.

.
.

31 Aralık 2011 Cumartesi

YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN


Biz ne desek de yıl yine bildiğini okuyacak ama isteyenin bir yüzü vermeyenin iki yüzü  kara olsun. O yüzden sağlık olsun en başta, huzur, barış, hoşgörü, sağduyu, dostluk, güleryüz, hatta kahkaha olsun. Sanat olsun yaşamımızda, müzik olsun, kitaplar olsun, gezip görmeler olsun. Kimse kimseyi incitmesin, sevdiklerimiz yanımızda olsun, aklımızda olsun, kalbimizde olsun. Başarmak isteyenlere başarı, harcamak isteyenlere para olsun. Bu kadar çok şeyi iyiniyetle beklediğimiz için aptal denecek ama varsın olsun. Umut fakirin ekmeği demişler, yeni yılınız kutlu olsun...

30 Aralık 2011 Cuma

AÇARIZ VE HEP BİRLİKTE İÇERİZ :)


Öncülük edenlerin, yapanların, yapamayanların, başka içeceklerle katılanların, eşlikçilerin, izleyenlerin, okuyanların, yüzünde gülümseme, yüreğinde sevgi olanların kısacası tüm dostların sağlığına. Güzel bir yıl olsun 2012; bizler ve tüm insanlık için...

DÖKÜM


Noel Baba kapıdan girmeye (malum bizim Noel Baba'lar yılbaşında teşrif eder) ve 2011 bacadan çıkmaya hazırlanırken şöyle bir döküm yapayım istedim kişisel tarihime kayıt düşmek amacıyla. Bireysel anlamda ele alacak olursak fena geçmedi ince uzun hatlı 2011, yerine göre hayli mutlu ettiği oldu.

-En güzel yanı önemli bir sağlık sorununun yaşanmamış olması idi, hep böyle sürmesini diliyorum.
-Ailemiz büyüdü, bir kızımız oldu, tatlı heyecanlar yaşadık.
-3D adıyla başlatığım projemin herbir D'sini başarıyla tamamlayıp kendimle gurur duydum.
-Süper bir diyet yapıp uzayda kapladığım yeri küçülttüm.
-Çetin bir diş sınavından başarıyla geçip 3.Boğaz Köprüsünü ağzımın içine inşa ettirdim. 
-Karadeniz kıyısına kısa bir seyahatle 2 günde Samsun'u fethettim.
-Geleneksel İstanbul ziyaretlerimden birini daha yapıp blogcu dostlarımla keyifli bir buluşma gerçekleştirdim.
-Ankara'ya gelen Lale'mle şehrin tozunu attırdım.
-Bir sürü sergi gezdim, yüzlerce resim, fotoğraf ve heykel görüş alanıma girdi.
-İçlerinde çok beğendiklerimin de olduğu 60 civarı film izledim, sinemalardan plaket bekliyorum.
-Tiyatro sayım kısıtlı kaldı ama kimselerin bilet bulamadığı "Bir Delinin Hatıra Defteri"ni görme şansını yakaladım.
-Antalya Piyano Festivali sağolsun tamamı olmasa da birkaç tane uluslararası solist ve iyi konser dinledim.
-Telaşlı ve koşturmacalı bir yıl olması nedeniyle eski hızıma ulaşamasam da 55 kitapla yılı kapattım.
-Yeni dostlar edindim, güzel insanlar tanıdım, keyifli anlar yaşadım.
-Arzum bu güzelliklerin 2012 de devam etmesi; kendim, sevdiklerim ve tüm insanlık için sağlık, huzur, hoşgörü ve barış diliyorum. Bunlar olsun, ben gerisini hallederim...

29 Aralık 2011 Perşembe

KARTLAR EVLERİNE ULAŞIYOR

Hayat böyle işte, birini gıcık eden diğerini mutlu ediyor. Derdine yan postacı, ne kadar sevimsizleşsen de daha bir-iki parti geleceksin kapıma. Hem ne güzel, fatura taşıyarak geçen meslek yaşamına bir renk geldi sayemizde. Ellerinde olmayan sebeplerle gecikmiş olarak ulaşsalar da beni çok keyiflendiren kartları için Melange, A-H, Burcu, Nathalie, Selgin GB, Anne Mahsustan, Ekmekçi Kız, Kara Kitap, Parpali, Ece's Sun, Gökçedeniz, Çikolata fabrikatörü Neslihan, Selma Er, Beste, Çılgın Mevdoş, İncecikten, Mayri, Meyra, Atalet, Selcan, Bilge ve Annesi, Qunegond, Ülkü, Tülay Karaeli, Lale sizlere ve unutmuş olma ihtimalimi gözönüne alarak daha önce kartlarını aldığım Buğday, Nesrin, Gamlı Baykuş, Mine Hanım, Macera Kitabım, Leyl, Zeynep ve Ecehan'a teşekkürlerimi ve sevgilerimi yolluyorum...


