.

.
.

14 Mayıs 2021 Cuma

14 MAYIS (5 GÜNDE MÜZİK MEYDAN OKUMASI 5)

Bayramın ikinci, müzikli meydan okumamızın son gününe geldik sevgili dostlar. Bayrama benzemeyen bayram rastık çekerekten, yastık dikerekten, sek sek sekerekten (hadi ordan be, ne sekmesi, yürüyebildiğime razıyım bu ara 😃) geçip gidiyor. Sabah kalkıp "Yeşilçam" dizisinin 6. bölümünü izledim, pek kiyifli, pek güzeldi. Biraz kısa, biraz kilolu olmakla birlikte Yılmaz Güney'i canlandırdığını düşündüğümüz oyuncuyu pek yakıştırdım. Çağatay Ulusoy ise hiç ondan beklemediğim bir performans sergileyerek alkışlarımı alıyor. Öğleden sonramı ise "El Planeta" isimli 2021 yapımı bir İKSV filmine ayıracağım, öncesinde ise biber dolması ve soğuk ayran aşı yapmam gerekiyor. Şimdiden alırım bir kolay gelsininizi.

Son günün soruları da biraz kazık, klavyemizin ve hafızamızın yettiğince cevaplamaya çalışalım bakalım. Kağıtları okuyunca Zihin Bey kardeşim sınıfı geçirecek mi, meraktayım 😃

17-Kalbini kıran bir şarkı:

Şarkılar niye kalbimi kırsın ki? Aksine en hüzünlüsü bile çatlak yerlerini yamar, okşar, sever, yatıştırır kalbimi. Bu soruya kişisel bir yanıt vermem zor ama boş kalmasın diye bir Yeşilçam klasiğinden, "Vesikalı Yarim" filminden bir şarkı dinleteyim:

"Çok eskiden rastlaşacaktık"

"Kalbimi Kıra Kıra"/Şükran Ay söylüyor:


18-Sesine hayran olduğunuz bir sanatçıdan bir şarkı:

Bizim kuşak Cem Karaca ve Barış Manço şarkılarıyla büyüdü. Kanımızın en hızlı aktığı, insanın gözünü yaşartacak kadar naif hayallerimizin olduğu zamanların arka fonuydu o şarkılar. Fikri anlamda Cem Karaca'ya yakındık, konserlerinde saatlerce bekleyip çılgınlar gibi eşlik ederdik. Barış Manço'nun giysileri, yüzüklü parmakları, parmaklarına hipnotize olmuş gibi bakarak oynatışı, ne bileyim saçı başı itici gelirdi ama sesi dinlediğim en iyi erkek seslerinden biriydi. Keza şarkıları da. Aşağıya eklediğim şarkı ilk dinlediğimden bu yana hala içimi ürpertir. Öldüğünde bu kadar üzüleceğimi düşünmemiştim. Sanırım gençliğimizden bir parçanın ilk kez kopuşuydu, ondan o kadar etkilemişti. Şimdi onun en sevdiğim şarkısını o güzel sesinden dinleyelim:

"Unutamadım"/Barış Manço


 

19-Çocukluğunuzdan hatırladığınız bir şarkı:

Bir zamanların TV showlarıyla ve şarkılarıyla ünlü İtalyan sanatçı Mina'nın "Zum Zum Zum" şarkısını ilk dinlediğimde ya ilkokul sonda ya da orta birdeydim. Nakaratındaki "zum zum zum" sözleri çok ritmikti ve çok hoşumuza giderdi. Diğer sözleri ağzımızda İtalyancaya benzetip yuvarlayarak ama zum zum zum derken zıpır zıpır zıplayarak söylemeye çalışırdık. Haydi dinleyelim:

"Zum Zum Zum"/Mina söylüyor:


20-Sizi hatırlatan bir şarkı:

Sürekli şarkı söyleyen biri olduğumdan pek çok şarkı, pek çok kişiye beni hatırlatıyordur eminim ama bunların içinde benim için en değerlisi kardeşimin küçükken dinlediğinde benimle bağdaştırdığı bir şarkı:"Gel Ey Denizin Nazlı Kızı". Dizenin devamındaki "nûş-i şarab et" kısmındaki "Nûş-i" sözcüğünü Nurşen olarak algıladığından şarkıyı benim için yazılmış sanırmış çok küçükken. Hoş neredeyse gerçek olacakmış, direkten dönmüşüm. Annem bana hamileyken büyük dayım mektup gönderip "Bebek kız olursa adını Nuşin koyun" yazmış. Nereden aklına geldiyse "nûşin", "içki içen, içki dağıtan" gibi bir anlamı var. Büyüyünce barmaid olmamı falan istiyordu sanırım 😃 Gerçi tatlı, hoş, güzel gibi bir anlamı da var ama ilk anda akla içkili olan geliyor. Bereket annem de, babam da mektuptaki "Nûşin" kelimesini "Nurşen" okumuşlar da doğar doğmaz alkol bağımlısı olmaktan yırtmışım 😂 

