.

.
.

6 Ocak 2020 Pazartesi

6 OCAK (2020'NİN İLK YAZISI, 2019'UN SON KİTAPLARI)

2020'nin ilk haftasını tırnağı batmış bir ayak parmağı ile geride bıraktım. İnsanın neresi ağrırsa canı oradadır derler ya, o miniminnacık batık 3-4 gün boyunca canıma okudu. Bu aralar aşırı koşuşturmalı günler geçirdiğimden kendimi biraz ihmal ettim haliyle, geciken pedikür de bana yol, su, elektrik olarak dönüş yaptı. Malum deplasmandayım, alışkın olduğum pedikürcüm Antalya'da kaldı, burada iken düzenli olarak gittiğimin yeri ise eve biraz mesafeli. Tanımadığım yerlere enfeksiyon yapmış parmakla cesaret edemediğim için fırsat bulup gidene kadar epey sektim ayağımın üstünde. Neyse iki gün önce gidebildim de çilem sona erdi, "Dünya varmış" dedim. Ayakları ve elleri mutlu edince saçlar isyan etti: "Heyt, bize de, bize de, bize de, ellere var da bize yoh mi?" dediler. Haklılar, onlar da epey ihmal edildi zira, koştum kuaföre. Kuaförümün babası yatalak, biraz sıkıntılı o yüzden, saçlarımı boyarken yaşlılık ve hastalık üzerine felsefi ve psikolojik açılımlarla(!) dolu bir muhabbet geliştirdik 😃 Boyanın süresi dolana kadar da radyatörün dibine konuşlanıp "Terk Edenler" isimli kitabımı okudum. Kitabım macerakitabım Özlemciğimin geleneksel yeni yıl hediyesi. Lale ve onunla neredeyse bloglarda arkadaşlık kurduğumuzdan beri devam ettirdiğimiz bir rutin bu, yeni yıl için kitap hediye ediyoruz birbirimize ve yılın ilk okumalarını o kitaplarla yapıyoruz. Tabii hepimiz de çok okuyan kişiler olduğumuzdan hangi kitabı istediğimizi sorarak alıyoruz, böylece daha önce okunmuş olması riskini ortadan kaldırıyoruz. Bu yıl bu rutine iki arkadaşım daha dahil olmak istedi, artık Zero ve Qunegond ile de yeni yıl kitaplaşması yapacağız ve bu 4 kitap yılın ilk okumalarını oluşturacak. Son derece keyifli bir iş bu, dilerim yıllarca sürdürürüz. 

Nereden nereye atladım, kuaför diyordum. Boyanın süresi dolunca saçım yıkandı ve şekil vermek için aynanın önüne davet edildim. Cevriye beni oturup kalkmalarda zorladığı için koltuğa yerleşirken aynanın önündeki cam rafa tutunmamla rafın kucağıma düşmesi bir oldu. Ufff! Fena halde utandım, bir yandan da şiddetli bir gülme isteğiyle doldum, tırnaklarıma baka baka gülmemi zor engelledim. Saçım şekillenir şekillenmez de kaçtım dükkandan. Yol boyu aklıma geldikçe güldüm, neyse ki cam kırılmadı. Sanırım arkamdan tamirata girişilmiştir 😃

Bir haftalık sürece yılın ilk etkinliğini de sığdırdım. Akün Sahnesi'nde Ankara Devlet Tiyatrosu oyuncularının sergilediği "Siyahlı Kadın/Bir Hayalet Oyunu" sanırım bu yıl izleyeceğim oyunlar içerisinde ilk sıralardaki yerini uzun süre koruyacak. Son derece zor bir metni büyük bir başarı ile sahneye uyarlamış yönetmen, aktörler ise resmen rollerini konuşturmuşlardı. Efektler, ışıklar, sinevizyon gösterileri ile oyun insanı ürküten bir şenliğe dönüşmüştü. Bilet alırken oyunun içeriğini okuduğumda haylı korkutucu olduğu, hamile ve kalp hastaları ile 13 yaşın altındaki çocukların izlememesi gerektiği belirtilmişti, gülüp geçmiştim. Meğer haklılarmış, ciddi anlamda yürek hoplatan sahneler vardı ama her şeye rağmen çok başarılı bir sahneye konuş gerçekleştirilmişti. Ankaralı tiyatroseverlere kaçırmamalarını öneririm. 

