.

.
.

2 Mayıs 2021 Pazar

2 MAYIS (NİSAN OKUMALARI)

Sevgiler, saygılar kıymetli takipçilerim,

Asker mektubu gibi başlık attım, eh serde zamanında çok mektup yazmışlık var, oradan kalma bir alışkanlık. Mektup yazmaya şimdilerde de devam etmeyi çok isterim ama maalesef eskilerin gelip de selam veren postacı amcaları kalmadı. Zerocum bana bir mektup yazdı, 4 ay oldu hala elime geçecek. Hal böyle olunca kimseyi yormaya gerek yok, yürüyerek gelse ulaşacak mektup ulaşmıyor işte. Bilenler bilir, kartpostal etkinliği yaptığımız zamanlardan, bir dumanlı postacımız vardı, ağzından sigara düşmez, kazara denk gelirseniz dumanı suratınıza üfler. Gelen zarfları elime tutuştururken neredeyse döver, zile basmaya tenezzül etmez, yağmurda çamurda kapının altından atıp gider. Şimdilerde yok ama gelen mektup da yok, sanırım postacısız kaldık, zira neredeyse 4 aydır posta kutularında kredi kartı ekstresi bile görmedim. 

İlkgençliğimde sıra arkadaşımın babası Sayıştay denetçisi idi, yazları mutlaka birkaç aylığına Türkiye'nin değişik illerine kurum denetimlerine giderdi ailesiyle birlikte. Arkadaşımla birbirimize sayfalar dolusu mektuplar yazardık. O mektupların gelişini beklemek, zarfı açmak, okumak heyecandan kalbimi çarptırırdı. Şimdi bir arkadaştan biraz uzunca mail gelse mektup gelmiş gibi seviniyorum. 

Dün itibarıyla kapandık diyeceğim ama ben zaten kapalıydım, farkeden bir şey olmadı. Esasen diz ağrılarım olmasa en azından arada bir yürüyüş yapıp baharı selamlamak isterdim, kader utansın. Balkondan gördüğümle yetinmek zorundayım. Dün sabah beyaz bir kelebeğe denk geldim, başka bir yöne uçana kadar ağzım açık izledim, ne hallere düştük. Toplamda tek bir çiçek açmış ağaç gördüm, o da fizik tedavi kliniğine giderken yolda, arabanın camından. Adın batsın pandemi, defolup gidin Cevriyeyle, Tevriye.

Gelelim Nisan ayı kitaplarına, toplamda 10 kitap okumuşum. Bakalım nelermiş: 

-Pek tabii ki merakla beklenen "Veba Geceleri" ayın ilk kitabı oldu ve 10 günümü yedi. Orhan Pamuğun çok sevdiğim kitapları olduğu gibi hiç sevmediğim kitapları da oldu ama asla yazarlığına laf etmedim. Veba Geceleri'ni de ıkına sıkına, adeta görev yapar gibi okumama rağmen beğenmedim diyemeyeceğim. Ben bu sıkıntılı hali hayatta başetmeye çalıştığım pandeminin kitapta da neredeyse aynısını bulmaktan kaynaklandığını düşünmüştüm ama şimdi okur yorumlarını okurken asıl noktayı buldum, duygu eksikliği. Çok araştırılmış, uzun incelemeler yapılmış, büyük emek var üstünde ama işte ders kitabı okuyor gibi bir hava yaratıyor insanda. Pek çok kişinin ortak görüşüne ben de katılıyorum, kitabın en güzel ve en önemli kahramanı Minger adası. İnsan bazen daldırıp pandemi bitse de gidip gezsek diye bile düşünebiliyor. Onun dışında hiçbir kahramanı sevemedim açıkçası, lakin gereğinden fazla uzatılmış olsa da okunmaya değer...


-Son zamanlarda okuduğum en iyi öykülerdi diyebilirim sepya fotoğraflara yazılmış "Sepya"daki öyküler için. "Ada Sahillerinde Bekliyorum" favorim, "Kötü Haber" isimli son öykünün yazıldığı fotoğrafsa Yenimahalle'nin ünlü fotoğrafçısı "Hülya"da çekilmiş, sanki tanıyorum.
Okuyun bu kitabı, kitap incecik ama öyküler çok incelikli...
"Bilirsiniz kimse kimseye gerçek hislerini söylemez bu hayatta. Ekseriyetle içinden geçirir. Yoksa kalbin kırıldığında "çıt" diye bir ses çıkmaz miydi? O ses duyulsa belki, insan bir daha kalp kırar mıydı?"
"Yersiz Şeyler" isimli öyküden...