İşte kızkardeşimin sözcüğü adımla bağdaştırmasıyla bu şarkı ikimizin arasında bir bağ oldu. Ne zaman dinlesek ben onu, o beni anar. Ben de böylece şarkıyı kendime mâlettim, haydi dinleyelim, Deniz Kızı Eftelya yıllar ötesinden söylesin. Madem beni hatırlatan şarkı tam olsun. Lisede takma adım Deniz Kızı Eftelya idi, zira sürekli kanto söylerdim:

"Gel Ey Deniz Nazlı Kızı"/Deniz Kızı Eftelya söylüyor:


Ve bir de Yaprak Sayar'dan dinleyelim:


Şarkılar eksik olmasın hayatınızdan...


13 Mayıs 2021 Perşembe

13 MAYIS (5 GÜNDE MÜZİK MEYDAN OKUMASI 4)

Bugün bayram, erken merken kalkmadım çocuklar ama eşofmanı çıkarıp gündelik bir elbise giydim sonunda. Gerçi sıcaklar başlayınca eşofmandan şortlu pijamaya geçmiştim, yine pijamadan hallice bir şey geçirdim üstüme. Bir de küpe taktım valla, yüzük de ve hatta bileklik de. Gözüme kalem çekip ruj bile sürdüm kim görecekse, olsun aynaya bakınca sadece dudağımdaki iki koca uçuğa takılmam, "aa bu rujlu, göz kalemli kadın da kimmiş?" derim. Bir de bayram ya, onun Covidsiz olanından rica edeceğim bir dahakine, bu pek iç açıcı olmadı, yine de sağlıklı ve kutlu olsun diyelim ayıp olmasın.

Müzikli meydan okumaya gelecek olursak, bugünkü sorular zor, öğretmen bayram nedeniyle kazık soru seçmiş, final öncesi en zor vize bu olacak galiba. Bakalım bakalım neler varmış:

13- Seni hayat üstüne düşüncelere iten bir şarkı:

Murathan Mungan'ın  o güzelim şiirinden Sezen Aksu'nun seslendirdiği şarkı, ben susayım Sezen söylesin:


.......
Hani herkes arkadaş
Hani oyunlar sürerken
Kimse bize ihanet etmemiş
Biz kimseyi aldatmamışken
Hani biz kimseye küsmemiş
Hani hiç kimse ölmemişken
Eskidendi, çok eskidendi
 
Hani herkes arkadaş
Hani oyunlar sürerken
Hani çerçeveler boş
Hani körkütük sarhoş gençliğimizden
Hani şarkılar bizi henüz bu kadar incitmezken
Eskidendi, eskidendi, ah eskiden...
 
14- Herkesin dinlemesi gerektiğini düşündüğünüz bir şarkı: 
 
Bu şarkıyı ilk dinlediğimde 10 yaşındaydım ve çarpılmıştım. Tabii ki sözlerden ziyade müzik ve o buğulu ses çarpmıştı. Sürekli "Solei solei" diye söyleyip dolanıyordum, başka bir kısmın aklımda kalması mümkün değildi çünkü. Kuzenimin sünnet düğünü için Pınarbaşı'na gitmiştik, konuklar arasında Fransızca öğretmeni bir ahbap da vardı, kadıncağızın başının etini yemiştim Türkçeye çevirmesi için. Sözlerinin ne kadar hüzünlü olduğunu aktaramamıştı bana, sadece güneşim, güneşim kısmını açıklamıştı. Yıllar sonra sözlerinin anlamını da öğrenince daha bir değer kazandı şarkı gözümde. O zaman herkes dinlesin, sözlerin anlamı videonun altında:

"Adieu Mon Pays"/Enrico Macias söylüyor
 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
15- Bugün hala birarada olmasını arzu ettiğiniz gruptan bir şarkı:
 
Tabii ki Aphrodite's Child. Grup ve solistleri Demis Roussos hala dinlemeye doyamadıklarımdandır. Demis'in sesinde ilahi bir şey var sanki. Haydi dinleyelim:
 
"Spring, Summer, Winter and Fall"/Aphrodite's Child 
 

 
 








16- Aşık olma hissi uyandıran bir şarkı:
 
Valla bu saatten sonra hiçbir şarkı bende aşık olma hissi uyandıramaz. O zaman:

Sevenler Ağlarmış/3 Hürel
 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Üstüne cila niyetine bir de Lorke Lorke. Buraya oturmaya mı geldiniz genşler 😂
 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Kalın sağlıcakla, daha keyifli bayramlara...

