.

.
.

20 Nisan 2021 Salı

20 NİSAN (HİŞT HİŞT)

Uyanır uyanmaz balkona attım kendimi, henüz canlanmaya başlamamış sokakta kimsecikler yoktu. Derken "Hişt, hişt" diye bir ses duydum. Bakındım, kimseler yoktu. Tekrar geldi ses: "Hişt, hişt!". Haydaa, Sait Faik miyim ben, Burgaz Ada mı burası? Bir "Hişt, hişt!" daha, derken keşfettim. Karşı balkona çıkarılmış kanarya kafesinden geliyor ses. Kanaryacık da benim gibi sıkılmış, muhabbet edecek adam arıyor, bana seslenmiş. "Buyur" dedim, "derdin ne?". "Beni balkona atıyor bunlar, kendileri içerde bir sohbet, bir sohbet" dedi, "bir yardımcı olsanız". "Valla Fenerbahçeliyim kanaryam güzel kuşum ama sahiplerinle hiç muhatap olmuşluğum yok, o nedenle yardımcı olmam da mümkün değil, sen karşıdaki teyzeye anlatsan derdini, o seviyor balkondan balkona muhabbeti. Belki bir faydası olur". "Senden yardım isteyende zaten kabahat" dedi, eğdi boynunu, döndü arkasını, ben de döndüm arkamı, girdim içeriye.

Kırlara çıkamasam da kısa bir süre kendimi Sait Faik gibi hissetmek iyi geldi, eşyalar ve hayvanlar konuşuyor bazen benimle, gerçekten. Ev telefonum mesela, kapatırken "Yürü git!" diyor. Terbiyesiz. Ne kadar uğraştıysam da düzeltemedim ağzını-pardon ahizesini. Ben de bitmiş pilini yenilemeyerek cezalandırıyorum kendisi. Çalıp duruyor, açmıyorum. Terbiyeli cep telefonumdan arasın aramak isteyen, o her seferinde Refik Talat'ın "Mahur Saz Semaisi" ile sesleniyor bana. Dinlemek ister misiniz?


Nisan ayı İstanbul Film Festivali ile başladı ve sürüyor. Pandeminin yegane faydası festivali evimize getirmek oldu sanırım. Hergün bir film izliyorum, bazen iki. Dün mesela önce bir İran filmi olan "180 Derece Kuralı"nı izledim, çok beğendim. Tüm İran filmleri gibi sakin, sade ve abartısız ama aynı ölçüde etkileyici bir filmdi. Sonra elime Kemal Varol'un son kitabı "Kara Sis"i alıp balkona çıktım. Hava bir garip, bulanık, nemli ve sevimsizdi. Çınarımı geçen sene eşeklemesine budadıkları için artık yaprakları balkona sarkmıyor, bizleri de karşı apartmandakilerin gözlerinden saklamıyordu. Canım sıkıldı, bir süre dallara konup kalkan kumruları izledim, hayli samimiydiler, "Geldi bahar ayları/Gevşer gönül yayları" moduna geçmişler. Çınara "çabuk büyü" diyerek girdim içeri, o konuşmuyor ama beni anlıyor.

Baktım yapacak iş yok, "Doğan Apartmanı Belgeseli"ni açtım. İstanbul'da en sevdiğim binalardan biridir, vakt-i zamanında bir arkadaş aracılığı ile girip gezmişliğim de vardır. Herhalde çok param olsa ve İstanbul'da yaşasam bir daire almak için fırsat kollayacağım yerlerin başında gelirdi. Belgeseli izledim izlemesine de renklerinde ve senkronizasyonunda sorun vardı, pek keyif almadım. Hem bana ne ya, "zenginin malı züğürdün gözünü yorar" di mi 😃 Hoş o göz değil çene idi ama olsun varsın, kim var konuşacak etrafta ki çenemi yorayım, ancak göz yorabiliyoruz. 

