.

.
.

21 Mart 2012 Çarşamba

EKİNOKS


-Daha sabahtan havanın ne kadar güzel olacağı belliydi, nitekim gün boyu incecik gömlekle dolaştım.
-Niyetim kaç gündür beni rahatsız eden dişimi elinden tutup dişçi amcasına teslim etmekti ama dişçi amca çok meşgulmüş "yarına" dedi. Dişim sevinmedi, aksine "keşke bugün halledebilseydik" diye vahlandı, zira o dişçi amcalardan hiç korkmaz. Gide gide alıştı garip:)
-Elimdeki kitabı, "Ölüm Pornosu"nu bitirdim. Başlangıçta ilginç gelmişti ama okudukça sıktı, daha doğrusu midemi bulandırdı kullanılan tabirler ve anlatılanlar. Mahkemelik bir yanı yok, daha müstehcen şeyler heryerde her an bulunabilir ama  insanı irrite eden birşey var kitapta.
-On yüz milyon bin+5 kere daha Leman Sam'ın son CD'sini dinledim, tüm şarkıları neredeyse ezberlemek üzereyim ve hala bıkmadım. 
-Öğleden sonra kuzenlerle buluştum, önce Mermerli'de oturup Yat Limanı manzaralı kahve içtik. Sonra Atatürk Parkı'nda bir cafede denize kuşbakışı bakarak fotoğrafta gördüğünüz zararlı(!) eylemi gerçekleştirdik.
-Yat limanı'na gitmişken kuzenlerin görmesi için Oyuncak Müzesi'ne girdik, orada şu eski dosta rastladım:


Adım Mister Spak
Soyadım Kepçe Kulak
Mantığıma dayanarak
Konuşurum salak salak

-Bahar ekinoksla resmileşti bugün. Şurup hava, karamela güneş ve havada çiçek kokusu vardı. Günbatımında gökyüzü öyle güzel bir renk aldı ki makası elime alıp kesip biçmek, kendime elbise dikmek istedim.
-Eve geldiğimde dizim kilitlenmişti ama değdi doğrusu, dinlenirim geçer:))

20 Mart 2012 Salı

BAHAR AVI

Güne Not: 70'ler blogunda yeni yazı: İnsan Olmak blogundan. Okuyun, okutun, yazı gönderin. Bu blog hepimizin...
http://yetmiszamanolurki.blogspot.com/2012/03/yetmislerden-bir-tuhaf-seruven.html

Dün sokaklarda bahar avına çıktım. İşte yakaladıklarım:


Erguvanlar çiçeklenmiş


Sarı papatyalar açmış


Mineler kayalardan fışkırmış


Tek tük gelincik bile düştü oltaya


Erikler de çiçeklenmiş ama


Bademin ihtişamı hiçbirinde yok

Daha bereketli bir avda görüşmek dileğiyle...

19 Mart 2012 Pazartesi

ÜÇLEME


Cumartesi günkü yoğun tempodan sonra dün kilitlenmiş dizim nedeniyle o güneşli, güzel Pazar gününü evde, fotoğraftaki şeytan üçgeni arasında geçirdim: Kahve, kitap, müzik. Kitap meşhur, mahkemelik "Ölüm Pornosu". Merak ediyordum, D&R'da indirimde görünce aldım ve elimdekine ara verip buna başladım. Kullanılan bazı açık-saçık terimler dışında mahkemelik bir yanını göremedim ben, aksine çirkin bir sektörü gayet vurucu bir şekilde anlatmış. Zaten gündelik hayatta, hele de trafikte ya da bir maç anında herhangi bir yerdeyseniz yurdum erkekleri o terimleri yemek yer, su içermişcesine doğallıkla ve defalarca kullanmaktalar. CD uzun zamandır yeni bir şarkısını duymadığım ve özlediğim Leman Sam'ın son albümü. Sürekli dinlemedeyim, bazı şarkıları ezberledim bile. Buğulu sesi, kınalı, muhteşem saçları, yıllardır bozmadığı çizgisiyle tek geçerim Leman Sam'ı tüm kadın şarkıcılar arasında. Bu albümde de "Mavi Tango" ve "Metris" ile kalbimi fethetti bir kez daha.


