.

.
.

18 Mayıs 2012 Cuma

YAĞMUR VURURKEN CAMA


Yukarıdaki fotoğraf 15 dakika arayla çekildi, balkondan bizim sokak. İlk fotoğraftaki antrasit renginden siyaha dönüşüp neredeyse tepemize çökecek olan bulutlar çok sürmedi öyle bir yağmur indirdiler ki aman da aman. Sanırsınız gökyüzünden dev kovalarla su boşaltılıyor. Bir şarıltı, bir gürültü, seller aktı. İçerlek olan balkondan mutfağa su girdi öyle tarif edeyim. 15 dakika sonra da yağmur durdu, ikinci fotoğraftaki hale dönüştü ortalık. Şu anda iyice açıldı gökyüzü, görünmeyen Beydağları tepelerine buluttan bir hale takmış olarak arzı endam etmeye başladılar bile.

O 15 dakikalık yağmur süresine ben bir tatlı sığdırdım. Dün pazardan fazla alınıp tüketilmeyen ve bu sabah hesapsızca verilmiş şeker gübresi yüzünden yayılıp gevşemiş çilekleri gökgürültüsü ve yağmur şakırtısına kafiye yaparak blenderden geçirdim, içine biraz pudra şekeri, 2 kaşık nişasta ekleyip çilek peltesine dönüştürdüm. Karıştırırken de yeni bir kitaba başladım: "Aralık Düğünü/Anita Shreve". Pelte kaynayana kadar 10 sayfasını okuduğum kitapta doğadan "zarif bir varlık" olarak söz ediliyordu. Ben tam bu satırları okurken gökyüzünden o zerafete uymayan şakırtılarla inen yağmuru görse yazar fikrini değiştirir miydi acaba diye düşünmeden de edemedim. Tatlı hazır olduğunda yağmur dinmiş, doğa eski zerafetine kavuşmuştu, tabaklara aktarıp çıktım mutfaktan, şimdi soğumayı bekliyorlar. Bu akşam için kaç yılın mutfak deneyimine sahip biri olarak şaşırtıcı bir şekilde ilk defa pişireceğim bir yemek planlıyorum. Şimdi "böf strögönöf", "bolonez soslu dana madalyon", "eskargo" tarzında ismi fiyakalı, kendi isminden menkul bir yemek bekliyorsanız yanılıyorsunuz. Bildiğiniz kırk yıllık mücver yapacağım yemek ve gerçekten ilk defa yapacağım, bizim evde yenen birşey değildir çünkü. Ama dün bir yerde fırında hazırlanmışının fotoğrafını görünce canım çekti ve bugün bir ilke imza atmaya hazırlanıyorum:) Esasen bugünü ilkler günü ilan ettim, ilk kez çilek peltesi yaptım, yeni bir kitaba başladım ve iyice katmerlensin diye yeni bir krem tüpü açtım. Oh, yaşasın yenilik!.. (Duyan de estetik ameliyat yaptırdım ya da taşındım falan sanacak:)

Ha merak ettiyseniz çilekli tatlılar aşağıda:


17 Mayıs 2012 Perşembe

ORADAN BURADAN


-"Tirza" sonunda bitti. Elimde bu kadar oyalanmaması gerekirdi normalde ama araya başka etkinlikler, başka işler karışınca uzun sürdü biraz okumam. Genellikle uyumadan önce okuduğum için dün gece rüyama bile girdi. Çarpıcı bir kitap, etkiledi beni. Genelde tüm okuyanlar beğenmiş, benim de başına yerleşmese de listeme dahil oldu. Kahramanların hiçbirini sevmedim, hatta çoğundan tiksindim. Tüm kahramanlarını sevmediğim bir kitabı sevmek de ilginç bir deneyim oldu. Yaşı ilerlemiş, sıkıcı bir yaşamın içindeki bir babanın çok sevdiği kızıyla olan ilişkilerini konu alan ve sayfalar ilerledikçe katmanları açılıp şaşırtan, yönü değişen bir ilişki bu. Bu blogun sahibesi tarafından tavsiye edilir, okuyup okumamak, beğenip beğenmemek sizin elinizde.