KAÇIN, POSTACI GELİYOR


Dün öğleden sonra kapı çaldı. Tanıdık gelmeyen ayak seslerinin ardından üçüncü kata çıkmanın hoşnutsuzluğu yüz ifadesinden alenen belli postacı göründü. Günlerdir beklediğim kartlarıma kavuşacak olmanın sevincini postacının asık suratı bir nebze gölgelese de içimden "yaşasın" deyip hayalen el çırptım. Gerçeğini ondan çekindiğim için yapamadım. Postacı bey kardeşimiz "bir insan evladına otuz tane kart  gelir mi, ne bu ya" yazılmamış cümlesi suratına kazılı herbir zarfı ellerime teslim etmeye başladı. Fırsattan istifade giydireyim dedim: "Bu kartların çoğu postalanalı 15 gün olmuş, neden bu kadar gecikti" sözcüklerinin son "i"si ağzımdan çıkamadan öyle bir baktı ki hazret o "i"nin önce çubuğu sonra noktası ses tellerime takur tukur çarparak geldiği yere geri döndü: "Na'palım, bir sürü sokak var, herbirine hergün gidersek ohoo işimiz iş". Korka korka parmak kaldırıp söz istedim: "Şeyy, hani eskiden postacılar hergün dağıtım yaparlardı, şimdi öyle değil mi?" derken ikinci bir "i" yutmamak için sesimi iyice alçalttım. PTT Genel müdürü görünümlü postacı sağ kaşını havaya kaldırdı, çok kısa bir an, adeta saniyenin onda biri süresince tükürür gibi bir nazar fırlattı: "Artık öyle deel" dedi, "Beni bi daa dört günden önce bekleme, hergün hergün aynı sokağa gidersek yorgunluktan ölürüz ya". Sonra zarfları elime tutuşturdu, taahhütlü gelmiş birine imza attırırken "Cık cık cık, ağzı yapışmamış zarfı ne diye taahhütlü gönderirler" diye sokurdanarak çekti gitti. Kucağımda zarflar, ağzım bir karış açık bakakaldım arkasından. Eskiden söylediğimiz şarkılar yalan olmuş ablalarım abilerim, artık "Bak postacı geliyor selam veriyor" dizesi, "Bak postacı geliyor, kızdırırsan dövüyor" şeklinde değişmiş. Hafazanallah, postacının hışmına uğramadan şu kartların tamamı bir elime geçeydi...

28 Aralık 2011 Çarşamba

IVIR-ZIVIR


Yılın son günlerinde bana bir mutfak aşkı geldi ki sorma gitsin. İçime Julia Child, Sahrap Soysal, Emine Beder kaçtı. Gece yatarken yarına ne pişirsem diye yatıp sabah kalktığımda mutfağı kontrole koşuyorum yüzümü yıkamadan. Ciddi ciddi listeler yapıp hiç denemediğim tarifleri deniyor, hayalimden geçirmediğim malzemelerle reçeteler üretiyorum. Kendime pempe, pırıltılı kapaklı yeni bir yemek defteri bile yaptım. Üstelik ben yemek yapmayı sevmem aslında. Ne oldu bilmiyorum, efsunlandım galiba.

Yemek pişirmenin dışında ikinci eylemim posta kutusunu kontrol etmek. Her seferinde sükût-u hayale (hayal kırıklığı yerine bu tabiri kullanmaktan özel bir zevk alıyorum) uğruyor ve postacının saçını başını yolma  planları yapıyorum. Umarım kel değildir.

Yemek yapıp postacı yolu gözlemekten artan zamanlarda yeni bir kitap okuyorum; "Arıza Babaların Çatlak Kızları". Adı gibi ilginç bir kitap, arka kapağın son cümlesiyle tanıtayım: "Aynı havanda dövülüp, aynı imbikte damıtılan insanların kimilerinin sirke, kimilerinin şıra, kimilerinin şarap olma öyküsünü anlatıyor."

Sonra film izliyorum, gösterime girdiğinde Ankara'da olduğum için izleyemediğim "Midnight in Paris" filmini seyrettim sonunda büyük bir keyifle. Her ne kadar filmin yarısında çalan telefon keyfime limon sıksa da pek aldırmadım. ADSL kampanyasıyla ilgili bilgi vermek isteyen bir kızcağız-daha önce de konuşmuştum sesinden tanıdım, helecanlı bir tip, böyle Yeşilçam filmlerindeki Suna Pekuysal'ın gençliği gibi-telefonu açar açmaz "Leylak Hanımla mı görüşüyorum" diye sordu. "Evet" dedim. "Vesaire kampanyasıyla ilgili bilgi vereceğim ama önce daha rahat hitabedebilmem için isminizi söyler misiniz" demez mi? Adeta suratına kapattım telefonu, bıkmışım zır zır aramalarından, bir de aptallıklarına tahammül edeceğim. Daha dün Ankara'daki bomboş evin telefonunun tarifesini bize sormadan değiştirip Temmuz'dan bu yana iki misli para kestiklerini öğrenmişim zaten, ne kampanya görecek gözüm var ne de reklamlarını dinleyecek kulağım.

Böyleyken böyle, halimi arzeyledim. Şimdi gidip arıza babalarla ve çatlak kızlarıyla ilgileneyim biraz. Kalın sağlıcakla anacım...

Not: Fotoğraf da konsepte uygun olsun dedim, mutfaktan...

27 Aralık 2011 Salı

BEKLEYRÜK...

Noel Babalar toplaşıp geldi. (PİE Kurabiye ellerine sağlık canım)


Eh bunu da aldık yılda bir de olsa.
Tüm eksikler tamam, buyur gel 2012...