.

.
.

8 Ağustos 2011 Pazartesi

HAFTABAŞI KOMBİNİ

Haftabaşı kombinimi siz dostlarıma sunmaktan mutluyum sevgili blogdaşlarım:)

-Kitap: Günlerin Getirdiği/Isabel Allende
-Kalem: İstanbul Modern
-Ayraç: D&R
-Fincan: Bilinmiyor, annemin büfesinin derinliklerinden çıktı.
-Kahve: Nestle Nescafe Gold
-Fon Müziği: Caminando Caminando/Victor Jara

Isabel Allende'ye bayılırım, tüm kitaplarını okudum, hakkında tez yazacak duruma geldim. Bu kitap son kitabı, anılarının ikinci bölümü. İlkini "Paula" adı altında kitaplaştırmıştı. Şili'nin, ailesinin ve ölüm döşeğindeki kızının öyküsüydü o, hüzünlü bir kitaptı. "Günlerin Getirdiği" ile kaldığımız yerden, Paula'nın ölümünden sonra yaşananlardan devam ediyoruz. Okuyalım bakalım, Dedem Korkut deyimiyle "Isabel Allende gelmiş, boy boylamış, soy soylamış, görelim ne soylamış".

"Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifleri" bitti. Merak edenler için yazayım; abartılı bir edebi üslup beklemiyorsanız eğlenceli, hoş, kolay okunan öyküler diyeyim. Bana sorarsanız "Bir de Baktım Yoksun"u tercih ederim.

Bir yaz günü, açık balkon kapısından gelen esinti tülü dalgalandırırken, gerilerden sakin bir müzik geliyorken kitap okumaktan güzel ne var? Haydi çekin kitaplığınızdan bir tane...

7 Ağustos 2011 Pazar

HAFTANIN OKUYANI 9

Geçen hafta seyahat izlenimlerimden dolayı ekleyemediğim "Haftanın Okuyanı" gecikmeli olarak huzurlarınızda. Resim 1911 doğumlu Amerikalı bir ressama, Will Barnett'e ait. Çoğunlukla figüratif çalışan Barnett suluboya ve baskı eserler üzerine yoğunlaşmış. Kediler ve kuşlar resimlerinin olmazsa olmazı gibi. Yukarıda da tombul beyaz bir kedi okuyan sahibinin üzerine bir güzel yerleşmiş. Resim hakkında farklı bir yorum getiren çıkar mı bilmem, net olarak görülen uykuya geçmeden önce, eline kitabını almış, kedisinin sıcaklığıyla birkaç satır okumaya çalışan bir kadın. Farklı düşünen varsa buyrun alalım görüşlerinizi...

6 Ağustos 2011 Cumartesi

BİLMECE

Yıllardır katlı duran bir halı rulosu açıldığında ortaya ne kadar anı dökülür sizce?

5 Ağustos 2011 Cuma

AKŞAM SEFASI

Kitap: Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifleri/Yekta Kopan
Fincan: Casa Club
Çay: Doğadan, Gizlibahçe
Muhteşem güllü kurabiye: Pie Kurabiye
Ayraç: Dost Kitabevi
Fon Müziği: Aranjman 2011/Candan Erçetin

Eee, hep moda blogları yapacak değil ya, ben de kombin yaparım icabında:)) Sefalı akşamlarınız, sefalı hafta sonlarınız olsun efendim...