Cumartesi günü itibarıyla baharın geldiği tescillenmiştir indimde, neden mi? Çağla çıkmış çünkü. Fahiş fiyatı ve içine yerleştiği plastik kabıyla marketimizin manav bölümünde süzülüyordu yeni gelin gibi. Çocukluğumda Martın ilk haftasını takiben beklemeye başlardım ve bir gün babam elinde minik bir kesekağıdıyla gelir, bana uzatırdı. Bakmadan bilirdim içinde çağla olduğunu. Ankara'da bahar henüz tam hissedilmeyen sinyaller gönderirken Adana bize ilk çağlayı yollayıverirdi babam aracılığı ile. Ağzımda çağlanın tuzla yumuşatılmış ekşi tadı, kalbimde baharın pırpırı pek mutlu olurdum o gün. Bu ritüel yıllarca sürdü ta ki ben badem ağaçlarının bol yetiştiği bir yörenin oğluyla evlenene kadar. Ağaçtan kopmuş çağlanın yanında benim yediklerimin dedemin birkaç günlük sakallı yüzünden farkı olmadığını o zaman anlayıverdim. Anladım anlamasına da benim için hala minik bir kesekağıdı çağla babaların kızlarına olan sevgisinin en birinci göstergelerinden biridir.

Efendim 70'ler blogumuzda yeni bir yazı var, bizzat tarafımdan yazılmış; okuyunuz, okutunuz ve lütfen sizler de yazı gönderiniz. Bekliyorum ve güzel bir hafta diliyorum...

18 Mart 2012 Pazar

NANELİ MİM

Kraliyet ailesinin en güzel prensesi Judy beni mimlemiş, majesteleri arzu eder de ben hayır diyebilir miyim hiç, derhal yazıyorum prensesim:) Mimin nane ile ilgisi yok tabii ki, sadece bu güzelim pazar gününde kilitlenen dizim ve ne maksatla ağrıdığına akıl erdiremediğim belim yüzünden eve kapanıp kalınca yüzümü bu nane güldürdü. Kışboyu adam edememiştik, iki günde canlanıp coştu. Gidip gelip saçlarını okşuyorum, o da kokusuyla ödüllendiriyor beni.

Gelelim mime:

1- Ölmeden önce görmeyi istediğin bir ülke var mı, neden orası?
Ben ölmeden önce her ülkeyi görmek istiyorum aslında ama henüz bir tanesi bile kısmet olmadı. Öncelik tanınacaksa İtalya'ya gidip Floransa'yı ve Rönesans eserlerini, Sistine Şapeli'ni, Toscana Vadisi'ni, arkasından Fransa'ya gidip Paris'i ve yolüstü Çek Cumhuriyeti'ne uğrayıp Prag'ı görmek isterdim. Sebebi yok, görmek istiyorum sadece. Ama başka herhangibir yere beleş seyahat şansı bulursam bunları şöyle elimle kenara itip oraya doğru da uçabilirim. Bu ülkeler de arkamdan ağıt yakarlar eminim: "Bîvefa bir çeşm-i bîdâd ne yaman aldattı bizi" diye:)

2- Kış mı, yaz mı?
Antalya'nın cehennem sıcağına rağmen yaz, hayatımın her döneminde yaz. Yaz özgürlük duygusu verir, kışsa boğar beni. Ama ilk ve sonbahar diye mevsimler de var, keşke seçenekler arasında olsaydı, ilk sıraya yerleşirdi.

3- Hiç saçının tamamını boyattın mı, pişman mısın?
Biz yaştakilere sorulunca cevabı kesinlikle "evet" olan sorudur bu. Uzun süre direndim, röfle havasında ağarıyordu ama sonra çığırından çıktı, boyattık el mahkum. Pişman değilim hakim bey, bugün olsa yine boyatırdım Allah seni inandırsın. Tamamen taammüden yapılmış, ve sürekli tekrarlanan bir eylem, mecburum, cezama razıyım:)

4- Blogumda en çok ne tarz sorular görmek isterdin?
Soruyu anlayamadım vallah, dün elektrikler de kesikti çalışamadım:) Kastedilen blog senin blogsa Judy'cim ben memnunum yazdıklarından, aynen devam et. Eltin Kate hakkında daha çok havadis bekliyorum ayrıca.

5- Yaptığın en çılgınca şey neydi?
20'li, hatta 30'lu yaşları geride bırakmak. Salaklığıma doymayım:))

6- En sevdiğin tatlı nedir?
Ayva datlusu, üzeri gaymaklu. Ayriyetten cümle sütlü tatlıları severim ve dahi çikolataya bayılırım. Şuruplu  ve hamurlu bütün tatlılar ise evlerden ırak kategorisine girer indimde.

7- Hiç bıkmadan kullanacağın oje rengi?
Sedefli beyaz, ezelden ebede...

