. Harika üç gün geçirdik; samimi, sıcak, dostluk ve sevgi dolu, eğlenceli, sohbetli, bol kahkahalı. Bir kez daha yaşasın blog kardeşliği diyorum, Lale'ye ve bu üç gün içinde aramıza katılarak bizi mutlu eden tüm dostlara teşekkürlerimle birlikte kucak dolusu sevgilerimi yolluyorum. İyi ki varsınız...