12 Mayıs 2021 Çarşamba

12 MAYIS (5 GÜNDE MÜZİK MEYDAN OKUMASI 3)

Ağrıyan dizlerime ve Allahın cezası Covid'e küfrederek (evet küfrederek, ne olmuş?) fotoğraf arşivimi karıştırdım şarkılardan fal tutmadan önce. Hay bin kunduz, tam da bugün Bodrum'dan lise kızlarıyla güle oynaya Kos'a gittiğimiz günmüş. İçim cızlayarak (cızlamak nasıl oluyorsa, sanırsın cızbız köfte yapıyorum) baktım hepsine teker teker, nasıl da mutlu, keyifli ve de neşeli imişiz. Kim bilirdi ki takip eden 2 yıl boyunca  Kos Kos gezmek yerine yerine kös kös evde oturacağız, devamının gelmeyeceği de ne malum. En iyisi şom ağzımı kapatayım bir Kos fotoğrafı ile musikiye geçeyim:


Efendim, 9. sorumuz şudur:

9- Düğününde çalınmasını istediğin şarkı: 

Haydaa, bu biraz absürd olmadı mı? Düğün ne kardeşim, milattan önceydi o, ayrıca düğün yapmadık, nikahı yeterli gördük. Onda da bardaktan boşanırcasına yağmur yağdı, enerji tasarrufu nedeniyle semtimizde elektrik kesikti, uzak bir semtteki kuaföre gidildi, şık pabuçlarımı evde unutmuşum, gelinlik altı postalla kaldım, mecburen eve uğramak gerekti, nikaha geç kalmayalım diye hızlı gidiyorduk trafik polisi önümüzü kesti, rica minnet ceza yazmadılar. Yani nikahta bu kadar aksilik olurken bir de düğün yapsaydık neler olmazdı, Allah korumuş 😃

Madem böyle bir soru sorulmuş, cevap vermesek olmaz, hani tekrar o yıllara dönüp düğün yapacak olsak şunu isterdim:

"Un Belle Histoire"/Michel Fugain söylüyor:


Bunun bir de Tanju Okan, Nilüfer ve Modern Folk Üçlüsü tarafından Türkçe söylenen versiyonu vardır ki çok severim:


10- Yeniden yorumlanan (cover) bir şarkı:

Genellikle şarkıyı kim ünlendirmişse ondan dinlemeyi tercih ederim.  En güzel de kendileri söyler zaten. Benim ilk gençliğimde Sylvie Vartan-Johnny Hollyday çifti çok ünlü idi ve Sylvie Vartan'ın "La Maritza" şarkısına bayılırdım. Sanırım Meriç doğumlu oluşumun etkisi de vardır Meriç nehrini anlatan bu şarkıyı sevmemde. Coveri var mıdır diye bakarken Bir Rus filminde Eteri Beriashvili tarafından yorumlanmışını buldum. Tam anlamıyla cover sayılmaz ama idare edin, zira ben pek cover sevmiyorum:

"La Maritza"/Eteri Beriashvili yorumluyor:


Sylvie Vartan'dan da dinleyelim mi?

 

11- En sevdiğin klasik müzik parçalarından bir tane seç:

"Dünyanın Bütün Sabahları" filmini izleyenler Marin Marais adını hatırlayacaklardır, Barok müziğin önemli bestecilerinden biri olan Marais'in daha ziyade "viola da gamba" denilen çello benzeri bir müzik aleti ile icra edilen bestelerinden "Sonnerie"yi çok severim. Eseri bu enstrümanın virtüozu Jordi Savall'dan dinleyelim:

"Sonnerie"/Jordi Savall seslendiriyor:


 

12- Karaokede biriyle düet yapmaktan hoşlandığın bir şarkı:

Karaoke yapmışlığım yok ama birileriyle şarkı söylemişliğim çok. Lisedeyken şahane kanto söylerdim, repertuarım da çok genişti, hemen hemen tüm kantoları bilir ve eski kantocuların seslerini taklit ederek söylerdim. Bunların içinde "Evlilik Düeti" diye bir kadın ve bir erkek tarafından seslendirilen bir kanto vardı, "Bu Bekarlıktan Bıktım Usandım" adıyla da bilinir. Ben hem kadın, hem erkek seslerini taklit ederek söylerdim bunu, hala da söyleyebilirim herhalde. Dinleyelim mi? Benden değil tabii ama ben daha iyi söylerim onu da belirteyim, çok da mütevazıyımdır 😃

Evlilik Düeti:


Bugünlük bu kadar, ziyaretçisiz, tatsız geçecek bir bayramınız daha kutlu olsun...


