.

.
.

1 Haziran 2020 Pazartesi

1 HAZİRAN (YENİ NORMAL/1 - MAYIS OKUMALARI)

Bir ayı daha bitirdik karantina altında ve bugün yeni normale geçiş yaptık, keşke yapmasaydık, çünkü halkımızın normal anlayışı ile kastedilen farklı. Dün yürüyüş rotamızı yine aynı parka çevirdik ve geçen haftanın aksine çok kalabalık, çok aykırı ve çok boşvermiş bir insan topluluğuyla karşılaştık. Mümkün olduğunca mesafeyi koruyarak yürüdük ama çoğu insan maskesizdi, hatta maskesini kolunda taşıyan hamile kadın bile gördük, en çok dikkat etmesi gerekenlerden biri. Gençler duvarlara, banklara yayılmışlar, birbirlerinin dibinde, yaşlılar kafa kafaya muhabbette. Mevcut cafelerden aldıkları "çay servisimiz başlamadı" sözü üzerine sinirlenmiş bir gruptan kadın olanı "Eee ne yapacağız, otlayalım bari" diye tafra yapıyordu. Cafeler, lokantalar daha bugün açılacak halbuki. üstelik gördüğüm kadarıyla pek de sosyal mesafeye uygun bir düzenleme yapılmamıştı. Onlar da haklı, ekmek parası, kimbilir kiralar ne civardadır, 3 aydır ne durumdaydılar ama bu yerleşim düzeninde bulaşma nasıl önlenir pek aklım almadı. Bu normal umarım pek kötü bir anormale sebep olmaz. Güvendiğim bir uzmandan tehlike geçti sinyali almadan ne cafe, ne deniz, ne lokanta, ne toplu taşıma, ne de başka bir etkinlik yapmama, yakınlarımı bile görmeme konusunda ısrarcıyım. Ara ara yürüyüş yeter de artar, duam işlerine gitmek zorunda olan herkesin hastalıktan uzak olması yönünde. 

Haziran ayına geldik gelmesine de Antalya 15 gün önce yaptığı aşırı sıcağı yeterli bulmuş olacak ki havalar hayli serin gidiyor, bu durumdan ziyadesiyle memnunuz. Vaki değildir Haziran başında ama ayağımda çorap, sırtımda yelek var şu anda, gece de üstümdeki battaniyeye rağmen üşüdüğümü hissettim bir ara. Mümkünse uzun süre böyle devam etsin yoksa bu pandemide Antalya sıcağı çekilmez. Huzursuzluk, endişe, geleceği görememe sebebiyle oluşan karmaşık ruh hali kitap okumalarıma da yansıyor. Her zamanki okuma hızımla kıyaslarsam hayli gerilerdeyim, Haziran ayına en az 50 kitabı devirmiş olarak girerdim ama 35. kitabımı zor bela bitirdim dün. Mayıs ayını 5 kitapla kapatmış olmama kendim bile şaştım, gerçi kitapların ikisi hayli yüksek sayfa sayısına sahipti ama sebep sayfa sayısından ziyade konsantrasyon eksikliği. Bir de evde olmanın ve hane halkının gün boyu evde olmasının getirdiği ekstra işler. Demek ki eski mutlu günlerimizde basıp gidiyormuşuz ve yapılmayan iş o kadar gözümüze girmiyormuş. İki kişi için abartılı sayıda bardak-tabak kirletiyor-sıkıntıdan gün boyu çay-kahve-durmadan çamaşır yıkıyor, dışarıda yemek kaçamağı olmadığından neredeyse her gün düzenli yemek yapıyor, ev temizliği, dezenfeksiyon, şu-bu derken domestik faaliyetlerden keyifli olaylara pek vakit kalmıyor, kalsa da ruh hali güllük gülistanlık olmayınca yeterince keyif vermiyor. Neyse gelelim Mayıs ayında okuduğum topu topu 5 kitaba:


-Karantina nedeniyle bir süredir evde uzun zamandır bekleyen kitapları okuyorum. "Bir Kuşun En İyi Öttüğü Yer"de 2016'dan beri okunmayı bekliyormuş. Ukrayna'dan Şili'ye uzanan ve kuşaklar süren bir ailesi öyküsü. Başlangıçta iyi gidiyordu, büyülü gerçeklik her zaman sevdiğim bir edebi türdür ama burada biraz fazla kaçmış bir doz sözkonusu idi. O grotesk öyküleri ve Museviliğin ayrıntılı dini ritüellerini okumak bir süre sonra sıkmaya başladı. Hasılı pek verimli bir okuma olmadı. Ben meraklıyım böyle şeylere diyorsanız buyrun :)


