Bugün neler mi oldu? Buyrun okuyun:
-Bindiğim, camında kocaman harflerle noktalama hatalı bir "Vay Ömrüm..!" yazan minibüsteki yegane boş yer olan şoför arkası üçlü koltuğun en ortasına bacaklarını 180 dereceye yakın bir açıyla yayıp oturmuş, sağ kulağıyla telefon bütünleşmiş ergen ayakta bir süre dikilmeme rağmen kılını kıpırdatmayınca sağa sola yayılmış kablolarını kucağına fırlatıp kenara iliştim. Hazrette tık yok, homurtu ile mırıltı arası bir sesle işitme organının uzantısı haline dönüşmüş telefonla hasbıhaline devam etti. Düşmemek için elimle koltuğun alt yanındaki demire yapışmış vaziyette ineceğim yere yanaşmışken yanımdaki ayaklandı. Gıcıklığım üstümdeydi, onun ineceğini farkedince bacaklarımı biraz daha öne uzattım. Yine aynı ses tonuyla "Geçebilir miyim?" dedi. İstifini bozmama sırası bana gelmişti, "Ben de ineceğim" dedim. Bizimki yanımda ayakta dikilirken "Müsaade edin bana geçeyim" dedi, "Senin bana ettiğin kadar ben de sana ettim işte müsaade, buyur geç" dedim. Acaip şaşırdı, gözleri hayretle pörtleyerek kulağına yapışık telefonunu çekmeden neyse ki anlamadığım sesiyle homurdanarak indi. Hihi, yaşıtım olmayan biriyle dalaşmıştım ama pek mutluydum. Yaşasın kötülük:))
-Dalaşmalı minibüs yolculuğundan sonra gittiğim Sanat Cafe'de Şuşu, Pino ve Şuşu'nun Öyküsü beni bekliyordu. Kızkardeş ve minik yiğen de bize katılınca muhabbete tam ortasından daldık.
-Bu bir kitap, bana ve Pino'ya Öykü tarafından hediye edildi. Yazarı ve çizeri Öykü. Bugüne kadar aldığım en şirin hediye olarak kişisel tarihime not düşülmüştür.
-Biz lafı birbirimizin ağzından kapıp muhabbet ederken Öykü'nün maymunu "Patlıcan"ın kafası şişti, tansiyonu düştü, yayıldı kaldı garip.
-Sadece hayat değil, Pino'yu tanımış olmak da en güzel hediye.
-Pino işe dönmek zorunda olduğu için bizden erken ayrıldı ne yazık ki. Sanat Cafe'yi terkedip Ankamall'a yollandık. Kahveler orada içildi. Fotoğrafını canlı yayınla Twitter''e atınca da Pino'dan teessüf bildirimleri aldık tabii ki:)) Nisbet yapmak gibi bir niyetimiz varsa namerdiz Pinocum, en kısa zamanda yeniden buluşup bunun acısını çıkaralım:) Ankamall yolundayken minik yiğen "İlk kez bir kız arkadaşla Ankamall'e gidiyorum" diyerek bizi epey güldürdü, kız arkadaşını sevsinler.

-Şuşucum ve Öykü'sü ile de vedalaşınca kızkardeşle zorunlu bir nostaljik ziyaret yaptık. Kiracısının boşalttığı anneannemin evine uğradık. Yıllarımızın geçtiği, acı-tatlı yüzlerce anımızın olduğu evin kime ait olduğunu anneannesini hatırlamayan minik yiğene anlatmak zor oldu. Anneanne kavramı bile yerleşmemiş miniğe anneannenin annesini açıklayamadık bir türlü. Sonra anneannemin en sevdiği odaya girdik, en manzaralı penceresinin görüntüsünü ebedileştirdik. Yerden biraz yüksekçe olan bu pencerenin önünde yüksek bir divan vardı ve anneannem balkonda oturduğu yaz ayları dışında bu divanın üstünde saatlerini geçirirdi caddeye bakarak. Adeta oturma odası idi onun o geniş, üzeri Niğde işi bir halı ile örtülü divan. Çok küçükken oradan düşmüş ve uzun yıllar kafamın arkasında o düşüşten yadigar bir şişlik taşımıştım. Keşke hala dursaydı, elime geldikçe çocukluğuma giderdim.
-Gün biterken vedalaştık anneanne eviyle, "evli evine köylü köyüne, evi olmayan sıçan deliğine" diyerek. Malum çocukluğumun geçtiği mahalledeydim, geçmişin torbasına daldırdığım elime bu sözcüklerin gelivermesi normaldir değil mi?