-Pek çok sevilen şarkının söz yazarı ve prodüktör Mehmet Teoman'la yapılmış eğlenceli bir nehir söyleşi. Pop müzik dünyasının ünlülerini merak edenler için de ayrıca keyifli...


-"Seneler"in o kadar çok övgüsünü duydum ki, sanırım kitabı sevemeyen tek ben varım okuyanlar arasında.  Belki de uygun bir zaman değildi dikkatimi toplayamadım. O yüzden herhangibir fikir beyan etmek istemiyorum. 


-"Miras" bu ayki okumalar içerisinde beni en çok tatmin eden kitap oldu, çok beğendim. Babalarının ani ölümünden sonra miras tartışmasına giren 4 kardeş. Bu işlere konu ilerledikçe ortaya çıkan bir sebeple uzak duran en büyük kız kardeş Bergljot'un ağzından okuyoruz olayları. Kutsal ailenin arka planında neler olabileceğini ve bireyler üzerinde ne tür travmalara yol açabileceğini her zaman çok sevdiğim sakin İskandinav tarzıyla anlatıyor... 

-Kemal Varol son dönem yerli yazarlar arasında en sevdiklerimden biri. "Kara Sis" nerede olduğu belli olmayan bir hapishaneyi mekan olarak almış, karısını öldürdüğü için cezalı Mesut Hoca'nın ağzından mahkumların hikayesini anlatıyor. Romanın esas oğlanı yeni gelen mahkum Barana ve olaylar onun etrafında dönüyor. Her zamanki gibi yazarın akıcı dili kitabın ilgiyle ve merakla okunmasına sağlıyor. Hem "Kara Sis"i, hem de okumadıysanız yazarın diğer kitaplarını tavsiye ederim.


-Ian McEwan benim severek okuduğum yazarlardan biri, "Siyah Köpekler" ender okumadığım kitaplarından biri idi, diğerleriyle kıyasladığımda biraz daha alt düzeylerde yer alsa da severek okudum. Balaylarında yaşanmış ve üstü örtülmüş bir olayın hayatlarını etkilediği bir çiftin öyküsü anlatılıyor kitapta damatlarının ağzından. McEwan'ı seviyorsanız okuyunuz derim... 


-Jean Louis Fournier'in yeni ve okumadığım kitabı idi "Tek Yalnız Ben Değilim". Lakin en güzelinin bu olduğunu söyleyemeyeceğim. Yazar engelli çocuklarının ve karısının ölümünden, kızının da kendini dine vermesinden sonra hissettiği yalnızlık duygusunu satırlara dökmüş. Külliyatı devirdiyseniz okuyabilirsiniz ama Fournier'den ilk okuyacağınız kitap bu olmamalı bence...

-"Çocuklar İçin Bach" Avustralyalı bir yazarın kitabı.  Biri ağır otizmli iki çocuklarıyla Melbourn'da yaşayan Dexter ve Athena'nın düzeni Dexter'in üniversiteden arkadaşı Elizabeth, kızkardeşi, sevgilisi ve sevgilisinin kızlarının yanlarına gelmesiyle bozulur, aralarındaki ilişki farklılaşır. Pek severek okuduğumu söyleyemeyeceğim ve o yüzden tavsiye de edemiyorum. 

-Nisan ayının son ve çok sevdiğim kitabı "İşin Aslı, Judith ve Sonrası" oldu. Sandor Marai'yi "Bir Burjuvanın İtirafları" ile tanımıştım. Açıkçası başlarda iyi giderken sonlara doğru sıkılmış ve yarım bırakmıştım, o günün kafa karışıklığından kaynaklanmış da olabilir. "İşin Aslı" ilginç ismi ile dikkatimi çekti önce, Sandor Marai'nin diğer kitabından dolayı biraz tereddüt etsem de Macar Edebiyatı'na olan ilgim nedeniyle aldım. Aldım almasına da epey bir bekledi kitaplıkta. Ve dün esefle, "Niye bu zamana kadar beklettim" düşüncesiyle kapattım son sayfasını. Üç kişinin ağzından okuyoruz olayları. Üç farklı bakış açısı, üç farklı düşünce, üçünün de birbirinden çok farklı oluşu. "Doğru eş yoktur" kavramının irdelenişi, son bölümde savaşın getirdikleri, burjuva yaşamının benzerlikleri, her şey çok iyi yansıtılmıştı. Kolay okunan, su gibi akan bir kitap asla değil ama elden bırakılacak bir kitap da değil. Şimdi sıra yarım kalan "Bir Burjuvanın İtirafları"na tekrar el atmakta...

Hepinize sağlıklı kapanmalar ve bol okumalar diliyorum...