Ve Aralık ayında okuduğum kitaplara gelecek olursak; 2019 başında Goodreads'a yıl içinde okumayı planladığım kitap sayısını 120 olarak belirlemiştim. Gelgelelim Aralık ayına geldiğimde sayı hala 104 idi. Öyle bir yüklendim ki zavallı gözlerime yıl sonunda 120+1 ile hedeflediğim sayıya ulaşmış, hatta 1 fazlasını bile okumuştum. Şimdi gelelim okuduğum ay içinde 17 kitaba:



-"Bir düşe pişman olmak insanın yapabileceği en yıkıcı eylemdir"
Roy Jacobson'un "Görülmeyenler"i İskandinav edebiyatını çok esven benim için son derece doyurucu bir okuma oldu, adada yaşayan bir avuç insanın çetin ve yorucu mücadelesinin tersine sakin bir su gibi akan üslup ve gündelik yaşam ayrıntıları tam tarzım olan okuma biçimiydi. "Görülmeyenler"i çok sevdim, doğayla savaşan ve kimi zaman galip, kimi zaman mağlup çıkan ama hiç pes etmeyen insanlar 3 günlük okuma süresince adeta ailem oldu. Okuyan pişman olmaz diyorum.




-"Beyaz Deniz" aynı yazarın "Görülmeyenler"in devamı niteliğindeki bir diğer kitabı. İlk kitabın çocuk kahramanı İngrid bir genç kadın olarak adasına geri döner ve dünyayı kasıp kavuran bir savaşın adadaki yansımalarıyla baş etmeye çalışır. En az ilki kadar güzel olan bu kitabı da mutlaka okuyun...


-Arka kapağında eleştirmenlerin büyük beğenisini kazandığı söylenen ve bir çok ödül alan bu kitabın nesi beğenilmiş, neyine ödül verilmiş anlayamadım. Yazarın kendini anlattığı giriş yazısı bile kitabın içeriğinden daha güzeldi. Adının hoşluğuna aldanarak bir daha kitap almama kararımı pekiştirdi "Mango Sokağı'ndaki Ev". Bu ay okuduğum gereksiz kitaplardan biri oldu, ben ettim, siz etmeyin...



-Sayako Murata ilk kez okuduğum bir yazar, kitabın kahramanı Keiko Furukura'da hayli ilginç bir tipleme idi. 18 yıldır aynı süpermarkette kasiyerlik yapıyor, hem de aşk ile, şevk ile. Ancak bir de içinde yaşadığı toplum ve onun dayatmaları var ki, işte orada işin rengi değişmeye başlıyor. Değişik bir konu, yine tekinsiz bir anlatım. Tipik Uzakdoğu kitaplarına bir örnek daha, müthiş bulmadım belki ama okunası...


-İsminden anlaşılacağı üzere biraz da polisiye ile dalga geçen bir kitap "Bence Katil Öldürdü". Oldukça eğlenceli, bol resimli, yanlarda açıklayıcı bilgilerle bezenmiş, farklı bir polisiyemsi, gülerek ve severek okudum...


-Bir başka polisiye daha, "Benim Canım Ailem"de Başkomiser Galip'in üç farklı macerası, üç farklı öyküde anlatılmış. Çağatay Yaşmut'un son kitabı ama açıkcası diğer kitaplarını daha çok sevmiştim. Bunun için ancak "Eh işte!" diyebilirim.


-"Ermeni Ninem" gerçek bir yaşam öyküsünden yola çıkarak yazılıp çizilmiş, bir acıya tanıklık eden sarsıcı bir grafik roman. Bu türü sevenlere önerilir...


-Ve bir polisiye ve bir "Ne diye okudum ki?"sorusu daha. Daha kitabı bitirmeden akıldan uçan, herhangi bir duygu yaratmayan bir okuma oldu "Rakun". "Ben ettim, siz etmeyin"lere ekleme yapabilirsiniz :)


-"Maruzatım Var" İnstagram ve Twitter aracılığı ile tanıştığım ve yüz yüze gelemesek de varlığından mutlu olduğu Nurhan Suerdem'in ilk kitabı. Ustalıkla kotarılmış, ince bir mizah içeren, ilk kitap olduğuna insanın inanamayacağı  kadar yetkin, çok okunası 10 öyküden oluşuyor. Bence kendinizi mahrum bırakmayın...


-Kült olmuş bir filmi izlemediğim için utanarak bari kitabını okuyayım düşüncesiyle aldığım "Postacı Kapıyı İki Kere Çalar" benim için zaman kaybından başka bir şey ifade etmedi. Tercüme mi yetersizdi, zamanın ötesinde mi kalmıştı bilmiyorum ama üşenmeyip filmini izlemek daha iyi fikirmiş.


-Amerikan edebiyatının en tekinsiz yazarlarından biridir Joyce Carol Oates. Kitaplarından edindiğim kanaate göre-yanılma hakkımı saklı tutarak-biraz sevimsiz ve aksi olduğunu da düşünüyorum ama yine de yazdıklarını seviyorum. "Kapılarımı Kapatıyorum" son kitaplarından biri ve biyografik izler taşıyor sanki. Kitabın kahramanı Calla, 1900'lerin başlarında kendi olmak dışında her türlü baskıyı reddeden ve toplumca kabul edilemeyen bir aşka kollarını açan bir kadın ve yazarın büyük büyükannesinin bizzat kendisi olmasa da esinlenildiği çok aşikar. Severek okuduğum bir novella oldu...


-Kitabın başında gerçek olduğunu düşünürken yazarın kurguladığı bir karakter olduğunu anladığımız kollarını kullanamayan ve ayaklarıyla çekim yapan fotoğrafçı Tomas Dumas'ın, onun biyografisini yazan sanat tarihi profesörü Anders'in ve Tomas'ın son fotomodeli Maria'nın etrafında gelişen, Paris'ten Münih'e, oradan İstanbul'a uzanan tuhaf, egzantrik bir öykü "Tomas Düşerken". Başlarda iyi giderken, değişik bir okuma gibi gelirken sayfalar ilerledikçe iş çığırından çıkıp garipleşti ve "Ne oluyoruz yahu!" dedirtti. Genelde beğenilmiş bir kitap olarak görünüyor Goodreads yorumlarında ama bende aynı duyguyu uyandırmadı. 


-Bu yıl okuduğum en kötü kitaptı diyeyim, siz anlayın. Üzerine yazmaya bile değmez, ne diye almışım ki 😃


-Fransa'ya göç etmiş Japon bir ailenin Fransız gibi yetişmiş kızı Keiko, çok iyi Japonca bilen Fransız sevgilisi Pierre ile üniversite bursu ile Fransa'ya gider. Başlangıçta her şey yolunda giderken Keiko Fransız kimliğinden sıyrılıp kendini hiç yaşamadığı Japonya'ya aitmiş gibi hissetmeye başlar. Tuhaf ruhsal değişiklikler yaşar ve Pierre'den uzaklaşmaya başlar. "Bebek Töreni" bu ay okuduğum en iyi kitaplardan biriydi, öneririm. 


-Sevgili Natali'nin armağanı "Feniçka" az sayfalı ama dolu dolu bir kitaptı. Zeki, güçlü, ayaklarının üstünde durabilen bir kadın ve 1800'lü yılların kapalı toplumu. Hoş zamanımızda ne değişti o da tartışılır ya. Zamanının feminist öncülerinden sayılabilecek Fenya'yı anlatan "Feniçka"yı severek okudum. 


-Uzun süredir biten baskısı nedeniyle edinemediğim "Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk"u yeni baskısı çıkar çıkmaz kaptım ve benim için yıl sonunda gerçek bir altın vuruş oldu. Felsefe doktorası yapıp sonra da bir çamaşırhanede müdür olarak kapasitesinin çok altında bir işte çalışan Gerhard Warlich'in varoluş çabaları, kendini sorgulamaları son derece incelikli bir dille, ayrıntılar, derin gözlemlerle anlatılmış. Kısacası ben çok sevdim. Pek kolay bir okuma olmayacağını baştan söyleyerek tavsiye ediyorum...

Oku oku bitmiş ama yaz yaz bitmedi. 2020'de daha çok kitapla buluşmak dileğiyle kalın sağlıcakla...

7 yorum:

  1. Minik "Umut" ne çok değişiklik yaşatıyor size değil mi? Varsın biraz karışıklık olsun, geçmiş olsun deriz geçer, ki geçmiş bile. Adıyla güzellikler yaşasın. :)
    Bu arada kitap okuma hızına tekrar şapka çıkartıyorum, hayranlıkla selamlıyorum.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sağol canım benim, olağan şeyler böyle mucizevi bir olay için, bundan sonrası güzel olsun, anne-babasını yormasın inşallah. Adı gibi umut getirsin herkese.
      Ah kitap okuma hızım :) Son ay inat ettim 120 için ve başardım. Aslında gereksiz yarışmalar bunlar, nicelikten ziyade nitelik önemli ama eline aldığın kitap bilinmez bir kapı, açınca ne göreceksin okumadan belli olmuyor. Yine de fena değildi okumalarım, aynı performansı 2020 den de beklemekteyim, çok sevgiler...

      Sil
  2. Vay beee dedim 17 sayısını görünce :) Bütün seneye 22 kitap sığdırdığımı düşününce şaşırmam gayet normal sanırım :)

    Bu sene bir Cevriye de bende hortladı. Sızladığında aklıma siz geliyorsunuz :)

    Keyifli günler diliyorum ♥

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ay sizin Cevriye bir an önce çekip gitsin, hiç ağırlanacak bir misafir değil o, geçmiş olsun.
      Bazen sayıdan ziyade okunanın kalitesi önemlidir, dert etmeyin.
      Ben de hem keyifli bir gün, hem güzel bir yıl diliyorum...

      Sil
  3. Feramuş Dede kitabını ben de görsem alırdım, kapak çok yanıltıyor bazen :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ben de kapağa aldandım ama bu kadar bozuk bir Türkçe olamaz...

      Sil
  4. 2020’de daha çok okuyabilmeni diliyorum

    YanıtlayınSil