Annemin ailesi annem 16 yaşındayken Niğde'den Ankara'ya taşınmış. İlk yerleştikleri yer Niğdeli çoğunluğun olduğu Kayabaşı Mahallesi olmuş. Öyledir ya, bazı şehirlerin bazı semtlerinde çoğunluk belli yörelerden göçen insanlardan oluşur. Şehrinden ilk kez temelli ayrılan dedem hemşerilerinin yoğun yaşadığı bir semti yabancılık çekmeyeceği ve güvenilir bir yer olarak düşünmüş olsa gerek. Eski Devlet Konservatuvarı arkasındaki kendi evleri yapılıp da taşınıncaya kadar bir süre orada oturmuşlar. O evin de bir süre sonra Hatip Çayı taşkınında yıkılacağından haberleri yokmuş haliyle.
Annem ben kendimi bildiğimden beri Kayabaşı'ndaki o ilk evinden, oradaki komşularından, arkadaşlarından bahseder dururdu. Annem bahsetmese Ankara'da böyle bir yerleşimden haberdar bile olmayacağım aşikardı. Bizim bildiğimiz Kale idi, onu da çocukluğumda anneannemin kuzenlerinden birinin orada oturması ve ara sıra o iki katlı ahşap evin gıcırdayan merdivenlerinden çıkarak onları ziyarete gidişimiz nedeniyle bilirdim. Binanın girişindeki küçük odada yüzlerce kanarya vardı, biteviye cıvıldar dururlardı, unutulacak gibi değildi zira.
Kayabaşı Kale'nin arka yamacına sıralanmış evlerden oluşuyor. Ankara uzmanı kardeşim dün aileye özel bir gezi yaptırdı bize ve yıllar süren merakımı böylece gidermiş oldum. Tabii ki mahalle son demlerini yaşıyor, evlerin çoğu yıkık dökük, çoğu terk edilmiş, kalanlarsa harap durumda. İçlerinde yaşayan insanlar yoksul, çocuklar bakımsız, tam bir perişanlık.
Mahalle kalenin eteğindeki ve benim fotoğrafı çektiğim taraftaki yamaçta kurulu. Osmanlı döneminden önce bu civarda sof ticareti ile uğraşan tüccarlar otururmuş, gayet varlıklı ve seçkin bir semtmiş. Ankara ile bağlantısı olan çoğu kişinin Ankara keçisi olarak bilinen tiftik keçisini ve bunlardan elde edilen "sof" kumaşını bildiğini varsayıyorum. Sof son derece değerli ve kaliteli bir kumaş türü olup yazın serin kışın sıcak tutarmış ve daha ziyade padişahların giysileri için kullanılırmış. Şu anda Ankara'da tiftik keçisini ara ki bulasın. Zaman içinde keçiler sof ticareti için gelip eski Sümerbank binasının yerinde bulunan Taşhan'da kalan İngiliz tüccarlar tarafından tıpkı bazı tarihi eserler gibi yurtdışına kaçırılmış, bizim sof Angora kumaşına dönüşmüş, onlar sof giyinirken, biz polyestere kalmışız 😄 Hal böyle olunca da o varlıklı ahali yok olmuş, mülkler el değiştirmiş, çoğu bakımsız kalmış ve bugünkü haline dönüşmüş. Muhtemelen şu aşağıdaki metruk konak o zamanlardan kalma:
Semt günümüzdeki bakımsız haline zıt olarak oldukça önemli tarihi yapılara da sahip. Bunlardan biri Selçuklu döneminden kalma "Kırklar (Kadılar) Mezarlığı. Ahi Elvan'ın, bazı ahi reislerinin, kadıların mezar taşlarının bu mezarlıkta olduğu biliniyormuş. Her ne kadar Ankara yoktan var edilmiş bir şehir olarak geçse de marşlarda gayet önemli bir tarihi alt yapısı da var, özellikle ahilik açısından. Mezarlık koruma altına alınmış:
Mahallede restore edilmiş 13. ve 15. yüzyıla ait iki cami gördük, Saraç Sinan ve Molla Büyük Camii. Ayrıca lüleleri kırılmış ve suyu kesilmiş olsa da iki tarihi çeşme çarptı gözümüze:
Kayabaşı'nda önemli bir kalıntı daha var, Roma Dönemi su yolu, Elmadağ'daki kaynağın suyu bu oluklar aracılığı ile bölgeye taşınmış:
Ve Maksem ya da diğer deyişle su terazisi, suyun dağıtıldığı bölge:
Bir ülkede bu kadar çok tarihi eser, önemli kalıntılar, kültürel miras olunca kıymeti bilinmiyor galiba, nasılsa elimizde çok var, yok olan olsun mantığı mıdır, parasal yetersizlik midir, liyakatsizlik midir bilemedim, keşke biraz daha değer bilir olsaydık.
Bunca önemli eserin, kalıntının arasında mahalle perişan:
"Hımış" tekniği ile yapılmış bu ev ne kadar güzeldi kimbilir gençliğinde. Ahşap iskeletin arasına tuğla ya da kerpiç doldurularak yapılan inşaat türüne hımış denilmekte imiş.
Bakkal kapalı ama kafe açık 😀
Bu da mahallenin tarihi simitçisi, gerçek Ankara simidi olduğunu iddia ettiler ama benim tarzım olmadığını yiyince anladım, fazla yumuşak ve tuzsuzdu. Başkaları sevebilir, zira odun ateşinde pişiyordu.
Kayabaşı'nda yokuşlarda ter dökerek, inişlerde tırnak sökerek yaptığımız epey yorucu ama faydalı ve keyifli yürüyüşümüzü orada yaşayanların durumuna hüzünlenerek ve annemi anarak bitirdik. Hayattayken onu buraya getirmediğimiz için de çok hayıflandık. Finali antikaların sergilendiği bir cafede kahvelerimizi içerek yaptık. Darısı diğer keşiflere...
















Ay Leylak Dalım instagramda da gördüm. Burada da ne güzel anlatmışsın. Görmek gezmek istediğim bölgelerden biri de oralar. Eve gidince iyice okuyacağım. Ayağına sağlık eline sağlık..
YanıtlaSil