-Dün otobüste giderken gözüm bir fırının vitrinine takıldı, şöyle bir ilan vardı: "3 tane sosyete poğaçası 1 lira". Sosyete poğaçası nedir, gören-bilen varsa insaniyet namına beni aydınlatsın.

-Bir başka ilanı da geçen gün mezarlığın karşısına dizilmiş, defin malzemeleri satıp cenaze işleri yapan dükkanlardan birinde gördüm: "Mezarlarınıza maddi ve manevi bakım yapılır". "Haydi maddiyi anladık, çiçek dik, toprak kabart, ot ayıkla falan da manevi ne" diye düşünürken açıklamasını gördüm altında. Dua imiş. Yahu ölülerimize dua için de taşeron mu kullanacağız artık, kendimiz bulunduğumuz yerden dua edip yollasak yolda trafiğe mi takılır? Ne garabettir anlamadım.

Neyse çenem düştü, daha fazla konuşmadan gideyim ben. Haydi kalın sağlıcakla...

16 Mayıs 2012 Çarşamba

KİTAPLI MİM, MİMLİ KİTAP

Bu mim sevgili Asortik Krep'ten paslandı bana. Aslında benzer çok mim cevapladım ama sözkonusu kitaplar olunca beis yok, tekrar tekrar yazabilirim. Haydi başlayalım netekim:


Evet, soru 1: Ne sıklıkta kitap okursunuz:

Benim için okuma sıklığı falan yoktur, ben okurum. Her zaman, her yerde, gece, gündüz, sabah, akşam farketmez. Ha kimi zaman fırsat bulamayıp biraz ara açtığım olur ama okumak benim için belirli sıklığı olan bir eylem hiçbir zaman olmadı. Yani ne sıklıkta yemek yersem, ne sıklıkta uyursam, ne sıklıkta banyo yapar, ne sıklıkta diş fırçalarsam kitabı da o sıklıkta okurum. Hayatımın içinde birşey kısacası, ölçüsü yok.

2- En sevdiğiniz yazarlar:

O kadar çok ki aslında ama vazgeçemediklerim var, iyi de yazsalar, kötü de yazsalar mutlaka alıp okuduklarım var. Herhangibir kitabını sevmemiş olmam o yazardan vazgeçmeme neden olmaz, inatla almaya devam ederim, sevmişimdir bir kere. Yerliler arasında bir "Top 10" yaparsam:
*Füruzan
*Sevgi Soysal
*Alev Alatlı
*Barış Bıçakçı
*Onur Caymaz
*İnci Aral
*Orhan Pamuk
*Tahsin Yücel
*Ayla Kutlu
*Pınar Kür
Bu liste uzar gider aslında ama yukarıda yazdığım yazarların (bir 10 daha ekleyebilirim aslında) tüm külliyatını hatmetmişimdir ve çıkan her kitabını da kesinlikle almışımdır. 

Yabancılara gelince, uzatmayım "Top 5" yapayım onlarda:

*G.Garcia Marquez
*Isabel Allende
*Carol Joyce Oates
*Arundathi Roy
*John Berger


3- En Beğendiğiniz Kitaplar:

Of, o kadar çok ki... En iyisi "Top 10"umdan en sevdiğim birer taneyi yazayım:
*47'liler/Füruzan
*Yenişehir'de Bir Öğle Vakti/Sevgi Soysal
*Yaseminler Tüter mi Hâlâ/Alev Alatlı
*Bizim Büyük Çaresizliğimiz/Barış Bıçakcı
*Ezilmiş Leylaklar Kitabı/Onur Caymaz
*Kıran Resimleri/İnci Aral
*Sessiz Ev/Orhan Pamuk
*Peygamberin Son Beş Günü/Tahsin Yücel
*Emir Beyin Kızları/Ayla Kutlu
*Bir Deli Ağaç/Pınar Kür

Yabancılardan:
*Yüzyıllık Yalnızlık/Marquez
*Ruhlar Evi/Isabel Allende
*Kalp Koleksiyoncusu/C.Joyce Oates
*Küçük Şeylerin Tanrısı/Arundathi Roy
*Düğüne/John Berger

4- Yerli-yabancı hangi kitapları tercih edersiniz?

