.

.
.

2 Nisan 2021 Cuma

2 NİSAN (MART OKUMALARI)

Ben yazarken şunu dinliyorum, siz de okurken dinleyin. Ne zaman dinlesem kalbim titrer:


Pandeminin 1. yıldonümünü eda ettiğimiz Mart ayı, dert ayı bitmek bilmeden uzadı gitti, çok kitap okudum ama bir lokma şeker için bir kilo keçiboynuzu çiğnemeye benzedi. Onca kitabın içinden çok azını keyifle okudum. Bu ay genellikle anı ve biyografi kitapları ağırlıklıydı. Dişe dokunur diye düşündüğüm bir iki kitapsa ne yazık ki beklediğim tadı vermedi. Bakalım neler okumuşu:

-Devasa "2666" 4. bölümü Mart ayının başında, 5. ve son bölümü de sonunda olmak üzere nihayet bitti. Siz sağ, ben selamet. Açıkçası okuması oldukça zor ama müthiş bir kitaptı. Her şeyden önce yazara hayran olmamak mümkün değil. Bu kadar derin bir araştırmayı yapmak ve onu hasta halinde yazıp bitirmek olağanüstü bir durum. Her bir bölüm ayrı bir konuyu işlese de ortak yön Santa Teresa'da geçmesi ve her bölümdeki karakterlerin bir şekilde birbirleriyle bağlantısının olması. Özellikle 4. bölüm insanda ciğer böbrek bırakmayacak kadar kanlı bir bölümdü. Santa Teresa'da neredeyse salgın gibi devam eden kadın cinayetlerini ele almış yazar ve içine zerre edebi bir dokunuş katmadan açık açık anlatmış. Karın deşmeler, boğmalar, tecavüzler, kurşun yaraları gırla gitti. Bölümü bitirdiğimde dayak yemiş gibiydim. Son bölümde ise ilk bölümün ana karakterine dönüş yaptık. İlk bölümde adı var kendi yok olan yazar Benno von Archimboldi son bölümde teşrif edip bütün sayfaları kapladı. Doğumundan ters köşe eden son sayfalarına kadar Archimboldi'ye dönüşümünü okuduk. Kafamızdaki sorular açığa kavuştu, taşlar yerine oturdu. Oldukça zor bir okumaya isteğiniz varsa, gerçekten okumanıza değecek düzeyde ve ilginçlikte bir kitap okuma arzusundaysanız, bu kadar uzun sayfalar ve uzun monologlar sizi sıkıp yormayacaksa, kadın cinayetlerindeki kanlı anlatıma yüreğiniz dayanacaksa mutlaka okumalısınız derim...

 -Zorlu "2666" okumasının üstüne beni eğlenceli ve hafif bir polisiye paklar dedim ve Yıldız Alatan maceralarının 3. olan "Perisiz Köşk"ü okudum. Yine 80'lerde ve Zonguldak'taki Kömür İşletmesi lojmanlarında geçen bir cinayet öyküsünü aydınlattı orta yaşlı, terzi dedektifimiz. Fazla beklenti içine girmez ve akıcı bir okuma isterseniz Yaprak Öz'ün polisiyeleri ile güzel vakit geçirebilirsiniz.

 -"Fasulye Ayıklama Sanatı Üzerine Bir Tez"den oldukça umutluydum başlangıçta. Her şeyden önce ilginç ismi çarpmıştı beni. Eski bir elektrikçi ve saksafoncunun ağzından yaşam hikayesini okuyoruz 315 sayfa boyunca, tüm bunlar bir gün içinde, bir fasulye ayıklama eylemi sırasında oluyor. Edebi anlamda gerçekten iyi bir kitap ama onca sayfa boyunca bir monolog okumak zorluyor insanı, gönül biraz hareket istiyor. O nedenle pek keyif aldığım bir okuma olmadı...

 
-"Şöhret Dediğin" aslında daha önce basımı yapılmış bir biyografi imiş ama Netflix'de yayınlanan "Bir Başkadır" dizisinde Ferdi özbeğen'in klibi yayınlanıp da hayranları tarafından hatırlanınca düzenleyerek yeni baskısını yapmışlar. Sanatçıyı çok fazla dinleyen biri değildim ama biyografi ve anısever bir insan kişisi olduğum için bu tarz kitaplara pek hayır demem. Daha kapsamlı olabileceğini düşünüyorum, pek beklediğimi vermediyse de hayranları için ilgi çekici olabilir. 
 