Öyleyse göz yormaya devam dedim ve Mubi'ye yenilerde gelen bir başka İran filmini açtım, geçen yıl Berlin'de Altın Ayı'yı kapmış, İran'da siyasi yasaklı olduğu için yönetmen Mohammed Rasoulof'un gizlice çektiği "Şeytan Yoktur/Sheytan Vojud Nadarad"u. İran'da sıklıkla uygulanan idam cezasını konu alan bir film ve çok çarpıcı dört hikaye ile anlatılıyor. Ana tema "idama hayır diyebilmek". 2,5 saati bulan uzunluğuna rağmen soluksuz izledim. Denk getirdiğinizde mutlaka izlemenizi tavsiye ederim. 

Böyle böyle akşamı bulduk haliyle, mevsimin ilk zeytinyağlı fasulyesini yiyerek akşam yemeğini de eda ettikten sonra tam elime kitabımı alıyordum ki kızkardeşin yolladığı Füruzan söyleşisi çarptı gözüme. Kitaba geçmeden onu da okuyuverdim. Füruzan'ın ilk kitabı "Parasız Yatılı"nın 50. basım yılı nedeniyle YKY bir koleksiyon kitap çıkardı. 5000 adet basılan bu özel kitabın 4683 numaralı olanı benim kitaplığımın en güzel yerinde şimdi.

 

Pandemiye değmediğim bir yazı yazmak istedim bu sefer, Sait Faik'le başladım madem yine onunla bitireyim:

Bu sefer yakaladım. Bahçıvandı. Oydu oydu.
— Hadi, hadi, yakaladım bu sefer seni, dedim.
— Yok vallahi, dedi. Vallahi daha kesmedim bakla, senden ne diye
saklayayım, parasıyla değil mi?
— Sen değil misin «hişt hişt» diyen?
— Ben de duyarım bir ses, amma bulamam nereden gelir?
Nereden gelirse gelsin; dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, hayvandan, ottan, böcekten, çiçekten… Gelsin de nereden gelirse gelsin!.. Bir «hişt hişt» sesi gelmedi mi fena. Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları...

- Hişt hişt!
- Hişt hişt!
- Hişt hişt

(Sait Faik ABASIYANIK, Alemdağ'da Var Bir Yılan)


 




12 yorum:

  1. Çınarın bu hali bile çok güzel. Neden öyle haşin bir şekilde budamışlar ki? Ben de aynı dertten muzdaribim bu ara. Benim balkonuma kadar uzanan akasya ağacını öyle fena budamışlar ki benim balkona çıkmayı bırak çiçeklenecek mi ondan bile emin değilim :(

    Füruzan'ın parasız yatılısını ilk okuduğumda üniversite 1 yazındaydım. Bırakmak istememiştim elimden. yeniden okusam ne iyi olacak...Yeniden okumak istediğim o kadar çok kitap ve o kadar az zaman var ki halbuki. bu ara vedat türkali'nin mavi karanlık'ı çekiyor beni mesela tekrar oku beni diyerek :)

    şu söyleşi nerede çıktı? ben de okumak isterim :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ah sormayın, çınar geçen yıl o kadar güzeldi ki, bırakın bizim balkonu sokağın bir bölümünün üstünü kameriye gibi kaplıyordu. Rüzgarda çok sallanıyor, kırılıp düşer diye belediye ekipleri gelip budadı. uzman olduklarını düşünmüyorum, cart cart rastgele kesip gidiyorlar, tepeden tepeden budamışlar, uzar mı o? Aynı Kuğulu Park'ın asırlık ağaçlarını Çankaya Belediyesinin budayıp kuşa çevirdiği gibi oldu.
      Füruzan aşkımı beni takip edenler iyi bilir, Parasız Yatılı'nın her basımı var evde, kendi seçimimle aldığım ilk kitaptı lisede iken, hala durur aşınmış bir halde kitaplığımda. Bu prestij baskısı 50. yıl için. Benim favorim Edirne'nin Köprüleri öyküsü. Söyleşi YKY nin Kitaplık Dergisinde, 50 yıl için çıkan son sayıda. Mavi Karanlık benim de en sevdiğim Vedat Türkali kitabıdır. Ah keşke vakit olsa da tekrar okusak ama evdeki kuleleri kim bitiriecek o zaman :)
      Sevgiler...