11 Mayıs 2021 Salı

11 MAYIS (5 GÜNDE MÜZİK MEYDAN OKUMASI 2)

Sabah uyanıp ufak-tefek işleri bitirince İstanbul Festivali Mayıs seçkisinden bir Macar filmi izledim. Oldukça uzun ve ağır tempolu bir filmdi ama güzeldi: "Orman/Seni Her Yerde Görüyorum". Daha çok dialoga dayalı farklı evlerde geçen 7 farklı hikaye. Sona doğru telefon çaldı, filmi durdurup telefonla konuştum. Döndüğümde ekrandaki ertesi gün tehlikeli bir ameliyata girecek yaşlı adamın Macarca sözlerinin altyazısı bir nevi durum bildirimi gibi geldi:

"Gülmek, tatile çıkmak sanırım pek mümkün görünmüyor. Ağzımda tuhaf bir tat var, hayat tadı değil". Sorma arkadaş, yok aslında birbirimizden farkımız...

Gelelim Zihin kardeşin başlattığı "5 Günde Müzik Meydan Okuması"nın 2. gününe. Zihin'in ve Fermina'nın seçtiklerini görünce kendimi yabancıların kaldığı bir otelde yerli turist gibi hissettim 😃 İlk soruyu cevaplayınca daha çok hissedeceğim, hatta siz de hissedeceksiniz 😎

5- Sende dans etme hissi uyandıran bir şarkı:

O kadar uzun süredir dans etmedim ki dans nasıl edilirdi onu bile unuttum. Son zamanlarda yemekli toplantılar, düğünler bile 3 dansdan sonra "Haydi eller havaya" moduna geçtiği için unutmamız gayet normal. Danslı partiler, orkestralı düğünler gençlikte kaldı, şimdi varsa yoksa piyanist şantörler, her havadan çalan elektronik klavyeler. O yüzden bende dans etme değil de bir Angaralı olarak piste fırlayıp döktürme hissi uyandıran yegane şarkı, daha doğrusu türkü budur!

"Fidayda"/Mehmet Erenler çalıyor


 6- Yolda giderken dinlenesi bir şarkı:

Çok seçmem aslında, elimin altında hangi CD varsa iteklerim CD çalara, zaten hepsi benim müzik zevkime göre alınmıştır. Ama yolda dinlediğim bir şarkıyla ilgili bir anım var hep aklımdadır, hiç içimden çıkmaz. Buraya da onu ekleyeceğim. 80'lerin ortası, Yeni Türkü'nün fırtına gibi estiği zamanlar. Anadol marka, tepesi siyah vinylex, mavi bir arabamız var, üç oda bir salon sanki, öyle rahat 😃 Eşimve küçük oğlumla Karadeniz gezisine gidiyoruz. Ankara'dan yola çıktık, hava mis, keyifler yerinde. Kasetçalara Yeni Türkü albümünü koyuyorum, çalmaya başlıyor. "Yeşilmişik"miydi tam hatırlamıyorum. Samsun Asfaltı'nda yol alıyoruz ki "Mamak Türküsü" başlıyor.

"Güneş altında tutsaklar/Geçen sonbahara bakıyorlar/Şirin mi şirin gecekondu evleri/Samsun Asfaltı'nda otomobiller/Ne güzeldir yollarda olmak şimdi.

Bu kadar denk gelir, ciddi anlamda bir vicdan azabı duyuyorum o son dizeler yüzünden: "Ne güzeldir yollarda olmak şimdi". Şimdi ne zaman yola çıksam aklıma "Mamak Türküsü" gelir....

"Mamak Türküsü"/Yeni Türkü'den dinliyoruz


7- Dinlemekten usanmadığın bir şark
ı:

Her an, her yerde, gece, gündüz, sözlü ya da enstrümantal bıkmadan dinleyeceğim şarkı Göksel Baktagir'in kanunuyla ses verdiği " Sultaniyegah Saz Semaisi" ya da söz yazılmış haliyle "Yalnız Sen".

"Sultaniyegah Saz Semaisi-Yalnız Sen"/Göksel Baktagir'den dinliyoruz


8-70'lerden bir şarkı:

Yerli turistlikten çıkalım ve "Because The Night" diyelim. Patti Smith söylesin:


Haydi bakalım, sıra sizde...