 -Bu ay aynı çizerin (Fabian Toulme) üç ayrı grafik romanını okudum ve üçüne de hayran kaldım. "Beklediğim Sen Değildin" yazarın kendi hayatından bir kesit. Down sendromlu kızlarının doğum ve doğumdan sonra varlığını kabullenme sürecini anlatmış. Ama nasıl güzel anlatmış, hem anlatım, hem çizimler müthiş. Mutlaka okuyun derim...


-Türkiye doğumlu bir Sefarad olan Metin Arditi yıllar sonra bir baba-oğul hesaplaşması yapmış "Babam Omuzlarımda" adlı anı kitabında. İlkokuldan itibaren İsviçre'de bir yatılı okula verilmesi ve tüm eğitim hayatı boyunca ailesini çok az görebilmesinin onda yarattığı ruhsal tahribatları babasının ölümünden sonra onunla hayalen yüzleşerek yenmeye çalışıyor. Aşk ve nefretin birlikte yer aldığı klasik bir baba-oğul ilişkisi. İncecik bir kitap ama hayli doyurucu, tavsiye ederim.

 -Yeni kuşak gerçek anlamda bir müzik meraklısı değilse Ayferi adını duymamış olabilir. Sanatçının revaçta olduğu dönemler benim ergenlik çağlarıma denk gelir. O yıllarda gündemde olan daha ünlü olan kadın şarkıcıların biraz gölgesinde kalmış olduğunu düşünüyorum. Daha ziyade orkestra ve caz şarkıcısı olarak ün yapmıştı ama kitaba da adını veren "Çal Çingene Çal" adlı şarkısı epey meşhurdu. Kitap bir nehir söyleşi olarak hazırlanmış. Yazar onunla uzun sohbetler-bir kısmı zoom üzerinden-yaparak bu kitabı hazırlamış. Hayli kapsamlı bir kitap. Yaşı kemale ermiş Ayferi hayranlarının ya da benim gibi anıseverlerin ilgisini çekebilir. 

-Ali Smith'i "Sonbahar" ile tanımış ve sevmiş, "Gibi" ile daha çok sevmiştim. "Rastlantısal" biraz hayal kırıklığı yaratsa da  "Kış"ı çıkar çıkmaz almakta tereddüt etmedim. Lakin kitap kafamı karıştırdı, konunun içine giremedim, kim kimdir çözemedim. Sorun bende miydi, kitapta mıydı onu da anlayamadım. O yüzden size olumu ya da olumsuz bir fikir beyan etmek istemiyorum ama şu kadarını söyleyeyim bir "Sonbahar" değil...

 -Kitaba konu olan oyuncuyu tanımayan yoktur diye düşünüyorum. Bugüne kadar pek çok filmde izlediğimiz yün takkeli, sigaranın sarattığı bıyıkları ve eksik dişleriyle sıradan bir yardımcı oyuncu olarak gördüğümüz İhsan Yüce'nin ne denli bilge bir insan olduğunu kitapta dostlarının kaleminden okurken anlıyorsunuz. Değeri yeterince bilinmemiş, hep gölgede kalmış ama onlarca tiyatro oyununda oynayıp yüzlerce filmin senaryosuna katkıda bulunmuş ve oynadığı her rolü hakkıyla canlandırmış sanatçının ne denli dervişane bir karakteri olduğunu bu kitap sayesinde anlıyorsunuz. Yeşilçam'ı ve oyuncuyu sevenler için mutlaka okunması gereken bir kitap...

  

-Mutfağı konu alan kitapları her zaman sevdim, bunu da adından ve kapağından hareketle öyle bir kitap olduğunu düşündüm. Bir apartmanın çeşitli dairelerinde oturan insanların yaşadıklarını bir yiyecek üzerinden anlatmaya çalışan bir konusu var "Sofraya Bir Tabak Daha Koy"un. Sanırım öykü okuma konusunda biraz seçiciyim, o yüzden kitap bana biraz vakit kaybı gibi geldi...


