Kuafördeyim. Yerleştiğim koltukta işbilir elleriyle saçımı kesmekte olan genç kuaförümü gözlüyorum aynadan. Ağır işitiyor ve çok alçak sesle konuşuyor, hafif bir peltekliği de var. O nedenle iletişim kurmamız biraz zor. Çoğu zaman ben başka şey söylüyorum o başka şey anlıyor. İstediğimi anlatmak için bağırarak tekrarlamaktansa kendi haline bırakıyorum; saçlarıma ve isteklerime alıştı, beklentilerimi bilip işini ona göre yapıyor. Çok konuşmadığı için ayrıca memnunum, en nefret ettiğim şeylerden biridir berberle lüzumsuz muhabbet. Aynadan gördüğüm kadarıyla işine yoğunlaşmış, eline aldığı saç tutamlarını becerikli bir edayla tutup kesiyor, tamamen konsantre durumda ve yüz ifadesi "ben ne yapacağımı bilirim" diyor. Rahatlatıyor beni görüntüsü ve gözlerimi aynadan uzaklaştırıp düşüncelere dalıyorum. Görüntüm flulaşırken son düşündüğüm "Yaşasın, artık oturduğum zaman midem ve göbeğim katmerlenmiyor" oluyor.
Gözlerim bu defa dükkanı tarıyor, nisbeten küçük ve tenha bir salon burası. Turuncu renkte üç koltuk ve önlerinde aynalar. Arkada bir saç yıkama aygıtı ve iki küçük kanepe var. Fazla müşterisi de yok zaten. Bu kadar iyi bir kuaförün az müşterisi olmasına üzülüyorum bir an, sonra bencil yanım galip geliyor; geldiğimde sıra beklememek ve fiyatların nisbeten düşük olması bu durumun avantajı olarak hoşuma gidiyor. Solumdaki rafta organik olduğu üzerindeki kocaman ibarelerle belirtilmiş boya ve şampuanlar var. Ne dereceye kadar doğru bilemiyorum ama çok gerçekçi gelmiyor. Ayrıca denemedim, ben saçımı boyatmaya giderken kendi boyamı kendim götürüyorum. Göz hizamda, giriş kapısının yanındaki duvarda yağlıboya bir tablo asılı; bir deniz manzarası. Gök ve sular kızıl, bir an güneşi doğarken mi batarken mi resmettiğini düşünüyorum yapan kişinin, çözemiyorum. Fazla da kafa yormuyorum, bakışlarım organik boyaların üstüne asılmış posterdeki uzun saçlı kıza yöneliyor. Fotoğraf siyah beyaz ama kızın gözleri renkli, yeşil olduğunu düşünüyorum nedense halbuki mavi de olabilir, ben yeşili uygun görüyorum. Uzun saçları dağınık ve dümdüz. Topuz yapılsa yakışıp yakışmayacağını hesaplarken kuaförün sesiyle kendime geliyorum: "Yıtayalım satınızı". Bu defa tedbirliyim, mesafeyi hesaplayarak oturuyorum koltuğa, zira yıkama aygıtının oturma yeri çok alçak ve ben her defasında unutunca yüksek bir yerden popoüstü düşmüş gibi oluyorum. Tam saçım yıkanmaya başladığında kapı açılıyor iki kadın giriyor içeriye. Saç renkleri dışında en, boy ve yüz olarak birbirlerinin kopyası gibiler, muhtemelen kardeşler. Birinin mora çalan kızıl, diğerinin turuncumsu sarı saçları ıslak ve tepelerinde birer tokayla toplanmış. Kanepeye yerleşip sohbet etmeye başlıyorlar. Yıkanması biten saçım kırmızı bir havluya sarılı tekrar koltuğa geçiyorum. İki kadını aynadan izlemeye başlıyorum saçlarıma şekil verilirken, ilginçtir ki sarışın olanı da beni izlemeye almış, bakışlarının üstümde olduğunu aynadan görüyorum. Kızıl saçlı olan çok çirkin bir şekilde sakız çiğniyor, sakızın yarısı dışarda arada bir de şişirme denemesi yapıyor, tam balon oluşacakken bunun uygunsuz birşey olduğunu farkedip söndürüyor ve çiğnemeye devam ediyor. Öyle iştahlı ki sarışın da heves ediyor, bir tane de kendine istiyor. Çantadan bir Falım sakızı çıkıyor, atıyor ağzına sarışın ve aynı biçimde çiğnemeye başlıyor. Sakız çiğneme stilinin genetik olduğunu düşünüyorum. Sıkıldıklarını ve sabırsızlandıklarını farkediyorum, kuaförün yarım bıraktığı Sudoku bulmacasını alıyorlar ellerine, kızıl saçlı olan birkaç rakam yazıyor sonra vazgeçiyor. Bu arada işim bitiyor, çıkardığım küpelerimi tekrar takmaya çalışırken farkediyorum ki kuaför elinde aynayla arkamda, saçlarımın arkadan görünüşünü göstermeye çalışıyor. Yalan yanlış "güzel, güzel, eline sağlık" deyip kalkıyorum koltuktan. Genellikle bu ayna tutma işlemi beni hiç ilgilendirmez, saçımın arkasında pek sorun olmaz zaten. daha ben iki adım uzaklaşmadan kızıl saçlı yerleşiyor kalktığım koltuğa, kuaför de fön makinesini çalıştırmaya başlıyor. Araya girip paramı ödüyor, sarışınla kızıla kolay gelsin deyip kuaförümle vedalaşıp çıkıyorum.
Bu da böyle bir yazıydı işte, sonuna kadar geldiyseniz tebrikler. Yukarıdaki fotoğrafın konuyla ilgisi olmadığının farkındasınız. O güzelim Alp dağları manzaralı leylak fotoğrafını İsviçre'de yaşayan bir arkadaşım benim için çekip yolladı. Bu güzellikten hepimiz yararlanalım istedim...