Hiç farketmez, güzel olsun yeter ki...


5- Bugüne kadar en beğendiğiniz kitap serisi:

Pek seri takip ettiğim söylenemez, tek bir seri vardı yenisini sabırsızlıkla beklediğim: Alev Alatlı'nın "Viva La Muarte", "Nuke Türkiye", "Valla Kurda Yedirdin Beni" ve "Ok. Musti, Türkiye Tamamdır" isimli 4 kitabından oluşan "Orda Kimse Var mı?" serisi. Ha bir de Mehmet Murat Somer'in "Hop-Çiki-Yaya" adlı polisiye serisi.

6- Daha çok hangi tarzda okumaktan hoşlanırsınız?

Kişisel gelişim ve bilimkurgu dışında kitap türü ayırdetmem. Kişisel gelişim asla okumam, bilmkurgu ise birkaç tane okumuşluğum vardır ama tercihim olamaz. Anı, mutfak kültürü, ilginç polisiyeler, şiir, deneme, gezi kitapları sevdiğim türler arasında yer alır. Roman ve öykü vazgeçilmezlerimdir.


7- En son hangi kitabı okudunuz?

Beş Parasızdım ve Kadın Çok Güzeldi/Derviş Şentekin
Edebî açıdan pek parlak olmasa da akıcı bir polisiye idi. 

8- Şu anda hangi kitabı okuyorsunuz?

Tirza/Arnon Grunberg


9-Kitap blogları hakkında ne düşünüyorsunuz, yeterli mi?

Kitap bloglarını seviyorum, faydalı buluyorum ama bazıları çok ciddi, asık suratlı, ağır ceza reisi havasında. Kitabın kapak resmi ve altında çok ciddi alıntılar ve neredeyse okumaya gerek kalmayacak yoğunlukta açıklamalar. Bunu gereksiz ve anlamsız buluyorum. Kitabın keşfedilecek bir yanı kalmıyor. Bir kitap tanıtılacaksa sevimli bir düzenlemeyle fotoğraflanmalı ve kitap hakkında küçük ipuçları verilip detaya girilmemeli. Beğenip beğenmeme konusu da kişisel fikriniz olarak belirtilmeli. Kesinlikle okumayın ya da mutlaka okuyun gibi direkt ifadeler bence yazara da, kitaba da haksızlık olabilir.

10- Kitap okumak sizin için ne ifade ediyor:

Tek ve kesin bir cümleyle "hayatımın olmazsa olmazı". Elimde, odamda, başucumda, çantamda, masamda, kısacası gözümün değdiği heryerde kitap olmalı. Bir kitaplığı olmayan ev bende otel ya da pansiyon duygusu uyandırır. Zaman zaman düşünürüm, dünyadaki bütün kitapları okumaya ne yazık ki ömrüm yetmeyecek ve ben öldükten sonra okuyamayacağım kimbilir ne güzel kitaplar yazılacak diye. Benimki öyle bir tutku işte, düşünmeden para harcayacağım tek obje, beni mutlu eden en önemli nesne.

Ha bir de okumakla ilgili şunu ilave edeyim; kitap benim olsun isterim, çok yakınım değilse birinden ödünç kitap almayı hiç sevmem, keza birine ödünç kitap vermeyi de...

Asortik Krep pekçok kişiyi mimlemiş, ben isim belirtmeyim, yazmayı arzu eden, kitap seven herkes cevaplasın bu mimi. Kitaplar hep hayatımızda olsun dileğiyle...

15 Mayıs 2012 Salı

GEZEGENLERİN KADERİ


Pek güzel başlamıştı aslında herşey; alan kalabalık, ekipmanlar kurulmuş, balon-gezegenler hazır, ışıklandırma süper, hava limonata kıvamındaydı. Saat 21.00'de gecikmeden başladı 3. Uluslararası Tiyatro Festivali'nin açılışı nedeniyle hazırlanan İtalya Studio Festi'nin "Gezegenler" gösterisi. Antalya Devlet Tiyatrosu'ndan iki sunucu sahneye gelip gösteri ve müzikleri hakkında bilgi verdikten sonra her bir gezegenle ilgili bölüm sırayla sahnelenmeye başladı.