-Amin Maalouf'u çok severim, tüm külliyatını okudum. "Empedokles'in Dostları"nı da yeni kitabı çıkmış diye sevinçle aldım. Yazar güncel bir distopya yazmak istemiş, ne diyeyim ben çok sevemedim. Çünkü distopyadan pek hazetmem. Nerede o eski kitapları, nerede bu diyeceğim ama distopyaseverleri kızdırmaktan korkarım :))) Yalnız o şifa tüneline girmek isterdim doğrusu :)


 -Çizer Fabien Toulme'den yukarıda bahsetmiştim. O kitabını çok beğenince hemen bu ikisini sipariş ettim. "Hakim'in Yolculuğu" bir mültecilik öyküsü ve hayli zorlu bir yolculuğu konu ediyor. Suriye'li Hakim'in ülkesindeki karışıklıklar sonrası işine el konup yaşamı da tehlikeye girince ülkesini terkedip Fransa'ya yerleşene kadar yaşadıklarını anlatmış çizgileri ve anlatımı ile Toulme. Kendi halinde bir bahçıvan olan Hakim'in, 1. kitap Suriye'den yola çıkıp Lübnan ve Ürdün üzerinden Türkiye'ye, 2. kitap ise Antalya'dan İstanbul'a ve İzmir'e, oradan kaçak botlarla Yunanistan'a geçmesini konu alıyor. Hakim'in maceraları 3. kitapta devam edecek ama henüz o kitap yayınlanmamış. Çizimler yine enfes, hele Türkiye çizimleri çok tanıdık. Antalya'da "Falez Park" tabelasını görünce yüzüme kocaman bir gülümseme yayıldı. 3. cildi sabırsızlıkla bekliyorum ve grafik roman sevenlere mutlaka okuyun diyorum.

-"Fresko Apartmanı"nı okuduktan sonra bir daha asla kapağa aldanarak kitap almamaya karar verdim. Artık aynı konuların aynı kişiler üzerinden işlenmesinden sıkıldım. 6-7 Eylül olayları sonrası sevdiği kadın intihar edince onun apartmanını satın alıp her dairesine ihtiyacı olan birini yerleştiren Kirkor'un  ve kiracılarının öykülerinden oluşan bir kitap. Bence bu da vakit kaybı...


-Mart ayının son kitabı beni siyah-beyaz Yeşilçam yıllarına ve çocukluğuma döndüren bir kitap oldu. Türk sinemasının duayenlerinden Türker İnanoğlu'nun anlatımıyla anılarını Serpil Akıllıoğlu kaleme almış. Tüm sevdiğim eski oyuncular önümde resmi geçit yaptı adeta. Pek çok anıya ve anekdota yer verilmiş ama sahiplerinin mahremine ve çok özel hayatına ait herhangi bir bilgi vermekten kaçınmış İnanoğlu. Sinema seven, özellikle de Yeşilçam filmlerine ilgi duyan biriyseniz bu kitabı mutlaka okuyun derim...

Mart ayı nitelik anlamında çok doyurucu olmasa da nicelik olarak epey kitaba evsahipliği yaptı. Bakalım Nisan kitapları neler olacak. Kendinize dikkat edin, sağlığınız koruyun, çok sevgiyle...

 

 







7 yorum:

  1. Amin Malouf üzdü ya, güzel bir tarihi roman yazsa da gene okusak.

    YanıtlayınSil
  2. Senin kitap yorumlarından çok yararlanıyorum.Kitap seçimimde rehber oluyorsun.Teşekkürler.Keyifli okumalar

    YanıtlayınSil
  3. Fabien Toulme'nin kitaplarını alacağım.

    YanıtlayınSil
  4. Öyle devasa bir kitabı bitirdikten sonra, hiç başka bir şey okumasan da olurdu, zaten.
    Tebrik ediyorum seni, Leylakcığım. :)
    Şevval'in sesini ve tarzını çok seviyorum, şarkı güzel o ayrı. :)

    YanıtlayınSil
  5. Dolu dolu geçmiş Nurşen Abla.
    2666 geçen seneden beri listem de lakin senin de yazdığın sebeplerden ve ma aile 7/24 evde olduğumuzdan şu an okuyamayacagim bir kitap.
    Sevgiler, selamlar 💋 k🌸

    YanıtlayınSil
  6. Ben en çok Gül Gibi Zabıta Dururken kitabını merak ettim. İlk fırsatta bakınacağım.
    Bu ay da epey kitap okumuşsunuz ne güzel ♥

    YanıtlayınSil
  7. Yaprak ÖZ'ün ismini çok ama çok duydum, eh sen de okunablir diyorsan hemen bir tane edinmeliyim o halde :)

    YanıtlayınSil