8- Hayvanları sever misin, evde beslemeyi istedin mi hiç?
Hayvanları severim, hem de çok, hatta bazı insanlara gösterdiğimden daha fazla saygı duyarım. Ama uzaktan, yakın temasım  mümkün değil. Hiç kıyamam, sokaktaki üşümüş bir kediye, ayağı sakat bir köpeğe oturup ağlamışlığım vardır ama evde beslemeyi hiç düşünmedim. Yapamam, dokunamam bile, sadece bir başkasının kucağında ya da sokakta "aman da aman" tarzında sevebilirim. Ve bir de köpeklerden çok korkarım. Issız bir yolda beni başıboş bir köpek kadar yılan bile korkutamaz. Sanırım bilinçaltımda bir ısırılma vakası var. Açıklayamıyorum ama üzerime doğru gelen bir köpek görünce yay gibi geriliyorum, o velet de anlıyor inadına üstüme üstüme geliyor:))

9- Düzenli olarak takip ettiğin bir dergi var mı? Hangisi?
Yıllarca bir sürü dergiyi düzenli takip ettim, öyle ki atmaya kıyamadığım için evde dergi kuleleri oluştu. Tempo ve Aktüel'i yıllarca aldım, Milliyet Sanat Dergisi'ni de. Birkaç yıl önce hepsini tahliye edip almamaya başladım. Bir ara "Yaşama Sanatı" adında bir mimarlık dergisi alıyordum, harika bir dergiydi artık çıkmıyor ve eski sayıları evde yığılı. Uzun süre "Kitaplık" aldım, şu ara bıraktım, onlar da kitaplıkta iki koca rafı işgal etmekteler. "Negatif" dergisinin tüm sayılarını almıştım ve o da topu attı sonra, elimi attığım kapanıyor gördüğünüz gibi. Şu anda düzenli aldığım bir dergi yok kısacası, ara sıra "Uykusuz"a takılıyorum Fırat aşkına:)

10- Sence Türkiye'de en yaşanılası şehir neresi, neden?
Antalya derim, kesinlikle. Hem büyük şehrin imkanlarına hem küçük şehrin rahatlığına sahip bir kent. Denizi, doğal güzelliği ve yazın 3 cehennem ayını saymazsak iklimi de artıları. Ardından Ankara gelir ama en sevdiğin şehir derseniz tereddütsüz İstanbul derim.

11- İnsanların sende gördüğü, dile getirdiği en iyi ve en kötü özelliğin nedir?
En çok neşem, güler yüzüm ve dost canlısı oluşum dile getirilir. Bazı sanatsal yeteneklerim de iltifat alan özelliklerim arasındadır. Ha bir de hafızam, başkalarına ait en gereksiz şeyleri bile hatırladığım için bu konuda sık sık aferin alırım. Günün birinde bu gereksiz hatırlamalar kendime ait önemli şeyleri unutturacak diye korkuyorum ama elde değil. Kötü yönlerim vardır mutlaka ama pek dile getiren olmadı, ha annem sağken tembelliğimden şikayet ederdi ama onun çalışkanlık anlayışı sadece ev işleriyle sınırlı olduğu için sayılmaz:)

Eveet bir mim konusu daha burada nihayete ererken sevgili izleyiciler yeni bir mime kadar haydi hep beraber diyoruz: "Bir mimdir, iki mimdir, üç mimdir, dört mimdir ondört mimdir, bu ne biçim blogdur ha ninnah, ha ninnah ha ninnah". 

Ben paylaştırmıyorum efendim, arzu ediyorsanız bu mimden bir tane de siz yakın, seyrine bakın...

17 Mart 2012 Cumartesi

BAHARIN UCU ŞİİRLE GÖRÜNDÜ


Birkaç günlük evde kapalı kalma halinin acısını çıkardım bugün güneşi ve güzel havayı görünce. Hafif bir rüzgar esse de gökte güneş parlıyordu ve sıcaklık da tam kıvamındaydı. "İstikamet Park, marş marş" diyip çıktım evden, önce parka kadar, sonra parkın içinde uzun bir yürüyüş yaptım. Dağlar karlarını hâlâ eritememişken şehre bahar yavaş yavaş gelmekteydi. 


Çıplak ateş ağaçlarında çiçekler açmaya başlamış bile, bir de yapraklanırsa değme mücevher halteder yanlarında.


Yürüyüşe ara verip Kültür Merkezi'ne daldım ve 2012 Altın Portakal Şiir Ödülü nedeniyle açılmış şiir sergisini gezdim.


Bugüne kadar Altın Portakal Şiir Ödülü'ne layık görülmüş 15 Altın Şair arasından Birhan'ımı seçtim.


Diğer sergi "El Yazması Şiirler" adını taşıyordu. Fahri Özdemir arşivinden derlenmiş ünlü şairlere ait kendi elyazılarıyla yazdıkları şiirler sergileniyordu. Yukarıdakiler sırayla; Fazıl Hüsnü Dağlarca, Gülten Akın, Murathan Mungan, Cemal Süreya, Lale Müldür, Behçet Aysan, Cahit Sıtkı ve Sunay Akın'a ait elyazmaları.


Ve bunlar da çok sevdiğim Turgut Uyar ve Füruzan'a ait...