10 Mayıs 2021 Pazartesi

10 MAYIS (5 GÜNDE MÜZİK MEYDAN OKUMASI 1)

Yeni yazı yazayım diye blogu açtım, aklıma yazacak bir şey gelmedi. Bende bu aralar bolca diz ağrısı var, o da yazmaya değmez. Sonra Zihin kardeşimin blogunda bu meydan okumaya rastladım. Müzik ruhun gıdası sonuçta, belki dizlere de iyi gelir diyerek niyet ettim. Onun seçtikleri yabancı ağırlıklı ama ben tarzıma ve yaşıma uygun şeyler ekleyeceğim, haydi bakalım başlıyoruz: 

1- Başlığında renk ismi geçen sevdiğin bir şarkı:

"Bak Yeşil Yeşil"/Ahmet Özhan söylüyor

Genç yaşta trafik kazasında kaybettiğimiz Mustafa Seyran'ın bestesi olan bu şarkı gençliğimizde fırtına gibi esmişti. Ahmet Özhan'ın en popüler zamanlarıydı ve yiğidi öldür hakkını yeme, pek de güzel söylerdi. Boyu-bosu, şarkıya uygun yeşil gözleriyle de pek çok kızın kalbini çalmıştı. Hale Soygazi ile evliydi o zamanlar. Komşumuzun kızı 6-7 yaşlarındayken pek hayranıydı, "Büyüyünce Ahmet Özhan'la evleneceğim ben" derdi, "İyi ama o evli" deyince de "Ben büyüyene kadar boşanır" derdi. Çözüm hazır 😃 Boşandı da hakikaten ama komşunun kızına değil başka birinin kızına kısmet oldu 😃

 

 
 
2- Başlığında rakam bulunan bir şarkı:
 
"Böyle Bir Kara Sevda"/İnce Saz eşliğinde Dilek Türkan söylüyor:
 
Bu şarkıyı çoğunuz Yeşilçam'ın gazinolu, şarkıcılı filmlerinden hatırlar. O zamanlar pek ilgimi çekmezdi ama ne zaman İnce Saz albümüne aldı ve Dilek Türkan seslendirdi, işte o zaman büyük bir keyifle dinler oldum.
 
 


 
3-Sana yaz dönemini hatırlatan bir şarkı:

"O Yaz"/Zerrin Özer söylüyor

Açıkcası Zerrin Özer'i pek sevdiğim söylenemez çağdaşım olmasına rağmen ama sesine ve bazı şarkılarına itirazım yoktur, en sevdiğim şarkısı da budur, ilk gençliğimin yaz kokularını getirir burnuma...



 

4-Gürültülü dinlenmesi gereken bir şarkı: 

"Hadi Bakalım"/Sezen Aksu söylüyor

 Oldukça eski bir şarkı ama bence Sezen Aksu'nun en güzel albümlerinden birinden, Gülümse'den. Çıktığı yıl oğlum ısrarla aldırmıştı kasetini, CD'ler henüz yaygın değildi. Arabanın teybine koyup, pencereleri ve sesi sonuna kadar açıp omuzlarımızı titrete titrete dinlediğimizi hatırlıyorum. Şu anda bile bangır bangır bağırtmak geldi içimden YouTube'da dinlerken 😃


E o zaman "Hadi Bakalım", 5 gün süreyle günde 4 şarkıdan devam edeceğiz. Sizler de katılmak istemez miydiniz?








 

2 Mayıs 2021 Pazar

2 MAYIS (NİSAN OKUMALARI)

Sevgiler, saygılar kıymetli takipçilerim,

Asker mektubu gibi başlık attım, eh serde zamanında çok mektup yazmışlık var, oradan kalma bir alışkanlık. Mektup yazmaya şimdilerde de devam etmeyi çok isterim ama maalesef eskilerin gelip de selam veren postacı amcaları kalmadı. Zerocum bana bir mektup yazdı, 4 ay oldu hala elime geçecek. Hal böyle olunca kimseyi yormaya gerek yok, yürüyerek gelse ulaşacak mektup ulaşmıyor işte. Bilenler bilir, kartpostal etkinliği yaptığımız zamanlardan, bir dumanlı postacımız vardı, ağzından sigara düşmez, kazara denk gelirseniz dumanı suratınıza üfler. Gelen zarfları elime tutuştururken neredeyse döver, zile basmaya tenezzül etmez, yağmurda çamurda kapının altından atıp gider. Şimdilerde yok ama gelen mektup da yok, sanırım postacısız kaldık, zira neredeyse 4 aydır posta kutularında kredi kartı ekstresi bile görmedim. 

İlkgençliğimde sıra arkadaşımın babası Sayıştay denetçisi idi, yazları mutlaka birkaç aylığına Türkiye'nin değişik illerine kurum denetimlerine giderdi ailesiyle birlikte. Arkadaşımla birbirimize sayfalar dolusu mektuplar yazardık. O mektupların gelişini beklemek, zarfı açmak, okumak heyecandan kalbimi çarptırırdı. Şimdi bir arkadaştan biraz uzunca mail gelse mektup gelmiş gibi seviniyorum. 

