.

.
.

24 Şubat 2021 Çarşamba

24 ŞUBAT (ESKİLER, YENİLER, SEVİLENLER, İHMAL EDİLENLER*)

*Radyolu yıllarda bu adla bir program vardı: "Eskiler, Yeniler, Sevilenler, İhmal Edilenler". Bir müzik programıydı, tam hatırlamıyorum ama ya Sezen Cumhur Önal ya da Fecri Ebcioğlu sunardı.

Oldukça hoş bir kitap okuyorum bu sıralar: "Eğlencelerin Sırrı". Adı gibi eğlenceli bir kitap, Barselona'da geçiyor. Sayfalara daldırmış okurken birden gözüm kitabı tutan ellerime takıldı, bir an şaşırdım, el başkasına ait olabilir miydi? Zira gördüğüm el geçen yılkinden çok farklıydı, tırnak dibi etleri düzensiz, tırnaklar dibine kadar kesilmiş ve ojesiz, derisi kurumuş, hatta yer yer kabuk bağlamış. Bir an düşündüm, sonra kitabı kenara koyup bilgisayar masasının üstünde duran krem tüpünü aldım elime, sürdüm de sürdüm. Geçici bir yumuşama oldu olmasına da bir saat sonra eski haline döneceğinin farkındayım. Normalde çok fazla dezenfektan ve kolonya kullanmıyor, suyla sabunu tercih ediyordum ama fizik tedavi seanslarında ve kliniğe gidiş gelişlerde mecburen ikisini de bol miktarda kullandım, zaten ihmal ettiğim ellerim el olmaktan çıkıp ağaç kabuğuna döndü böylece. Neredeyse bir yıldır oje sürmüyorum, oysa ojesiz dolaştığım pek vâkî değildi, haydi oje sürmüyorum şu tırnak etlerini boş boş otururken dibe doğru itsem ya törpü ile. İnsan gevşedikçe gevşiyor, fena halde atalete gömülüyor. Sinirim bozuldu. "Alice Harikalar Diyarında"nın tavşanı gibi "çok geç kaldım, çok geç kaldım" yerine "çok ihmal ettim, çok ihmal ettim" diyerek banyoya yollandım, aynanın karşısına geçtim. Gördüğümü beğenmedim haliyle, saçlarımın fena halde boyası gelmiş, kahküllerim uzamıştı. Kazayaklarına ve diğerlerine değinmiyorum, onlar için bizzat yapabileceğim bir şey yok, tarihin akışına bıraktım 😃 Ama saçlar için self kontrol mümkündü değil mi? Vakit kaybetmeden geçenlerde sipariş ettiğim ve ilk kez deneyeceğim organik olduğu iddia edilen boyayı aldım, karıştır-çalkala, eldivenleri giy, lavaboya gazete ser, boya tarağını çıkar ve 1,2,3 başla. Bir yandan boyayı sürerken bir yandan da "taş çatlasa 15 dakikamı alacak bir işe niye üşeniyorum ki" diye söyleniyorum. Üstelik pandemi başından beri boya işinde epey ustalaştım, kuaförlere rahatça gidilebilecek duruma gelindiğinde bile boyamı kendim yapmaya kararlıyım. Kesim içinse aynı şeyi söyleyemem, şu anda bile bir kesime fena halde ihtiyaç duyuyorum. 

Boya işlemini tamamladım, süresini beklerken birkaç el Toyblast oynadım, sonra yıkadım, kuruttum ve kahküllerimi kestim. Hafiften yamuk oldu ama olsun, zaten çocukken de kahküllerim hep yamuktu, inanmıyorsanız bakın 😃

Kurdeleler kafam kadar, küpemin teki de kayıptı öyle hatırlıyorum ve çok suratsızım. Fotoğrafın devamında yakamda fildişine zincirle asılmış fil şeklinde bir broş, kolumda helezoni bir bilezik var, suratsızım ama süslüyüm. Bu fotoğraf birkaç yıl Cebeci'de, eski Konservatuvar binasının yakınındaki bir fotoğrafçının vitrininde devasa bir çerçeveye konulmuş olarak halka arzedildi 😃 Babam neden vitrine koyduğunu sorunca fotoğrafçı "ilk defa bu kadar ciddi bir çocuk fotoğrafı çektim, o yüzden" demiş. Kahkülümü de beğenmiş olabilir gerçi, sürrealist bir fotoğrafçı ise ve galiba ben küçükken büyük, büyükken küçükmüşüm 😃

Bir yandan pandemi, bir yandan dizler beni eve mahkum edince neredeyse her gün film izliyorum. Geçenlerde Mubi'de Agnes Varda'nın "Mutluluk" filmini ikinci kez izledim. İlk izlediğimde sanırım 9 yaşındaydım. Dün gibi hatırımda, anneannemin komşusu Ağavni Tantik'in gelini Gülnar abla filmi çok görmek istiyordu, gel gör ki semtteki sinemaların hiçbirinde oynamıyordu. Sadece Maltepe'deki Alemdar Sineması'nın seansları uygundu ama Gülnar abla yalnız gidemiyordu, beni aldı yanına. Otobüse bindik, Maltepe'ye gittik, sinemaya girip oturduk, film başladı, perde ayçiçekleriyle doldu. Yıllarca filmden aklımda kalan bu ayçiçekleri oldu, ne zaman anımsasam filmin ismi gibi bir mutluluk yayıldı içime ve o ayçiçekleri gözümün önüne geldi. Zaman zaman acaba doğru mu hatırlıyorum diye Google'da arattığım oldu ve o ayçiçekli afişi görünce ikna oldum hafızamın beni yanıltmadığına.


