.

.
.

31 Aralık 2012 Pazartesi

MUTLU YILLAR





Biz ne desek o bildiğini okur ama yine de bir umut işte. Yeni yıl sağlık, huzur, barış, adalet, hoşgörü, sevgi, saygı, neşe, kahkaha getirsin. Kutlu olsun, hoş gelsin...

30 Aralık 2012 Pazar

"SON"LAR

"En"lerden sonra "Son"lar:

-Yılın son etkinliği dün gece gerçekleşti; Antalya Devlet Opera ve Balesi'nin sahnesinde "Yeni Yıl Konseri"ni izledik. Hem göze, hem kulağa hitabeden çok güzel bir dinleti oldu. 2013'de de benzeri dinletileri bekliyoruz. İlgililere duyurulur.




-Yılın son filmini az evvel izledim, şu an sersem gibiyim: Michael Haneke'den "Aşk". Tartışmasız yılın en iyi ve en etkileyici filmlerinden biriydi. Allak bullak oldum; geçmiş, gelecek ve şu an hepsi birbirine geçip içime oturdu.


-Yılın son kitabı David Whitehouse'dan "Yatak" oldu. Karizmatik ve akıllı bir gencin 25.yaş gününde yatağa girip bir daha çıkmama kararı alması ve bunun sonucu 600 kiloya ulaşması süreci ve bu süreçte yaşananlar erkek kardeşinin gözünden anlatılıyor. Güzel ve ilginç bir kitaptı. 


2012'yi sonlamaya bir kala yeni yılın benzer güzellikleri getirmesini diliyorum. Şimdi yılın son brokoli salatasını yapmak için marş marş mutfağa...

29 Aralık 2012 Cumartesi

DÖKÜM


Artık gelenekselleşen portakallı-kahveli yeni yıl içeceğimizi dün açıp süzdüm ve ilk yudumu başta Beste olmak üzere tüm dostların sağlığına içtim. Gerisi barış ve huzur, ondan gayrısı boş...

Madem geleneksellikten bahsettim o zaman küçük bir döküm yapmanın da zamanıdır. 2012 kişisel anlamda sakin geçen bir yıldı. En güzel yanı bende ve yakın çevremde ciddi bir sağlık problemi yaşamamak oldu. Sanatsal ve kültürel açıdan neredeyse zirve yaptığım bir sene idi; sinema, tiyatro, konser ve cümle etkinliklere doydum diyebilirim. Rekor sayım 120'ye ulaşamasam da oldukça fazla kitap okudum, bir Ege seyahati gerçekleştirdim, uzun yıllardır görmediğim dostlarla görüşme ve keyifli vakit geçirme şansını yakaladım. Yeni dostlar edindim ve küçük de olsa katkıda bulunduğum bir kitabın sahibi oldum: "İmza: Kızın". İnsanın beklentileri abartılı boyutlara ulaşmamışsa daha ne ister ki yaşamdan. Başta sağlık ve barış olmak üzere benzer hoşlukları 2013'den de bekliyor, hepinize mutlu bir yıl dileyerek 2012'nin kişisel "en"lerine geçiyorum:

-Kitap: Lizbon'a Gece Treni/Pascal Mercier
-Film (Yabancı)  : Kapı/Istvan Szabo
-Film (Yerli) : Küf/Ali Aydın
-Tiyatro (Yerli): Benerci Kendini Niçin Öldürdü/İstanbul Devlet Tiyatrosu
-Tiyatro (Yabancı): Frida/Romanya Deva's Art Tiyatro
-Bale: Don Kişot/Antalya Devlet Opera ve Balesi
-Konser: Latin Senfoni/Emir Ersoy ve ekibi
              Göksel Baktagir-Komşu konseri
               Anastasias Pappas konseri
-Sergi: Selmanur Aktaş "Safyürek" resim sergisi
-Gezi: Elmalı-Ormana "Kardelen Festivali" gezisi
-Etkinlik: Antalya TÜYAP Kitap Fuarı

Haydi bakalım, sizin kişisel "en"leriniz nelerdi görelim...