 


12 yorum:

  1. Ne çok severim mektup yazmayı, almayı...Ve ne yazık ki ne uzun zamandır mektup hayatımızda yok artık! bu yaşgünümde lise matematik öğretmenim bir kart yollamış bana, gelmesi 1 ay sürdü, ptt bile unuttu sanırım mektup/kart dağıtımı yapmayı! :P
    ben bu salgında her zamankinden daha az kitap okuyabiliyorum. çok yavaşladı tempom. buna da ayrıca üzülüyorum...ne güzel okumuşsunuz siz, pek imrendim, taktir ettim vallahi :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Aslında mektuplar hayatımızda yine olacak da postacılar yok :)
      Ya sizin çalışma hayatı devam ettiği için okuma hızınızın düşük olması çok normal, ayrıca evde ilgilenilmesi gereken evlat, eş var. Biz karı-koca iki emekli bütün gün pinekliyoruz :) Hele benim diz problemim çıkalı dışarı çıkamaz oldum, kendimi iyice kitaplara ve filmlere verdim. Gerçi genelde benim hızım çalışırken de ayda 10 kitabın altına pek düşmezdi ama tabii şimdi vakit çok daha bol.
      Çok sevgiler...

      Sil
  2. Miras ilginç geldi.Hepimizi enterese ediyor galiba.Çok güzel yorumlar.Hadi gari düzelmeye bak.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hahaha Miras gerçekten güncel oldu :)
      Valla düzelsem ben de çok mutlu olacağım, bakalım...

      Sil
  3. Orhan Pamuk sevdiğim bir yazar ama dediğinize o kadar çok katılıyorum ki. Bazı romanlarında tasarımın üstüne öyle titriyor ki duyguyu atlıyor. Ortada ham bir edebi proje duruyor. VG'yi henüz okumadım ama yorumlar pek parlak değil gibi. Belki pandemi sonrasında :) Fournier'yi sizin sayenizde tanımıştım. Külliyatına az çok hakim olduğum için bu kitabını hemen sipariş verip okuyayım :))

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok uzatılmış kitap, bitmek bilmedi ki ben çok hızlı kitap okurum, 10 gün süründü elimde, üstelik beğenmedim bırakayım diyeceğim bir durum da olmadı fakat kitapta ruh yoktu asıl mesele bu. Pandemi sonrası okumanı tavsiye ederim, zira iki misli darlıyor. Fournier'in kitabını seversiniz diye düşünüyorum, ben diğerleriyle kıyaslayınca daha hafif buldum, yoksa adam iyi yazıyor.
      Sevgiler...

      Sil
  4. Seneler'i sevenlerdenim, hem de büyük zevkle okudum. :)
    İşin Aslı, Judith ve Sonrası'nın ilk iki bölümünü zevkle okuduktan sonra, son bölümde biraz eksiklenerek bitirmiş ve bu durumu kitabın yazım tarihleri (başlama ve bitirme arasında yıllar var) arasındaki uzaklığa bağlamıştım.
    Budur. :))

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Evet zaten seni referans almıştım alırken. Sanırım ben havamda değildim okuduğum sırada, diz ağrımın arttığı, ruhumun daraldığı bir dönemdi, keyif alamadım. Bir kez daha denemek niyetindeyim. Judith'i sevdim ben ama söylediğinde haklısın, en az sevdiğim bölüm 3. bölüm oldu, ben onu kadının sinsiliğine vermiştim biraz :)))

      Sil
  5. Dün yürüyüşte iken seni andım, çünkü leylaklar açmıştı, pis İlker tempo düşmesin diye koklattırmadı ama eminim nefis kokuyorlardı. Ben İzmirde hiç beyazına denk gelmemiştim, burada çok beyaz leylak var. Leylağın beyazı olurmuş meğer. Sevgiler...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel aklına gelmiş olmam. Bir dahaki sefere koklamayı ihmal etme ama, hatta benim için de bir nefes çek. Ankara'a beyaz çoktur. Babam Hıfzıssıhha'nın genel sekreteri idi, nefis bir binalar topluluğu idi orası ve şahane bir bahçesi vardı leylak dolu. Orada çok vardı beyaz, Ankara zaten leylağın en sevdiği şehirlerdendir.
      Sevgiler...

      Sil
  6. Veba Gecelerine mesafeleyim Orhan Pamukla arama mesafe koydum demek daha doğru olur sanki
    Ian mc evan deneme yaptım ama olmadı yeniden deneyeceğim

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ben esasen severim, kitap da fena değil, epey bir emek var üstünde ama yazdığım gibi duygusu eksik, fazla didaktik sanki. Bir de gereksiz uzatılmış, yarıya inse daha keyifle okunurdu. Ian McEwan'a Kefaret ile başlayın okumadıysanız.

      Sil