Mubi'de filme rastlayınca çocukluğuma dönmüş gibi oldum, açtım karşıma ve sanki bilgisayar ekranına bakmıyordum da Gülnar ablayla birlikte Maltepe Alemdar Sineması'nın suni deri kaplı açılır kapanır tahta koltuklarında oturuyordum. O rengarenk filmi büyük bir keyifle izledim, zihnimde kaybolmuş ne varsa geri geldi, taşlar yerine oturdu. Film bittiğinde annemin deyimini hatırladım: "Vah gidene!". Geride kalan bir şekilde hayatına devam ediyor...

Bugün hava adeta yaz başlangıcı gibi, balkon demirleri bile insanın elini yakıyor. Bahar neredeyse geldi ama haberimiz yok. Üst kattaki bekar gençler taşındı ama sevinemiyorum, yerine benzerleri gelir diye. O daire sahibinin zamanından beri pek bakımsız, o yüzden aileler yüz vermiyor, bekarlar tutuyor gelip geçici ve hepsi de başımıza sıkıntı oluyor. Bir grup muslukları açık unutup bizim eve su bastırdı. Bir diğeri sabahlara kadar çalgı-çengi uyutmadı. Son çıkanlar Veliefendi Hipodromu'ndan gelmiş gibilerdi, insan olduklarını bilmeseniz tepenizde at sürüsü dolaşıyor sanırsınız, öyle bir gümbüdü gümbüdü yürümek gece vakti. Şimdi çaresizce yeni baş belalarımızı bekliyoruz, Allah acısın bize 😃

İlk aşıyı olduğumdan beri ikincisi için randevu almaya çalışıyorum. 182 zaten yanıt vermiyor, bırak yanıt vermeyi çalmıyor bile, MHRS ise her denememde "kriterinize uygun randevu bulunamamıştır" cevabını veriyor. Kriterlerim pek yüksektir, şanıma layık aşı bile bulunamıyor 😃 umudumu kesmeden günde birkaç kez deniyorum, elbet oltama bir balık düşecek.

Neyse, ben eğlenceli kitabıma döneyim, saçımı boyamış, kahkülümü kesmiş olmanın huzuruyla bitireyim kitabımı, kalın sağlıcakla...


10 yorum:

  1. Ya bu pandemi eve kapanması hepimizi bakımsız yaptı:(
    182 yi babam için 18. Evet 18.arayisimda düşürüp 2. Randevuyu aldım perişanlık resmen:(

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Gerçekten hem pandemi perişanlık, hem randevu işi. Tam bir hafta uğraştıktan sonra e-nabız dan eve uzak bir semt polikliniğinen alabildim...

      Sil
  2. Leylakcığım,
    Aralık ayında doğum günü yılbaşı derken kendimi ojeli, küpeli gezdiriyordum. (Tabii ki evin içinde!) Yılbaşı'ndan sonra saldım sanki. Şimdi sen yazınca kendimi uyardım, ojeler sürülecek! ;)
    O yamuk kahküllü cici kızın yanaklarından öperim. :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ay ben de süreyim bari, haftaya prp'ye giderken, moral olsun :)
      Yamuk kahküllü cici kız da seni öper :)

      Sil
  3. Ojelerden hala vazgeçmedim, her şey yeterince griye bağlamışken elciklerdeki renkler pek kıymetli. :) Yamuk kahkülller demişsiniz ya, çok tatlı ama. :) İçimden kendi halime güldüm. Ortaokul zamanı sıkılıp elime aldığım makasla saçımın önünden cart diye kahkül kesmişliğim var. Tabii saç düz değil, çıktı mı onlar tepeme, çekti mi saç dibine? Babaannem sağolsun ah canım bu yaşta yeni saç mı çıkıyor demişti! :D Neyse, çenem düştü. Aşı için e-nabız sistemini denediniz mi? Ben bizimkilere hem ilk hem ikinci aşı randevularını oraya hesap tanımlayıp çok pratik bir şekilde aldım. Sevgiler..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok iyi ediyorsun ojelerden vazgeçmemekle. Sanırım her çocuğun bir saç kesme hikayesi var, kızkardeşim de babamdan görüp traş olmaya kalkmış, yüzünü kesince de ağlayarak gelmişti, panikle "ne oldu?" deyince ben ciddi ciddi "traş olurken kestim" demişti, hala aklıma geldikçe gülerim. Sizin hikaye de iyiymiş :)
      Zaten hep e-nabızı denedim Neslihancım, 182 düşmüyor bile. İlk aşıda anında almıştım ama 2. delirtti, kriterinize uygun randevu yok cevabını veriyor her seferinde. Neyse sonunda güç bela eve hayli uzak bir semt polikliniğinde alabildim şükür :) Sevgiler...

      Sil
  4. mhrsyardim@saglik.gov.tr 'ye yazdığınızda hemen cevaplayıp yardımcı oluyorlar, aklınızda olsun.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yazmaz mıyım? Kimlik no'mu istediler, orada kaldı, cevap yok :)))

      Sil
  5. AA Ne tesadüf, mutluluk geçen günlerde aklıma düştü ve tekrar
    seyretmiştim. hatta daha yayınlamadığım bir yazıda bahsettim. çocuk yaşta
    seyrettiğin filme bak :)
    yalnızca ayçiçekleri değil de tüm film boyunca görülen kır çiçekleri ne kadar
    güzeldi değil mi?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Rengarenk bir filmdi, çiçekler çiçekler. Agnes Varda filmdeki intiharın verdiği hüznü renkle ve doğa ile hafifletmek istemiş, bir yorumda öyle okudum Ne de olsa Yeni Dalga :)Sevgiler...

      Sil