.

.
.

2 Haziran 2019 Pazar

2 HAZİRAN (MAYIS OKUMALARI)

Ayın ilk yarısındaki açığı kapatmak için okumaya hız verdim Bodrum dönüşü, hastalık da eve kapanmama vesile olunca gelsin kitaplar, gitsin kitaplar oldu ve 11 kitapla Mayıs ayını bitirdim. Aslında hala üç eksiğim var kafamdaki plana göre ama olsun varsın, telafi ederiz nasılsa. 

Gelelim kitaplara:


-"Rehavet Havası" bir süredir kitaplıkta okunma sırası bekliyordu, sonunda muradına erdi :) Sıradan hayatları anlatan öyküleri içeren küçük hacimli bir kitap, okursanız hoş olur, okumazsanız pek bir şey kaybetmezsiniz.


-Antonio Casas Ros sevdiğim bir yazardır. Diğer iki kitabını, Almodovar Teoremi ve Enigma'yı-özellikle Enigma'yı-çok severek okumuştum, "Son Devrimin Güncesi"ni de hevesle aldım elime. Başlangıçta çok ilginç gelen konu sayfalar ilerledikçe o kadar karmaşıklaştı ve abartılı cinsellik tasvirleri o kadar bezdirdi ki, bu kitabı aynı kişi mi yazmış diye düşünmeye başladım. Kısacası sevmedim...


-Yine geçen yıldan kalma kitaplardan biri idi Hasan Gören'in "Zan"ı. Bodrum yolculuğu öncesi, başlandı, benimle tek sayfa bile okunmadan Bodrum'a gidip geldi ve dönüşte bitirildi :) Umduğumdan daha iyi bir okuma olduğunu düşünüyorum. Ankara-Akçakoca-İstanbul üçgeninde geçen bir siyasi roman "Zan". İçinde aşk da var, gerilim de, ikilem de. Okunası bir kitap...


-Mahir Ünsal Eriş'in son iki kitabından biri "Kara Yarısı", benim için Bodrum anısı olduğundan ve "Zai"den alındığından dolayı da özel. Yazarın tüm kitaplarını severek okudum, bu da diğerlerinden farklı olmadı, kapağına bakmadan okusanız Mahir Ünsal'a ait olduğunu anlayacağınız güzel öyküler var kitapta. Sıradan insanların sıradışı öykülerini seveceksiniz...


-Bu ay okunacaklar rafını epey hafiflettiğim bir ay oldu. İlk defa bir kitabını okuduğum Tim Parks'ın "Kader"i de epeydir okunmayı beklemekteydi, elime aldıktan kısa bir süre sonra bunca geciktirdiğime pişman oldum. Son kitabına koyacağı önemli bir röportaj için girişimlerde bulunan eski gazeteci bir babanın oğlunun intihar haberini almasıyla başlıyor kitap. Genelde Alef Yayınevi'nden çıkan tüm kitapları severek okudum. Tim Parks daha önce tanışmadığım bir yazardı, biraz itidalle başladım ama "Kader" beni şaşırtan bir kitap oldu. Bilinç akışı ile yazılmış ve genelde diyalogların olmadığı bir yazım tarzı insanı bu kadar mı etkiler. Kader hem konusu, hem de yazarının üslubu nedeniyle çok sevdiğim bir kitap oldu. Diğer kitaplarını da okuyacağım...


-Küçük hacimli, sayfa sayısı az bir kitaptı "Geç Gelen Şöhret". Gençliğinde yazdığı şiirleri okuyan bir grup edebiyat meraklısı gencin ilgisiyle karşı karşıya kalan yaşlı Saxberger'in ruhunda kopan fırtınaları anlatıyor.  Okumasam da olurmuş :)


-"Ahlat Ağacı"nın senaristlerinden biri imiş Akın Aksu, ayrıca filmde imam rolünde oynamış. Filmin ortaya çıkmasına da bu kitap ilham vermiş. Zaten kitabı okurken filmi izler gibi oluyorsunuz, taşra ıssızlığı, bunalan insanlar, eylemsizliğin dile vurması, ufak meselelerin büyümesi, büyük meselelerin ufalması vs vs. Diyalogların aşırı fazlalığı biraz yorsa da okunası bir kitap olmuş "Bir Taşra Köpeği", "Ahlat Ağacı"nı sevenler daha da çok sevecektir.




 




-Uzayda kapladığı yer ile içeriği ters orantılı bir kitap "Bilinmeyen Sular", kısacık ama dolu dolu öyküler. Mevsim Yenice'nin duvarının ikinci tuğlası bu, umarım daha çok katlar çıkar. Pink Floyd seviyorsanız bu kitabı da seveceksiniz.


-Adının ve kapağının güzelliği oldu beni bu kitabı almaya iten neden. Gerçekten kitapta bir "Nefaset Lokantası" var ve kahramanların bir kısmı orada düzenli olarak yemek yiyorlar, sahibi olan kadınla da aralarında bir arkadaşlık gelişmiş. Kitabın ana kahramanı Türkiye'yi terkedip Rio'ya yerleşmeyi düşünen bir kişidir. Zaten olaylar da bu ayrılık nedeniyle düzenlenen bir yemekte başlıyor. Başlangıçta oldukça iyi giden kitaptan ikinci bölümden sonra sıkılmaya başladım. Olaylar karmaşıklaştı, düzen karıştı, kısacası sevdim mi, sevmedim mi kesin bir karar veremedim.  Bir de siz deneyin bakalım, ne düşüneceksiniz...


-İstanbul'un eski apartmanlarını büyülenmiş gibi seyrederim her gidişimde, her biri başlı başına bir mimari şaheser, sanat eseri gibidir gözümde. Beyoğlu'ndaki Botter Apartmanı da en sevdiklerimden biridir, şimdi kaderine terkedilmiş olsa da. Günümüzde geçen bir öykü ile başlıyor kitap ve apartmanın yapılış öyküsüne geri dönüşlerle değiniyor. Ben severek okudum, İstanbul'un eski binalarına ilgi duyuyorsanız siz de seveceksiniz. 


-Irmak Zileli'nin bugüne kadar yayınlanmış tüm kitaplarını okumuş ve çok sevmiştim. Gelgelelim "Bozuk Saat" bana o kitaplardaki tadı vermedi. Bir meydanda dikili olan bozuk bir saatin ağzından anlatılıyor tüm öyküler. Saat çeşitli insanların nabzına giriyor ve hayatlarına dokunuyor. Yer yer ilginç öyküler olsa da ben diğer kitaplarını tercih ederim açıkcası... 

Haziran ayında yeni kitaplarda buluşmak dileği ile tatilcilere iyi eğlenceler, evde kalacaklara şimdiden iyi bayramlar diliyorum...
 

2 yorum:

  1. Emeğine sağlık, her biri okunası. Tavsiye ettiklerini not aldım, teşekkürler..

    YanıtlayınSil
  2. ne güzel ne keyifli bir liste olmuş teşekkür ederiz sevgilerimle geçmiş bayramınız kutlu olsun....

    YanıtlayınSil