.

.
.

17 Nisan 2018 Salı

İSTER SALLAN, İSTER SALLANMA SALI

Birkaç gündür enikonu yaz geldi buralara, yanlış anlamayın bahar falan değil, düpedüz yaz. Hani pek yöreye uygun olmasa da Ankara yazı gibi falan bir hava. Çorapları attık, yorganları da. Battaniyeyi bile ikidebir teper oldum üstümden, o derece yani. Balkon sezonunu açtım, çınar tazecik bir yeşile büründü, dayanılır gibi değil, sabahları kahvaltımı onu seyrederek yapıyorum. Kuşlar da bana (tabii bu benim hüsnükuruntum) serenat yapıyorlar. Serçeler, kumrular ve henüz adlarını öğrenip tanışmadığım birtakım göçmen kuşlar. Bir tanesi "çirp çörp, çirp çörp" diye ötüyor. İlkgençlik yıllarımda "Middle Of The Road" diye bir topluluk ve onların "Chirpy Chirpy Cheep Chepp" diye ünlü bir şarkıları vardı, çok meşhurdu, durmadan söylerdik ama duyduğumuzu tam anlamayıp uydurarak: "Veeez yur mamagan/Lidıl beybi gon/Veez yur papagan/Liidıl beybi gon/Faar far eveeeey/Last nayt is hörd mama singing tı soong/Ooo vee çörpi çörpi çip çip çörpi çörpi çip çip çip". Vallahi şak diye geldi şarkı aklıma, başladım söylemeye, hay kuş gibi sağolasın, zihin açıcı mubarek :) Tabii sözler tamamen uydurma, İngilizcemiz mi vardı o vakitler, duyduğunu yuvarla söyle. Çörpi çörpi çip çip çörpi çörpi çip çip. Hadi bir kere daha, kuşlarla beraber: "Çörpi çörpi çip çip, çörpi çörpi çip çip"

Sadece kuşlar değil öten, sahibinin kim olduğunu, nerede beslendiğini, hangi bahçenin kralı olduğunu bir türlü öğrenemediğim, tanışmaya muvaffak olamadığım bir horoz var sokakta. Günün 24 saati ötüyor neredeyse, zamanı yok, gece-gündüz: "Üüüürüüüüü". Sanırım binalar arasında sıkıştığı için bunalımda,  Halil Sezai'nin şarkısını horoz dilinde söylüyor: "İsssyyyyeeeeannnnnüüürüüüü" 😀😀😀

Sabahın ilk saatleri geçip gün ilerlemeye başladığında sokak kalabalıklaşıyor. Antalya'nın eski semtleri bir küçük esnaf cenneti çünkü, her apartmanın altı en az üç dükkan. Sadece bizim sokakta berber, tütüncü, su saati tamircisi, emlakçı, terzi, kuaför, börekçi ve yufkacı, klima servisi, tabelacı, ufak çaplı bir resim atölyesi ve bütün bunlara ilaveten lokal kisvesi altında bir adet de kumarhane. Neyse ki o eve en uzak noktada konuşlanmış. Bunların yanısıra her sabah köşeye gelen bir kamyonetli sütçümüz de mevcut. Susam Sokağı mubarek, ne ararsan var. Ara sıra ufak tamiratlar yaptırdığım terzi dışında hiçbiriyle alışverişim yok. Zaten çoğu da akşama kadar dükkanın önünde laklak ediyor, az evvel baktım yufkacılar kapının önüne masa atmış öğle yemeği yemekteler 😀


Dün biri sosyal medyada şu yukarıdaki fotoğrafı paylaşmış, Antalya Doğumevi. Yıkılalı çok oldu, artık yerinde bir park var. Benim bu şehre yerleştiğimde Antalya'nın yegane doğum hastanesi idi ve sanırım kolay kolay eşine rastlanmayacak derecede pisti. Mecburiyetten oğlum da burada dünyaya gelmişti. Tam kapının üstündeki odada yatmıştık 2 gece, taburcu olacağım söylenir söylenmez de ardıma bakmadan kaçmıştım, hatta öyle hızlı terketmişim ki bazı eşyaları orada unuttuğumu eve gelince farketmiştim. Doğumdan sonra bebek odasına alınan oğlumu annem yetişmese hamamböcekleri ham yapacakmış neredeyse. Doğum ve sancı odasının pisliği şu an bile midemi bulandırıyor. Zaten sonunda "Ölü bebeği fare yedi" haberleri basında yer aldı da, hastane revizyondan geçip temizlendi. Bir süre sonra da başka amaçla faaliyet göstermeye başladı ve sonra da yıkıldı. Şükrediyorum ki bağışıklığımız güçlüymüş de mikrop kapmadan eve dönmeyi başardık. Bu da mutlu bir anın pislikle sarmalanmış anısı işte 😀

Ve gelelim 52 haftalık çelıncımızın 16. haftasının sorusuna:

-Daha az yapsam dediğiniz 5 şey:

1- Bilgisayar başında daha az vakit geçirsem.
2- Zaten pek fazla yaptığım söylenemez de daha az ev işi yapsam.
3- Kendim ve yakınlarım için daha az evham etsem.
4- Abur cubur ve çikolatayı daha az yesem (Gerçi bu aralar diyetteyim, hiç yemiyorum ama zor valla)
5- İnsanlara daha az tahammül göstersem, zira burama kadar geldi suistimal edilmek (burama derken boğazımı gösterdiğimi farzedin)

Ve sizlere veda ederken bu aralar en imrendiğim fotoyu koyayım (dikenler de dahil konuya)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder