.

.
.

10 Eylül 2009 Perşembe

SELDE KALANIN HALİNDEN, SELDE KALAN ANLAR...


Dün İstanbul'da yaşananlardan sonra bilgisayar başına oturup yazma isteğim kırıldı, ruhum daraldı, üzüldüm, öfkelendim, incindim. Hadi doğa coştu, beni sürekli hırpalayan şu insanoğlunu bir cezalandırayım dedi, ya sonrası? Tedbirsizlik, ihmâlkarlık, adam sendecilik, kadercilik ve hafızasızlık. Giden onlarca can, geride kalanların acıları, trilyonlarca liralık maddi hasar ve en yakıcısı da insani değerlerin giderek kaybolduğuna şahit olmak. Selde zarar görenlere yardım elini uzatmak yerine, uzattıkları ellerini canı yanmış insanların mallarıyla geri çekmek, bu nasıl bir vicdandır? Benim insanlıktan yana umudum giderek tükenmekte...

Hatırlamamın mümkün olmadığı kadar uzun yıllar önce, 1,5 yaşındayken ailemle birlikte bir sel felaketinin tam ortasında kalmışım ben de. Yine bir Eylül günü (neredeyse aynı gün 11 Eylül), Ankara'da Hatip Çayı'nın taşması sonucu oluşan bu sel felaketinde 185 kişi ölmüş ve çok büyük maddi hasar meydana gelmiş. Bu konuda o çok güvendiğim hafızamın bana hiç yardımı yok, bütün bildiklerim anlatılanlardan. Ama bu sel hayatımız üzerinde o kadar derin bir etki yapmış ki yıllar yıllar boyu konuşuldu durdu. Hem nasıl anlatılmasın, çocukluğumu ve ilk gençliğimi bu sel baskınında evlerini kaybedenler için yaptırılmış bir sitede geçirdim ben. 4 blok ve herbirinde 24'den, 96 daire bulunan bu konutlar yıkılan evlerin sahiplerine uzun taksitler ve düşük faizlerle tahsis edilmişti ve çoğunda -özellikle ilk yıllarda- bizzat evsahiplerinin oturduğu evlere girdiğinizde mutlaka selden izler görürdünüz. Bu kimi zaman yitirilen bir evladın veya eşin duvardaki resmi, kimi zaman su ve balçık altından çıktığı için yarısı erimiş bir halı, kimi zaman lekeli örtüler, kimi zaman giyilemeyecek hale gelmiş ama temsil ettiği olayın ve selin anısına saklanmış bir gelinlik elbisesi olabilirdi. Bir de fotoğraflar; beni çok etkileyen, her baktığımda içimi sızıyla dolduran sararmış, çamur lekeli, orası burası kopmuş fotoğraflar. Anneannemin albümünü kucağıma koyar, selden kurtarılmış olan fotoğrafları ayırır, arkadaşlarıma gösterir, adeta övünürcesine "Bak, bunlar selden çıktı" derdim, aldığım cevap hazin olurdu: "Bizde de var." "Selden çıkma" sözcüğü dillerin, "sararmış fotoğraflar" evlerin olmazsa olmazıydı. En çok da onların üstüne titrenirdi; kaybolan, bir daha geri gelmesi imkansız hayatların, geçmiş güzel günlerin, azgın suların altında yokolan yuvaların yadigarlarıydı onlar.

Sel felaketinin yaşandığı sırada anneannemin 2 katlı evinde annemle birlikte misafirmişiz. Babam bizi Ankara'ya getirmiş, sonra da görevli olduğu ilçeye dönmüş. Annem annesine, anneannem, dedem ve benden birkaç yaş büyük afacan dayım da bizlere kavuştukları için mutlular. O Eylül günü herkes gündelik hayatın sıradanlığı içinde, birkaç saat sonra başlarına gelecekten habersiz yaşamlarını sürdürmekte imişler ki koşturarak gelen dayım "Anne, sel geliyormuş" demiş heyecanla. Evin anahtarlarını kaybettiği için dayıma kızgınlığı devam eden anneannem bu söylemi ciddiye almadığı gibi "O sel gelse de seni bir götürse" diye ilenmiş ve evişlerine geri dönmüş. Bir süre sonra tepede uçaklar dönmeye ve anonslar yapılmaya başlanmış: "Hatip çayı taştı, sel geliyor, evlerinizi boşaltın" mealinde. Kimse ciddiye almamış bu anonsları da, zira ortada bir istimlâk söylentisi dolaşıyormuş, bunun da evleri boşaltıp istimlâk etmek için düzenlenmiş bir tuzak olduğunu düşünüyormuş semt halkı. İşte en çok bu gaflet sebep olmuştur bunca can kaybına. Sel geldiğinde ise evleri boşaltmak için çok geçmiş. Tek katlı evi olanlar dedeminki de dahil civardaki iki-üçkatlı evlerin üst katlarına sığınmış korkuyla bekleşiyorlarmış. Her yıl olan ufak tefek su baskınlarına alışmış anneannem, bu defaki selin çok ciddi olduğunu anlamış ve anneme "Çocuğunu al da kaç" uyarısıyla kendisini evin önündeki bir ağaca atmış, annem de kucağındaki minik kızıyla, yandaki tepesi kesik at kestanesi ağacına tünemiş (bundandır at kestanesi ağaçlarına duyduğum minnetle karışık sevgi). Zaten birkaç dakikaya kalmadan ev ortadan bıçak gibi kesilmiş ve sular üst katı önüne katıp götürmüş. O ağaçların üstünde korkuyla titreyerek ne kadar kalmışız meçhul. Yardımımıza bir yüzme yarışması için Ankara'ya gelen ve civardaki öğrenci yurdunda kalan gençler koşmuş. Annem, "Beni sırtına bindiren delikanlının kıvırcık saçları vardı, ben tereddüt ettikçe, haydi bacım dondum, bin sırtıma da gidelim diye yalvarırdı, sonunda oturdum gencin omuzlarına ve yapıştım saçlarına" diye anlatırdı. Beni kim aldı, anneannemi kim kurtardı hiç hatırlamıyor. Kendimize geldiğimizde Kızılay'ın kurduğu çadırlarda imişiz ve her yemek arabası geldiğinde dayımı dürtüp sevinçle "Doş dayı doş, papapa deldi, epek deldi" diye bağırırmışım.