      Sil
    2. evet işte ben de tam o ikilimdeyim. Zaten çok etkin kitap okuyamıyorum bu salgın döneminde. bir de eskilere tekrar dadanırsam başucumdaki okunacak kitaplar kulesi ne olacak :P Dergiyi almak farz oldu o halde :)

      Sil
    3. Ne yapsam erimiyor o kuleler, zira sürekli besleniyor :)Aslında çok istiyorum bazılarını tekrar okumak ama zaman yetmiyor...

      Sil
  2. Doğan Apartmanı Muhsin Bey filmine ev sahipliği yapmış geçen rastladım.Çok farklı şimdiki hali ile o zamanki hali:)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Biliyorum Muhsin Bey'in orada çekildiğini, Eşkiya'nın son sahnesi de orada çekilmiş sanırım. Belgeselde de bahsediyorlardı zaten. Belki filmde özel olarak dekor yapmış olabilirler daha gerçekçi olsun diye. Malum Muhsin Bey oralarda oturabilecek maddi düzeyde değildi :)

      Sil
  3. Telefonun gerçekten mahur saz semaisiyle mi çalıyor? Çok hoş! Nasıl duyuyorsun peki? Sakin sakin çalıyor, kalabalıkta sokakta duymak zordur, sanki?
    Şeytan Vardır'ı bu sabah tamamladım, ancak İKSV'deki İran filmine geçemedim henüz. Şeytan Vardır çok etkiledi beni, kousuyla üzdü ve yordu, anlatımıyla büyüledi. Üstüne bugünlük başka İran filmi seyretmeyeyim dedim, yarına artık. :)
    Füruzan'ın Parasız Yatılı'sını ortasonda filan okumuş olmalıyım. Çarpmıştı beni o yaşımda. Şimdi yeniden okusam, madem 50. yıl...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Evet canım Mahur Saz Semaisi çalıyor, ses yüksek çıktığı için çok rahat duyuyorum. Bazen çalmaması gereken yerlerde çalıveriyor sesini kısmayı unuttuğum için, kapatacakken insanlar dinlemek istiyor, o da ilginç oluyor.
      Film beni de aynı senin dediğin şekilde etkiledi ama enfes çekilmiş bir filmdi, hele de gizlice çekildiği düşünülürse. İlk öyküdeki o idam sahnesinde ekrana bakakaldım, çok hüzünlüydü, o süzülen idrarlar falan.
      Parasız Yatılı'daki öyküleri kaç kere okudum bilmiyorum, öyle çok severim...

      Sil
  4. Konuşan eşyalar.
    Çocukluğumda ananemşn bir gardrobu da “anneeea” derdi, öyle severdim ki oyunlarımın baş tacıydı o ses, bebeğimin ne zaman anne demesi gerekiyorsa bir gardrobu açar kapardım :)) Çok iyi bilirim konuşan eşyaları ve çooook severim.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzeldir ya, eşyaların sesinden anlam çıkarmak, bulutları bir şeylere benzetmek. Hayal gücü gelişmiş insanlara bayılıyorum. Konuşan eşyalarımız ve onları dinleyen sahiplerine sevgiyle Cerencim...

      Sil
  5. Başlığı okur okumaz aklıma geldi benim de Sait Faik :) Aslında insanın aklına Sait Faik diyince romanlar hikayeler gelmeli ama bana hep tiyatro geliyor. Meraklısı için öyle bir hikaye çok sevdiğim bir tiyatro oyunuydu çıktığı gibi diğerdim neredeyse her sene. Sonda verdikleri büstü hiç kazanamadım ama :(
    Doğan apartmanı gerçekten inanılmaz güzel bir yapı insanın baktıkça bakasının geldiği kendi başına bir tarih ama İstanbul'da yaşadığım halde içeri girmem imkansız zaten de dışarıdan bile göremedim sadece fotoğraflarına bakıp hayran hayran iç çektim şimdiye kadar :')

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ah tiyatroya, sinemaya, konserlere hasret kaldık.
      Doğan apartmanına hayranım, bahçesi, manzarası, iç avlusu, balkonları her şeyi mükemmel. İçeri almıyor zaten kapıdaki görevli, biz bir emlakçı arkadaşın aracılığı ile kiralık bir daireyi gezebilmiştik içeri girip.

      Sil