Görsel açıdan muhteşem bir gösteri izliyorduk sahneden uzak olsak ve etraftan çocuk cıyaklamaları ve konuşma sesleri gelse de.


3 gezegeni geride bırakıp sıra Venüs'e geldiğinde görsellik had safhaya ulaşmış ve Venüs'ü temsilen havada uçan devasa bir balondan sarkan genç kız izleyicilerin üstüne konfetiler yağdırmaya başlamıştı.


O iplere tutunarak akrobatik hareketlerle gösterisini sürdürürken sahnede de devasa bir istiridyenin içinden çıkan Venüs temsil ediliyordu. 



Sıra Neptün'e gelmiş, temsili balon havada uçuşuna başlamış ve arkamızdaki daha büyük bir başka balon havalanmaya hazırlanırken alana bir polis arabası girdi. Gösterinin güzelliğine daldığımız için pek önemsememiştik ama az sonra sunucunun yaptığı anons duyuldu. Güvenlik nedeniyle panik yapmadan alanı boşaltmamız isteniyordu. Muhtemel ki bir bomba ihbarı alınmış, tedbir olarak gösteri kesilip alanın boşaltılmasına karar verilmişti. 


Feci bir hayal kırıklığıyla alanı terk ederken gördüğümüz son manzara yukarıdakiydi. Bu muhteşem görsel şöleni sonuna kadar izleyemediğimize mi yanalım, onca emek, onca masrafın heba olduğuna mı yanalım, İtalyanlara karşı mahcup olduğumuza mı yanalım bilemedik. Ve duyduğum kadarıyla ihbar da asılsızmış, kısacası kısmet değilmiş tamamını izlemek. Gördüğümüz kadarıyla iktifa edip "seneye inşallah" demekten başka yapacak birşey yok. Yine de izlediğimiz kadarıyla bile gözlerimiz bayram etti, "grazie Studio Festi"...

Not: Küçük resimleri tıklayarak büyütebilirsiniz.

14 Mayıs 2012 Pazartesi

KUTLANACAK BİRŞEY VARSA KUTLANMALI...

Dün Anneler Günü'ydü malumunuz. Anam bu dünyadan gideli 7 sene olacak neredeyse, çocuklar dersen uzaktalar. O zaman "Kendin pişir, kendin ye" tarzı bir kutlama uygundur diyerek kızlarla felekten bir gece çaldık. Ganimetler fotoğraflarda...


Bulutlar masaya düşerse


Enginde yavaş yavaş günün minesi soldu


Gökyüzünde yangın var


Akşam yine akşam, yine akşam
Bir sırma kemerdir suya baksam


Yemek vakti


Ve eşlikçisi
En kötü günümüz böyle olsun...

13 Mayıs 2012 Pazar

BİR MEVSİM YOK ANNE GİBİ...*


Çoçukluğumdan kesilen saçlarımı
geri istiyorum berberlerden
(anneme küstüğüm için oluyor bunlar)
yüzümü ve dizlerimi bir koşu
kanatıp okulun bahçesinde
tekrar dönerim, hemen.
Büyüklere mahsus şeyler de konuşuruz
seninle istersen.
...............

Hem hiçbir mevsim ısıtamaz ellerimi
anne gibi
istersen kahve içip fal da bakarız yine
bana üç vakte kadar bir yolculuk görünür
belki ay doğar fincanda hanemize.

Alevi içine bakan bir mumum ben
derine kaçan bir anıyı istiyorum
berberlerden.

Irmak bitti
devrildi dağ
büyüdüm.

Çocukluk anılarımdan
düşecek kadar
kırıldı âvâz
yüzümden kovuldu
anneler korosu
söndü ateş.
..................

Birhan KESKİN

Tüm kadın blogdaşlarımın Anneler Günü kutlu olsun, giden annelere selam olsun...