Yaraların sarılması çok uzun sürmüş, bir kısmı hiç sarılamamış zaten, giden geri gelmiyor ki. Dedem sel haberini alıp koştuğunda yıkık ve boş bir evle karşılaşmanın şokunu atlatamadı, çok kısa bir süre sonra hayata veda etti. Genç denecek yaşta dul kalan anneannem ise yaşamın birçok zorluğuyla tek başına savaşmak zorunda kaldı. "Sel gider, kum kalır" derler ya, sel gidiyor acı kalıyor, dert kalıyor, çaresizlik kalıyor, yıkılan hayatlar kalıyor. Farkına varmadan yaşadığım felaketin üzerinden yıllar geçti ama görüyorum ki değişen birşey yok, giderek kaybolan insanî değerlerden başka. Dilerim bu yaşadığımız son felaket olsun...

Fotoğraf: Ara Güler, Hayat Dergisi-Hatip Çayı Taşkını

15 yorum:

  1. çok acı.okurken birhoş oldum.malesef yönetim hatalarından kaynaklanan ihmallerin cezasını suçsuz insanlar çekiyor.
    sizi allah korumuş.

    YanıtlayınSil
  2. Of sevgili leylak dali sana büyük gecmis olsun.Allah korumus gercekten.Tabiiki sen bu olaylara daha anlayarak bakarsin hissedersin.
    Sevgiler

    YanıtlayınSil
  3. Sevgili Leylak Dalı,
    En içten iyiniyetinle, yaşananın son felaket olmasını dilemişsin ya, keşke öyle olsa. İmkan olsa da bu memlekette olandan pay çıkarılsa ve son olsa yaşanan kötülük.
    :((

    YanıtlayınSil
  4. Leylak Dalı, uzunca bir yorum yazdım epey önce ama sanırım gönderememişim.Bu paylaşıma duyarsız kaldığımı düşünmeniistemem. Yeniden aynı şeyleri toparlayamam.Her anın duygusu ayrı çünki. Son yazdığım cümleyi tekrarlamakla yetineceğim.
    Allah bir daha göstermesin.
    Sevgiler arkadaşım...

    YanıtlayınSil
  5. Gerçekten çok geçmiş olsun. Sanki yeniden yaşadım bende. benim de annemle babam Didim Altınkum'da 2002 ve 2003 yılında 1 yılda üst üste 2 kez böyle bir sel yaşadılar. Her seferinde yıkanan çamaşırlar,resimler,eşyalar. Hani örnek çıkarmak için 2 sıra örgü örersiniz ya onları bile ağlaya ağlaya yıkadık annemle.Kimi çamaşırlarımızı İngiliz komşular yıkadı. Tabak çanak herşey klorakla yıkandı. Koltuklar, çamaşır makinası herşey kum oldu. hala bazı eşyalarımız o selden kalan bir kokuyla kokuyorlarmış gibi gelir bana. annem 1.sinde çok olmasada 2.sinde babamın taş duvar örmesine rağmen o duvarı yıkıp gelen suyun gücüne şaşırır hala. hele yan komşumuz Ankaradan gelene kadar evine giremedik. Mutfak dolabı suyun gücüyle duvardan sökülüp sürüklenip evin önünü yıkıp dışarı çıkmıştı. Ve annem o olaydan sonra depresyona girmişti. Yemek tarifi verirken bile ağlar hale gelmişti. Çok şükür o evi sattık şimdi başka evdeler yüksekçe amaaa hala her yağan yağmurda Annemle babamın yüzleri değişir yürekleri oynar sanki o günü tekrar yaşarlar. Allah başka acılar yaşatmasın.