Dün itibarıyla kapandık diyeceğim ama ben zaten kapalıydım, farkeden bir şey olmadı. Esasen diz ağrılarım olmasa en azından arada bir yürüyüş yapıp baharı selamlamak isterdim, kader utansın. Balkondan gördüğümle yetinmek zorundayım. Dün sabah beyaz bir kelebeğe denk geldim, başka bir yöne uçana kadar ağzım açık izledim, ne hallere düştük. Toplamda tek bir çiçek açmış ağaç gördüm, o da fizik tedavi kliniğine giderken yolda, arabanın camından. Adın batsın pandemi, defolup gidin Cevriyeyle, Tevriye.

Gelelim Nisan ayı kitaplarına, toplamda 10 kitap okumuşum. Bakalım nelermiş: 

-Pek tabii ki merakla beklenen "Veba Geceleri" ayın ilk kitabı oldu ve 10 günümü yedi. Orhan Pamuğun çok sevdiğim kitapları olduğu gibi hiç sevmediğim kitapları da oldu ama asla yazarlığına laf etmedim. Veba Geceleri'ni de ıkına sıkına, adeta görev yapar gibi okumama rağmen beğenmedim diyemeyeceğim. Ben bu sıkıntılı hali hayatta başetmeye çalıştığım pandeminin kitapta da neredeyse aynısını bulmaktan kaynaklandığını düşünmüştüm ama şimdi okur yorumlarını okurken asıl noktayı buldum, duygu eksikliği. Çok araştırılmış, uzun incelemeler yapılmış, büyük emek var üstünde ama işte ders kitabı okuyor gibi bir hava yaratıyor insanda. Pek çok kişinin ortak görüşüne ben de katılıyorum, kitabın en güzel ve en önemli kahramanı Minger adası. İnsan bazen daldırıp pandemi bitse de gidip gezsek diye bile düşünebiliyor. Onun dışında hiçbir kahramanı sevemedim açıkçası, lakin gereğinden fazla uzatılmış olsa da okunmaya değer...


-Son zamanlarda okuduğum en iyi öykülerdi diyebilirim sepya fotoğraflara yazılmış "Sepya"daki öyküler için. "Ada Sahillerinde Bekliyorum" favorim, "Kötü Haber" isimli son öykünün yazıldığı fotoğrafsa Yenimahalle'nin ünlü fotoğrafçısı "Hülya"da çekilmiş, sanki tanıyorum.
Okuyun bu kitabı, kitap incecik ama öyküler çok incelikli...
"Bilirsiniz kimse kimseye gerçek hislerini söylemez bu hayatta. Ekseriyetle içinden geçirir. Yoksa kalbin kırıldığında "çıt" diye bir ses çıkmaz miydi? O ses duyulsa belki, insan bir daha kalp kırar mıydı?"
"Yersiz Şeyler" isimli öyküden...


-Pek çok sevilen şarkının söz yazarı ve prodüktör Mehmet Teoman'la yapılmış eğlenceli bir nehir söyleşi. Pop müzik dünyasının ünlülerini merak edenler için de ayrıca keyifli...


-"Seneler"in o kadar çok övgüsünü duydum ki, sanırım kitabı sevemeyen tek ben varım okuyanlar arasında.  Belki de uygun bir zaman değildi dikkatimi toplayamadım. O yüzden herhangibir fikir beyan etmek istemiyorum. 


-"Miras" bu ayki okumalar içerisinde beni en çok tatmin eden kitap oldu, çok beğendim. Babalarının ani ölümünden sonra miras tartışmasına giren 4 kardeş. Bu işlere konu ilerledikçe ortaya çıkan bir sebeple uzak duran en büyük kız kardeş Bergljot'un ağzından okuyoruz olayları. Kutsal ailenin arka planında neler olabileceğini ve bireyler üzerinde ne tür travmalara yol açabileceğini her zaman çok sevdiğim sakin İskandinav tarzıyla anlatıyor... 

-Kemal Varol son dönem yerli yazarlar arasında en sevdiklerimden biri. "Kara Sis" nerede olduğu belli olmayan bir hapishaneyi mekan olarak almış, karısını öldürdüğü için cezalı Mesut Hoca'nın ağzından mahkumların hikayesini anlatıyor. Romanın esas oğlanı yeni gelen mahkum Barana ve olaylar onun etrafında dönüyor. Her zamanki gibi yazarın akıcı dili kitabın ilgiyle ve merakla okunmasına sağlıyor. Hem "Kara Sis"i, hem de okumadıysanız yazarın diğer kitaplarını tavsiye ederim.


-Ian McEwan benim severek okuduğum yazarlardan biri, "Siyah Köpekler" ender okumadığım kitaplarından biri idi, diğerleriyle kıyasladığımda biraz daha alt düzeylerde yer alsa da severek okudum. Balaylarında yaşanmış ve üstü örtülmüş bir olayın hayatlarını etkilediği bir çiftin öyküsü anlatılıyor kitapta damatlarının ağzından. McEwan'ı seviyorsanız okuyunuz derim... 