26 Aralık 2012 Çarşamba

TURNALAR


Bugün Noel Baba kargo görevlisi kılığına girip akşama kadar bizim eve paket taşıdı. Noel Baba'nın torbasına o güzellikleri koyan tüm dostlara kucak dolusu teşekkürler, sevgiler. Yukarıdaki turnalarsa "sağlık", "barış" ve "dostluk" umuduyla uçarak geldiler. Katlayan minik elleri öper ve bir turna haikusu söyler giderim:

"Niçin sevginin adı sevgi
Yoksa bir turna kuşu
Elini sana mı verdi?"

Erdal Ceyhan

25 Aralık 2012 Salı

POSTA!...


Yılbaşına kadar bu görüntülerle bayacağım sizi, ne yapalım senede bir defa oluyor. Hem Atalet kardeşimle ben seviyoruz böyle allı morlu, parlak simli :)

Efendim kartlarım yavaş yavaş kapımı çalmaya başladılar. Dün tam apartmandan çıkarken postacıyla burun buruna geldim. ağzında emzik gibi tuttuğu sigarasının pofur dumanlarını suratıma suratıma üfleyerek, en nemrut yüz ifadesiyle şöyle buyurdu: "Size bu özel günlerde çok posta geliyor. Haydi normal gelenleri kutuya atıyorum (yalan, ya tüm apartmanınkini topluca posta kutularının üstüne bırakıyor, ya da kapı altından fırlatıyor) ama imzalı gelenleri ne yapacam?" "E, zili çalacaksınız, ben kapıyı açacağım, imzalatıp teslim edeceksiniz". Bir duman daha savurup "Ya evde yoksan?" diyerek siz'den sen'e dikey bir geçiş yaptı ve ben otomatik olarak şarkının melodisini kafamdaki müzik setinde çalmaya başladım: "Ya evde yoksaaaaan". "Yok mu bırakacağım başka bir yer" diye devam etti ikinci dumanı püflerken. "İhbar bırakırsam ta PTT Merkeze gidersin". Aniden gözlerim doldu, çok hislendim. Nemrut postacı beni düşünüyordu, taa merkezlere gitmemi istemiyordu. Burnumu çekerekten dedim ki: "Karşı komşuya bırak". Sonra gözyaşlarımı silip elime tutuşturduğu bir tutam zarfı çantama koydum ve sevinçten "Singing in the Rain" filmindeki Fred Astaire gibi şarkı söyleyip topuklarımı birbirine çarparak dışarı attım kendimi, ilk gördüğüm elektrik direğinin etrafında da bir tur döndüm yine Fred Astaire'e öykünerek:)

Zarflardan çıkan dostlar şöyledir: Fotoğraftaki şirin kardan adamların sahibi Fermina Daza, saksafoncu kardan adamıyla Mino, kucaklamak için kollarını açmış kardan adamıyla Judy, müzisyen Noel Baba'larıyla Hazan, yılbaşı alışverişine çıkmış grubuyla Fıstıklı Tombi, kar altında kızak kayan çocuklarıyla Belçika'dan Yasemen, papyonlu, fesli tavşanıyla Zeynep, eski İstanbul manzarasıyla Yağız oğlanın annesi ve gül dalıyla Elif; hepinize çok teşekkür ediyorum, günüme güzellik kattınız. Taşsın dökülmesin, artsın eksilmesin diyor sevgiler yolluyorum...