2012 Şiir Altın Portakalı Mahmut Temizyürek'e verildi bugün törenle. Aşağıda "Boşlukta Bir Akarsu" şiirinden birkaç dize:

"Boşlukta bir akarsuyum
Bir uçtan bir uca geçen boşluğu
Zaman oynaşır içimde
Güneş emer, toprak sorar
Göz kamaştıkça o tatlı yanılmalar
Oysa ne başlangıcım ne sonum
Akan bir gümüş madeniyim gece
Gündüzüm elmas uyku


Sesim var kuşlara şaka
Gövdem uzanır yıldızlara
Ki varlığım boşluğa damla damla sızıntı"


Bu yazı bir bahar çiçeğiyle bitsin...

16 Mart 2012 Cuma

İMZA KIZIN



Bugün size sevgili blog arkadaşlarım Selgin gb (Defter) ve Kakarakikiri'nin başlattığı çok güzel bir projeden söz etmek istiyorum. Proje bir kitap olacak, içeriği ise tamamen duygusal:)) Şaka bir yana 100 tane kadından babalarına mektup yazmaları isteniyor. Yazılan bu mektuplar bir kitapta toplanıp basılacak ve elde edilecek gelir Darüşşafaka'ya, kimsesiz kızlara  bağışlanacak. Eğer siz de bu projede yer almak isterseniz babanıza A4 formatında, tek sayfalık bir mektup yazıp "imzakizin@gmail.com" adresine yollamanız yeterli. Gerisini Selgin ve Esra halledecek. Mektubunuzda babanıza duygularınızı anlatabilir, bir anınızı dile getirebilir, onun için yazdığınız bir şiiri ekleyebilirsiniz, size kalmış. Yazılanların proje sorumlularına son iletilme tarihi 1 Nisan, Babalar Günü'ne yetiştirilmeye gayret edilecek. Daha fazla bilgi ve detay almak isterseniz buraya buyrun:



iletişim: imzakizin@gmail.com

Ben yazıp yolladım bile, haydi durmayın. Sıra sizde...

İlgilenirseniz yakınlarınıza, eş-dostunuza haber verip birer mektup da onların yazmalarını sağlayabilirsiniz, blogunuzda konuyu duyurabilirsiniz. Şimdiden katkılarınız için teşekkürler...

Görsel: Buradan 

NOT: 70'li yıllar blogunda yeni yazı, Hayat İzlerim sizin için yazdı. 
Yazılarınızı bekliyoruz, blogumuz boynu bükük kalmasın...

15 Mart 2012 Perşembe

SABAH SİNİRİ-SABAH SİHİRİ


Sabaha karşı dalabildiğim uykudan üst kattaki kazmaların apartman temellerini sarsan kapı çarpmaları ve merdivenlerden uçarak indiklerini belli eden nal sesleriyle erkenden uyandım. Evet ayıplayabilirsiniz en sunturlu küfürleri edip kalktım yataktan, zira bezdim artık. Hangi insan evladı daha ortalık ışırken uyanıp alt kattan duyulabilecek bir volümle sohbete başlayabilir ki, bi müsaade edin de afyonunuz patlasın be abi. Bunların evlerindeki mobilyaların da canlı olduğundan şüpheliyim yoksa Allahın günü bir odadan diğer odaya sürüklenen o ağır eşya seslerinin başka açıklaması yok, sıkıldıkça yer değiştiriyor olsa gerek arkadaşlar. 

O sinirle balkona attım kendimi, biraz rüzgar vardı ama farkettim ki çınarımız yapraklanmak üzere. Bir de karşıdaki erik ağacını çiçek içinde görünce keyfim yerine geldi, unuttum kazmayı baltayı, havale ettim Allah'a, mutfağa zambaklarımı kontrole gittim.


Bu saksılarda üç adet zambak soğanı ekili. Hem de lilium dedikleri, kenarları oyalı en şık cinsinden. Ben soğanların olduğu paketin üstündeki resmin yalancısıyım, çıkınca ne olacak göreceğiz hep birlikte. Bunları bana şeker bir kız ta uzaklardan yolladı. Hevesle diktik bekliyoruz, henüz çıt yok ama eli kulağındadır çimlenmesinin diye beklemekteyiz.

Bugünlük bu kadar. Daha uğrayacağım bir kuaför, gideceğim bir gezme, çıngar çıkaracağım bir kargo şubesi var. Hayır dualarınız benimle olsun:))

İlgilenenlere not: 70'ler blogunda yeni yazı yayında, http://bembeyazperde.blogspot.com tarafından gönderildi. Yazı, fotoğraf gönderin yayınlayalım efendim. Bekliyoruz, bu blog 70'lere tanıklık yapan herkesin...