-Jean Louis Fournier'in yeni ve okumadığım kitabı idi "Tek Yalnız Ben Değilim". Lakin en güzelinin bu olduğunu söyleyemeyeceğim. Yazar engelli çocuklarının ve karısının ölümünden, kızının da kendini dine vermesinden sonra hissettiği yalnızlık duygusunu satırlara dökmüş. Külliyatı devirdiyseniz okuyabilirsiniz ama Fournier'den ilk okuyacağınız kitap bu olmamalı bence...

-"Çocuklar İçin Bach" Avustralyalı bir yazarın kitabı.  Biri ağır otizmli iki çocuklarıyla Melbourn'da yaşayan Dexter ve Athena'nın düzeni Dexter'in üniversiteden arkadaşı Elizabeth, kızkardeşi, sevgilisi ve sevgilisinin kızlarının yanlarına gelmesiyle bozulur, aralarındaki ilişki farklılaşır. Pek severek okuduğumu söyleyemeyeceğim ve o yüzden tavsiye de edemiyorum. 

-Nisan ayının son ve çok sevdiğim kitabı "İşin Aslı, Judith ve Sonrası" oldu. Sandor Marai'yi "Bir Burjuvanın İtirafları" ile tanımıştım. Açıkçası başlarda iyi giderken sonlara doğru sıkılmış ve yarım bırakmıştım, o günün kafa karışıklığından kaynaklanmış da olabilir. "İşin Aslı" ilginç ismi ile dikkatimi çekti önce, Sandor Marai'nin diğer kitabından dolayı biraz tereddüt etsem de Macar Edebiyatı'na olan ilgim nedeniyle aldım. Aldım almasına da epey bir bekledi kitaplıkta. Ve dün esefle, "Niye bu zamana kadar beklettim" düşüncesiyle kapattım son sayfasını. Üç kişinin ağzından okuyoruz olayları. Üç farklı bakış açısı, üç farklı düşünce, üçünün de birbirinden çok farklı oluşu. "Doğru eş yoktur" kavramının irdelenişi, son bölümde savaşın getirdikleri, burjuva yaşamının benzerlikleri, her şey çok iyi yansıtılmıştı. Kolay okunan, su gibi akan bir kitap asla değil ama elden bırakılacak bir kitap da değil. Şimdi sıra yarım kalan "Bir Burjuvanın İtirafları"na tekrar el atmakta...

Hepinize sağlıklı kapanmalar ve bol okumalar diliyorum...


 


26 Nisan 2021 Pazartesi

26 NİSAN (AND OSCAR GOES TO LEYLAK DALI)

Selam dostlar, sinema aleminin en önemli ödüllerinin dağıtıldığı geceye malumunuz üzere her yıl olduğu gibi bu yıl da davetli idim. Akademi'den gelen davetiyeyi anılar defterimin arasına koyup bir özür telgrafı çektim:

"Malum Covid var stop Aşılarım Sinovac stop Narin bedenim bulaşmadan korkar stop O nedenle aranıza katılamayacağım stop Katılımcılara başarılar dilerim stop Kalbim sizinle stop"

Katılamadığım gibi gecenin 3'ünde kalkıp töreni de izlemedim itiraf edeyim. Üstelik bu yıl TRT2'de yayınlanıyordu ve Digiturk'e yalvarmaya da gerek kalmamıştı, yine de uyku galip geldi. Amma velakin siz değerli takipçilerimi kırmızı halıdan mahrum etmek hiç içime sinmedi. Kalkar kalkmaz önce ödül paylaşımlarını okudum, sonra kırmızı halıda sanal bir geçit töreni izledim ve gördüm ki uyku bölmeye değmezmiş. Son yıllardaki Altın Portakal geçit törenine dönmüş, ödül adayları ve birtakım bilmediğim arkadaşlar. Hollywood yıldızları nerdesiniz, aşılarınızı mı yaptırmadınız, davet mi etmediler?

Gördüğüm kadarıyla bu yılki kostümler korkunç ötesi. Giysiler Covid nedeniyle mesafe kuralına uygun seçilmiş diye düşündüm. iki grup var, birincisi "Seni Uzaktan Sevmek Aşkların En Güzeli", ikincisi "Yaklaşanı Yakarım". Birinci gruptakiler çadır boyutundaki giysileriyle 1,5 metrelik hijyenik mesafeyi bizzat sağlamaya çalışmışlar, ikinci gruptakiler de öyle parlak renkler seçmişler ki yaklaşanın gözü pörtlesin, gelemesin. Şimdi görelim, önce birinci grup:


Amanda Seyfrid, sanırsın çadır kurmuş girmiş içine, nereye yanaşacaksın. Çadırı Armani kurmuş haliyle, Kızılay kuracak değil ya...