24 Aralık 2012 Pazartesi

KOKİNA


Uzun aramalardan sonra kokina da bulunduğuna göre artık yeni yıl gelebilir. Herhangi bir engel kalmadı şükür:)

21 Aralık 2012 Cuma

KIYAMET DEĞİL TURUNÇ GÜNÜ


Dün alışverişe gittim, çorap almak için girdiğim Penti'de kasanın yanındaki renkli kurdeleleri görünce merak ettim. Ne olduğunu sorduğum görevli, dışarda bir dilek ağaçları olduğunu, dileğimin renginde kurdele bağlayabileceğimi söyledi. İnanmasam da bu tarz atraksiyonlara bayıldığım için en mütevazısından iki dilek seçtim (iş-çocuklar için, sağlık-hepimiz için), götürüp bağladım. Aşk, para, eğitimi başkalarına, kurdeleleri alırken farketmediğim barışı diğer bağlayanların himmetine bıraktım. Umudumuz bunlara kaldıysa hapı yuttuk yutmasına da ağaç da rengarenk pek güzel görünüyor. Hem ne malum, ya tutarsa...

Kar sıkıntısı yaşayanlardan özür dileyerek söyleyeyim ki şu anda pencereden giren güneşle kedi moduna geçmiş durumdayım. Sabah sıktığım 15 kilo kadar turuncun suyu ekşiye dönüşmek üzere ocakta kaynarken evi mis kokulara boğuyor. Bir miktar portakal da dilimlenip suya ıslanarak dolaba yerleşti, akşam reçel olmak üzere ilk kaynamasını gerçekleştirecek. Kısacası ne kıyamet ne Marduk, benim için bugün turuncu bir gün. Elimde kahvem keyif yapıyorum. Bir de üst kattaki öğrenci çocuklara yemek taşıyan komiler ikide bir bizim zile basıp yüreğimi hoplatmasalar iyi olacak. Farkettiyseniz yeni bir üst kat komşumuz oldu, en az diğerleri kadar gürültülü, en az diğerleri kadar sakınmasız. Ben bir yerden beddua almışım galiba üst kat komşuları konusunda, gelen gideni aratıyor her seferinde. Yüklü miktarda genç taşındı bu defa yukarıya ve bir nevi biyonik yaratık olduklarını düşünüyorum, zira sabaha kadar oturup gündüz de okula gidiyorlar. Ne zaman uyudukları meçhul. O kadar yüksek sesle konuşuyorlar ki geceleri bazen uyanıp TV açık kalmış diye kapatmaya gidiyorum. Geçen gün dayanamayıp pencereden seslendim, havalar henüz soğumamıştı ve camları açıktı. Ben seslenince hemen kapattılar pencereyi ve "özür dileriz teyze" dediler. Gürültü ettikleri yetmiyormuş gibi bir de "Teyze" dediler terbiyesizler, daha çok kızdım :) Yine de bunlara kıyamıyorum öğrenci oldukları için, gençlik ne de olsa. Geçen gün aşure bile götürdüm, yiyip daha çok tepinsinler tepemde diye :)

Yeni yıl ruhu yavaş yavaş bünyeye yerleşiyor. Tarçınlı-zencefilli yeni yıl kurabiyeleri pişirdim, turunçlara karanfil batırıp ağacın altına yerleştirdim. Likörüm süzülmek için gün sayıyor, kartlarım gelmeye başladı bile. Bir tek kokina bulamadım, kokinasız yılbaşı eksik gelir bana. Bakalım arama faaliyetlerini sürdürüyorum belki bir yerlerde gözüme ilişir.

Bunun dışında David Whitehouse isimli bir yazarın "Yatak" adlı romanını okuyorum. Üçte birini bitirdim ve çok hoşuma giderek okuyorum. 25 yaşında bir daha yataktan çıkmamaya karar verip yıllar içerisinde 600 kiloya ulaşan bir adamın öyküsü, oldukça ilginç ve sürükleyici. Sanırım bu yılın son kitabı olacak. 

Benden bu kadar, gidip turunç suyunun altını kapatayım ve şişelere doldurayım. Bu kış salatalar daha lezzetli olacak. Kalın sağlıcakla...