    YanıtlayınSil
  6. Okurken duyduğum acı yaşayanlar için kimbilir nasıldır?
    Ananen ve annen yıllardır atamamışlardır üzerinden bu acıyı.
    Allah bir daha böyle acı göstermesin.

    YanıtlayınSil
  7. Canım ne kötü bir anı sen hatırlamasan da düşünüyorum da annen öyle bir durumda kucağındaki mimicik yavrusunu koruyup kurtarabilmek için neler çekmiştir.
    Çok haklısın canım, selde kalanın halinden selde kalan anlıyor.Biz de Çanakkale'ye gidişimizde yaşadık böyle bir macera.Çok korktuk.

    Zamanında yetkililer rant peşinde koşmak yerine dere yatağına imar izni vermeselerdi bu yaşanmayacak ya da çok daha hafif atlatılacaktı.

    Allah bir kez daha bunun gibi felaketler göstermesin demekten başka birşey gelmiyor elimizden ne yazık ki.

    Sevgiler

    YanıtlayınSil
  8. Çok çok geçmiş olsun sana ve tüm yaşayanlara.
    İzlemiyorum televizyonu,okumuyorum gazeteyi.Bugün sırf neler olduğunu bilmek için internetten bazı bilgiler toplarken Yöneticilerin saçmasapan felaket yorumlarını okudum.Gerçekten bir felaket,felaket ötesi rezalet.Neymiş buzullar eriyormuş,neymiş insanların hatasıymış,neymiş su yolunu bulurmuş.Oh ne ala.....

    YanıtlayınSil
  9. Okurken ne korktum anlatamam. Anneannenin dayına ilenmesi tutmuş gibi korktum. Şükür!
    Bu kadar içinden, sanki yanında olmuş da camekanından ardından ben de görmüşüm gibi olunca içim daha çok cız etti.
    Hele bir de uyarıya rağmen, istimlak için kumpastır diye kimsenin uyarılara kulak asmaması çok ironik. Ders çıkartılacak çok şey var anlattıklarında çok...

    YanıtlayınSil
  10. Anlatımın çok güzel, yaşadıkların için üzüldüm.
    Birde ne düşündüm biliyormusun.Bunları bizimle paylaşabilmen güzel.. Neler yaşıyoruz ama daha önceleri kameralar ve görüntüler olmadığından es geçiyorduk..Artık neler yaşandığını görebiliyoruz..Belki gördüklerimiz canımızı acıtıyor ama sadece duyduklarımızdan iyidir.

    YanıtlayınSil
  11. Sevgili arkadaşlar, hayli uzak bir geçmişte yaşanmış da olsa pekçok insanın kaybına sebep olup hayatını etkilemiş bu olayda duygularımı paylaştığınız için teşekkürler.
    Sevgili Ekmekçi, dileğimin nafile olduğunun farkındayım ama Nasreddin Hoca misali göle bir maya çalayım dedim, hani "Ya tutarsa":))
    Angel ailen de çok zor günler yaşamış, umarım bir daha böyle şeyler yaşamazlar.
    Nalancım, anneannemin ilenmesi tuttu mu, sanmam:) Dayım o kadar haşarıydı ki anneannemin ömrü ona ilenmekle geçti ama bunu gönülden yapmadığına eminim, en kıymetli yavrusuydu çünkü. Üstelik dayım sel sırasında evde olmadığı için en az hasarla o atlattı olayı:) İstimlak olayına gelince o sıra gerçekten böyle bir söylenti varmış, nitekim sel sonrası tamir edilip, tek kat olarak bir süre daha oturulan evimiz yine istimlak sonucu yıkıldı.
    Asortik Krepçim dediğine katılıyorum, geçmişte yaşanmış bazı şeylerin kayda alınması lazım. "Sözlü Tarih" çok önemlidir benim için. Blog açma nedenlerimden biri de budur zaten. Burada yazılan ufak birşey bile yıllar sonra gelecek kuşaklar için çok aydınlatıcı olabilir.
    Hepinize tekrar teşekkür ediyor ve "Artık bu felaketleri bu kadar ağır yaşamayalım" dileğimi tekrarlıyorum.

    YanıtlayınSil
  12. çok geçmiş olsun.en çokta şu yağmalama yapanlara sinir oldum.bide çalıp çırparken kimse oruç tutmuyo ondan oluyo bunlar diyen gerizekalıya

    YanıtlayınSil
  13. http://www.nesinvakfi.org/sel_felaketi.pdf

    YanıtlayınSil
  14. Çoğumuzun geçmişinde bu tür felâketler var.Bu memlekette yaşamanın bedeli bu.Gördüklerimizden fazlasını dilerim Allah bir daha göstermesin.Devletten fayda yok.Allah'a sığındım.

    YanıtlayınSil
  15. Ben günlerdir kahroluyoum canım İstanbul'a Nurşen'ciğim.

    YanıtlayınSil