Carey Mulligan'ın çadır Valentino'nun marifeti, o masraftan kaçmamış, yağmur geçirmesin diye plastik kaplamış üstünü. 

Halle Berry'nin çadırı Dolce&Gabbana'dan, serin tutsun, rüzgar alsın diye ince kumaştan hazırlamışlar. Belindeki kemer gerektiği durumlarda maske olarak da kullanılabilir haliyle.

Laura Dern, Oscar De La Renta'nın teklifini gerek yok, masrafa girmeyin, ben bu yıl evdeki toz alma fırçasına bürünerek geleceğim diye reddetmiş. 

Nicolette Robinson zayıf göstersin diye siyah tercih etmiş çadırını ama çadır kapısından görünen selülitlere mani olamamış.


Maria Bakalova, "Ben anlamam, en büyük çadır benim olsun" demiş. Çadıra fazla kumaş gidince üst tarafta kumaştan ve haliyle masraftan biraz kısıntı yapmışlar. 

Vanessa Kirby arka cenahtan gelecek hain yaklaşımlara karşı çadırın kuzey yönünün geniş tutulmasını istemiş.

Angela Basset çadırının hem kuzey yönünü geniş tutturmuş, hem de havadan gelebilecek virüslere karşı üst kısımlarına da ilave yaptırmış ki tam koruma sağlansın. 

Gelelim ikinci gruba, "Yaklaşanı Yakarım"cılara. Benim koyarken gözüm yandı, salondakiler ne yaptı bilmem:


Colman Domingo içlerinde en tedbirlileri, o rengi gören değil 1,5 metre, yanaşamaz bile, kör olur mazallah, kör olur. 


"Yandım alamadım, para bulamadım" dedirtiyor Ariana De Bose, güneş gözlüksüz yanaşmayınız. 

Haydi bu rengi göz alsın da kimse yanaşamasın diye seçtin Zendaya, bari yan dikişleri bir ütületseydin. Kazıklamışlar seni, astarlık kumaştan dikilmiş bu elbise.

Ve bu grubun son elemanı Erica Rivinoja (Onca senedir Oscar törenlerine katılırım ben bunların çoğunu tanımıyorum, belki siz biliyorsunuzdur). Colman Domingo'dan artan kumaşları buna dikivermişler. Çantası da kızının beslenme kutusu imiş.

Katılımcıların çoğu Covid nedeniyle kuaföre gidememiş, saçlarını evde tarayıp gelmişlerdi belli ki, onları da görelim:

"Oscarım şekil, önümden çekil", saç dediğin nedir ki, mühim olan yetenek. Francisciğim taramadan çıkıp gelmiş, yönetmeni de iki örgü yapıvermiş. 

Garret Bradley de örgücülerden, ne gerek var kuaföre ör, çık.

Bir de hanım hanımcık grubu var, bir tanesi canımız kraliçemiz Olivia Colman. Arkadaş Dior Dior olalı böyle zulüm görmedi bence, bu ne kardeşim mürebbiye mi giydiriyorsunuz. Haydi diken dikti de giyen niye giydi, ortaokuldaki Türkçe öğretmenim bile uzun donlarının üstüne daha havalı şeyler geçirirdi:


Peki bu ne? "Elbise giymene izin veririm ama bir şartım var, altına pantolon giyeceksin, bacakların görünmeyecek" demiş muhafazakar babası sanki. Otur Glenn Close, sıfır!

Şuncağız kim bilemedim, H.E.R. diye geçmişler altyazısını. Bizim gelin bizden kaçar, başını örter k.çını açar hesabı olmuş.

Yardımcı kadın oyuncu ödülünü hakkıyla alan "Minari"nin büyükannesini eklemeden geçemeyeceğim, canım benim. Youn Yuh Jung:

Benim favorim Viola Davis idi, "Ma Rainey's Black Bottom" filmindeki muhteşem performansıyla ama kader utansın yoluk Frances'e kaptırdı Oscar'ı 😃 Kostümü kağıttan kesilip giydirilmiş gibi olsa da her daim kalbimdedir kendisi:

Ve en beğendiğim giysi ile bitireyim bu postu, Margot Robbie, pullu balığa benzese de en sade, en zarif:

 Bu garibanlara kıyafet kakalayan modacıları tebrik eder, diken ellerinizi ayılar yesin derim. O abuk giysileri sırtlarına geçirenlere de akıl fikir nasip eylesin. Bir dahaki Oscar törenlerinin pandemisiz ortamlarda yapılması dileğiyle benden bu kadar, gidip görmeyince, uyanıp izlemeyince böyle oluyor.