-Katherine Mansfield'in öykülerini içeren "Bahçe Partisi" de tıpkı ilk kitap gibi epeydir okunma sırası bekliyordu. Kitabı bana kızkardeş vermiş ve çok beğendiğini söylemişti. Elime alıp kitabın adını taşıyan ilk öyküyü okuyunca şimdiye kadar ihmal ettiğime pişman oldum. Tüm Viktoria devri yazarları gibi genç yaşta veremden ölen Katherine Mansfield de sakin, huzurlu, duygusal bir dille, ayrıntılara girerek pek hoş öyküler yazmış. Favorim "Bahçe Partisi" ama diğerleri de oldukça güzel...


-Yıllar önce başrolünü Burçin Oraloğlu'nun oynadığı aynı adlı diziden bu yana "Üç İstanbul"u okumak aklıma gelmemişti. Bir kitap siparişi sırasında nereden estiyse istemiş ve rafa koyup beklemeye almıştım. Kısmet bu pandemi günlerine imiş ama ne yalan söyleyeyim çok önceden okunması gereken bir esermiş, Abdülhamit'den Cumhuriyet'in ilk yıllarına İstanbul fonunda adeta bir tarih yatıyor kitapta. Mithat Cemal Kuntay döktürmüş de döktürmüş. Yalan, riya, şakşakçılık, gösteriş, para ve makam hırsı, din sömürüsü, kadına yapılan baskı yıllar içerisinde hiç değişmeyen şeyler olmuş. 700 sayfalık kitap bitince karnımı çok sevdiğim bir şeyle doyurmuş gibi bir duyguya kapıldım ve diziyi tekrar izleme isteği duydum. Denedim de ama görüntüler çok fluydu vazgeçtim. Eğer okumadıysanız bu kitabı ihmal etmeyin derim...


-Daha önce Pakistanlı bir yazarın kitabını okudum mu hatırlamıyorum, sanırım "Kör Adamın Bahçesi" bir ilk oldu. İlk birkaç sayfasını okuyup bırakmışım, kitaplıkta öylece kalmış. İlerleyen sayfalarda pişman oldum daha önce okumadığıma, öyle vurucu, öyle ürkütücü ve bir o kadar da güzel bir kitapmış. 11 Eylül sonrası ABD-Taliban-El Kaide üçgeninde parçalanan hayatlar, savaşlar ve tüm bunların ortasında varolmaya çalışan aşklar ve aileler. çiçek kokularıyla kan kokularının birbirine karıştığı bir okuma oldu, çok beğendim, tavsiyemdir...


-Oktay Rifat, çok sevdiğim bir şairdir. Şairliğinin yanısıra yıllar önce Bilgi Yayınevi'nden çıkan ilk baskısını okuduğum "Bir Kadının Penceresinden" romanını da çok sevmiştim. Onun etkisiyle diğer iki romanını da almış ve okunmuş kitapların arasında unutmuşum. Yeni bir şeyler ararken buldum ve "Bay Lear"ı okumaya başladım. Shakespeare'in "Kral Lear"ına atıf yaparak yazılmış bir roman bu, onun gibi bir öyküsü var, mirasını kızları arasında paylaştıran ama bu nedenle bir yandan son yıllarında nikahına aldığı bakıcısıyla, bir yandan kızlarıyla sorun yaşayan, yalılarda büyümüş bir yaşlı adamı anlatıyor. Lakin o kadar karmakarışık bir yazın tekniği var ki adam gündelik hayatını yaşarken birdenbire geçmişe dönüp ordan oraya atlayan konularla kafa karıştırıyor. O nedenle sevemedim, tavsiye etmiyorum...

Haziran'da daha çok okuyabilmek dileğiyle yeni normalimizin hayırlara vesile olmasını diliyor, sizlere dün parkta gördüğüm, bir güvercin kafesinin yanında tek başına büyümüş bu ayçiçeği ile veda ediyorum:


11 yorum:

  1. Üç İstanbul uzun süredir benim de markajımda lakin öncelikle Üvey Kardeş'i okumalıyım :)

    YanıtlaSil
  2. ben üvey kardeşe başladım, üstüne üç istanbulu da alabilirim.

    YanıtlaSil
  3. Hızlı normalleşme koşuşturması nedeniyle ben de tırsıyorum. Bakalım ne olacak?
    Umarım gamlı baykuş olduğumuzla kalırız bu defa.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Uzmanları okudukça haklı çıkacağız gibi geliyor Ekmekçim, keşke gamlı baykuş olsak. Balkondan kafanı uzatınca gördüklerin yetiyor olacakları kestirmek için...

      Sil
  4. Chimamanda Ngozi'ye taktım. İlk kitabı severek okudum biliyorsun. Yükselen Güneşin Ülkesinde'yi aldım. Başladım ama yavaş ilerliyorum. İşe başlama stresinden sanırım konsantre olamıyorum pek.
    Mor Amber'i alacağım ama çok şaşırdım. Bugün Kuzey'in okul kitap listesi geldi. İngilizcede bu kitabı okuyacaklar. Çok tuhaf geldi görünce. Evrende bir şeyi çağırıyor olmak mümkün yahu. Amerikana nerdeyse iki senedir rafta bekliyordu. Onu okuyup sana bahsettim ve Mor Amber dedin. Şimdi Kuzey de okuyacak aynı kitabı. Ona o kadar bahsettim ki kitaptan, çocuğu da mecbur bıraktım :) Düşünce gücü ile neler yapıyorum, bakar mısın?
    Kalabalıklara karışma bu arada. Çoook öpüyorum seni.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ngozi'yi ben de çok sevdim, amerakana süper kitaptı, Mor amber'i de seveceksin. İngilizcesinden oku bakalım bu defa. Elindeki hakkında da bana bilgi ver bitirince. Bu tür hissikablelvukular bana da oluyor bazen ve işin açıkçası ürküyorum böyle zamanlarda.
      Kalabalığa katiyen karışmam, ben çok endişeliyim son normalleşme konusunda. Ben de seni öpüyorum...

      Sil
  5. Fazla hızlı açılma kararı alındı. Hele bugün toplu taşıma araçlarındaki %50 kriterinin de kalktığını duydum ya, allah! Hepimize kolay gelsin.
    Okuma ritmim benim de geçen ay bayağı düştü. Senede sizin üçte biriniz kadar okuyorum tahminim. Geçen ay da bu orana göre bir (rakamla 1) adet okumuşum iyi mi? Gerçi 680 sayfalık bir Büyücü idi ama..Okuduklarımıza şükran.
    Jodorowsky'nin filmlerinden seyrettiniz mi? Bayağı çılgın şölen gibiler. Belki daha önce yazmışımdır size. Özellikle The Dance of Reality'den pek etkilenmiştim. Büyülü gerçekçiliğin fantastikliği orada da var. Sevgiler..

    YanıtlaSil
  6. Gerçekten hepimize kolay gelsin, bu acelecilik üç aylık süreci sıfırlayacak korkarım. Haydi kendimi eve kapattım zorunlu haller dışında ama aklım fikrim çocuklarda, her gün işe gidiyor artık oğlum, küçük bebek var, ihtiyaçları için sürekli market şu bu alışverişi. Ne diyeyim tevekkülden başka çare yok.
    Jodorowsky filmlerini izlemedim hiç, kitabın filme uyarlanmış halinin hayli çılgın şölen olduğundan eminim. Bir kurcalayım bakalım interneti, belki film daha eğlenceli olabilir, sağol. Çok sevgiler...

    YanıtlaSil
  7. Bizim evin civarındaki kafeler daha ilk günden doldu. Nasıl bir mantık bu aklım almıyor. Biz sıkılmadık sanki. Ben de içimi rahatlatan bir azalma görmeden açılmamaya kararlıyım. Kalabalık olmayan saatlerde yürüyüş yapabilirim sadece. Eşim ayın yarısında işe gidiyor şimdilik. Bakalım... Umarım korktuğumuz gibi olmasın.
    Üç İstanbul'u okumadım. Fakat dediğiniz gibi okunması gerektiğinin farkındayım. Ne çok şey var okunacak ve dediğiniz gibi nasıl da izin vermiyor zihinlerdeki endişeler...

    YanıtlaSil