*Bir Mevsim Yok Anne Gibi-Birhan Keskin /Kim Bağışlayacak Beni

11 Mayıs 2012 Cuma

HAFTANIN KİTAPLARI


Çok verimli bir hafta geçirdim okuma açısından, 4 kitabı okuyup tamamladım, birinde de hayli yol aldım. Kahve ve bizzat üretimim Beste patentli turunç-kahve likörüyle bitimini  kutladığım kitaplar sırasıyla şöyle:

-OLMAYAN/BAHRİ GÖRDEBAK: Genç bir yazarın ilk kitabı "Olmayan". Üniversite öğrencisi bir gencin hayata ve aşka bakışını, arkadaşlarıyla ilişkilerini, yazar olma yolundaki çabalarını konu alıyor. Otobiyografik özellikler taşıdığını ve bilhassa gençlerin ilgisini çekeceğini düşündüğüm kitap keyifle okunuyor. Dilerim yazar açısından devamı gelir. Küçük bir alıntı: 
"Belki yayınlanmamış bir yazar aslında bir yazardır ama yayınlanana kadar bunu kimseye söylemeye yetkisi yoktur. Yayınlanmak, yazar olduğunu söyleyebilme lisansıdır aslında."

-ZEVAL/NİHAN TAŞTEKİN: Polisiye tarzı kitaplarını çok sevdiğim Nihan Taştekin'in son romanı "Zeval"in İstanbul'un seçkin semtlerinden birindeki bir parkta sıradan bir günde işlenen cinayete şahit olan ve onu çözmeye azmeden iki arkadaşla park ve çevre sakinlerinin yaşamlarından izler taşıyan sürükleyici bir konusu var. Polisiye sevenlere tavsiye ederim. 
"Tanrılar canavar kullarını, analar cani oğullarını bağışlamamalı artık"
"Kimseler yoktu, sadece Patyus güneşin alnında, açık unutulmuş bir fermuar gibi müstehcen oturuyor ve sırıtıyordu; içi dışında, kayıtsız."

-MENEKŞELER ATLAR OBURLAR:  "Mino'nin Siyah Gülü" ile kalbimi fetheden Hüsnü Arkan'ın aslında ilk ama benim okuduğum ikinci kitabı "Menekşeler Atlar Oburlar". Yine küçük bir kasabada-yer yer İzmir'de-bir çiftlikte geçiyor. Küçük yaşta babasız kalmış bir gencin amcasının hoyratlığı, annesinin kırılganlığı, kadın akrabalarının şefkatli düşkünlüğü arasında geçen sorunlu hayatını anlatıyor. Akıcı, etkileyici bir kitap. Mino kadar olmasa da sevdim, sizin de seveceğinizi düşünüyorum:
"Sıralara oturmuş çocuklar kokulu silgilerle çocukluklarını silerlerdi. Ben de silerdim ama çoğu zaman kendimi yok etmeyi başaramazdım."
"Havaya saçılan üzüntü bulutlarından dökülen göz yaşlarının, başkalarının acılarını da ıslattığını ve harekete geçirdiğini yaşamım boyunca çok gördüm."
"Dışarda tarafsız kalamayacağım bir savaş sürüyordu; oburlarla gurmelerin savaşı. Yaşamın anlamı buydu."
"Amcam sözleşmeyi bozmuştu,. Bir menekşeye, bir ata dokunduğu gibi dokunmuştu."

-BEŞ PARASIZDIM VE KADIN ÇOK GÜZELDİ: Yine bir polisiye. Emekliye ayrılmak zorunda kalmış, dünya gençler satranç şampiyonu eski bir istihbarat görevlisini bir gün genç bir kadın arayıp bir yıldır kayıp olan babasını bulmasını ister.  Önce tereddüt eden kahramanımız kitabın kapağındaki cümleye istinaden işi üstlenir: "Beş parasızdım ve kadın çok güzeldi". Yer yer mantıksal boşluklar ve tutarsızlıklar saptasam da okunabilir bir kitap, tabii yine polisiyelerden hoşlananlar için, edebî açıdan pek birşey vaat etmediğini söylemeliyim.
"Evet, fena halde satranca benziyordu hayat...
Ve bir gün, bir trafik kazasıyla satrancın hayata asla benzemediğini öğrenecektim: Satranç adil bir oyundu, hayatsa adil değildi..."

Elimde okumaya devam ettiğim kitapsa "Tirza", henüz başlardayım ama iyi gidiyor. Hafta sonunuz güzel geçsin...