4 Ağustos 2011 Perşembe

GÜNLÜK

Bugün neler mi oldu? Buyrun okuyun:
-Bindiğim, camında kocaman harflerle noktalama hatalı bir "Vay Ömrüm..!" yazan minibüsteki yegane boş yer olan şoför arkası üçlü koltuğun en ortasına bacaklarını 180 dereceye yakın bir açıyla yayıp oturmuş, sağ kulağıyla telefon bütünleşmiş ergen ayakta bir süre dikilmeme rağmen kılını kıpırdatmayınca sağa sola yayılmış kablolarını kucağına fırlatıp kenara iliştim. Hazrette tık yok, homurtu ile mırıltı arası bir sesle işitme organının uzantısı haline dönüşmüş telefonla hasbıhaline devam etti. Düşmemek için elimle koltuğun alt yanındaki demire yapışmış vaziyette ineceğim yere yanaşmışken yanımdaki ayaklandı. Gıcıklığım üstümdeydi, onun ineceğini farkedince bacaklarımı biraz daha öne uzattım. Yine aynı ses tonuyla "Geçebilir miyim?" dedi. İstifini bozmama sırası bana gelmişti, "Ben de ineceğim" dedim. Bizimki yanımda ayakta dikilirken "Müsaade edin bana geçeyim" dedi, "Senin bana ettiğin kadar ben de sana ettim işte müsaade, buyur geç" dedim. Acaip şaşırdı, gözleri hayretle pörtleyerek kulağına yapışık telefonunu çekmeden neyse ki anlamadığım sesiyle homurdanarak indi.  Hihi, yaşıtım olmayan biriyle dalaşmıştım ama pek mutluydum. Yaşasın kötülük:))
-Dalaşmalı minibüs yolculuğundan sonra gittiğim Sanat Cafe'de Şuşu, Pino ve Şuşu'nun Öyküsü beni bekliyordu. Kızkardeş ve minik yiğen de bize katılınca muhabbete tam ortasından daldık. 

 

-Bu bir kitap, bana ve Pino'ya Öykü tarafından hediye edildi. Yazarı ve çizeri Öykü. Bugüne kadar aldığım en şirin hediye olarak kişisel tarihime not düşülmüştür.


-Biz lafı birbirimizin ağzından kapıp muhabbet ederken Öykü'nün maymunu "Patlıcan"ın kafası şişti, tansiyonu düştü, yayıldı kaldı garip.


-Sadece hayat değil, Pino'yu tanımış olmak da en güzel hediye.


-Pino işe dönmek zorunda olduğu için bizden erken ayrıldı ne yazık ki. Sanat Cafe'yi terkedip Ankamall'a yollandık. Kahveler orada içildi. Fotoğrafını canlı yayınla Twitter''e atınca da Pino'dan teessüf bildirimleri aldık tabii ki:)) Nisbet yapmak gibi bir niyetimiz varsa namerdiz Pinocum, en kısa zamanda yeniden buluşup bunun acısını çıkaralım:) Ankamall yolundayken minik yiğen "İlk kez bir kız arkadaşla Ankamall'e gidiyorum" diyerek bizi epey güldürdü, kız arkadaşını sevsinler.


-Şuşucum ve Öykü'sü ile de vedalaşınca kızkardeşle zorunlu bir nostaljik  ziyaret yaptık. Kiracısının boşalttığı anneannemin evine uğradık.  Yıllarımızın geçtiği, acı-tatlı yüzlerce anımızın olduğu evin kime ait olduğunu anneannesini hatırlamayan minik yiğene anlatmak zor oldu. Anneanne kavramı bile yerleşmemiş miniğe anneannenin annesini açıklayamadık bir türlü. Sonra anneannemin en sevdiği odaya girdik, en manzaralı penceresinin görüntüsünü ebedileştirdik. Yerden biraz yüksekçe olan bu pencerenin önünde yüksek bir divan vardı ve anneannem balkonda oturduğu yaz ayları dışında bu divanın üstünde saatlerini geçirirdi caddeye bakarak. Adeta oturma odası idi onun o geniş, üzeri Niğde işi bir halı ile örtülü divan. Çok küçükken oradan düşmüş ve uzun yıllar kafamın arkasında o düşüşten yadigar bir şişlik taşımıştım. Keşke hala dursaydı, elime geldikçe çocukluğuma giderdim. 

-Gün biterken vedalaştık anneanne eviyle, "evli evine köylü köyüne, evi olmayan sıçan deliğine" diyerek. Malum çocukluğumun geçtiği mahalledeydim, geçmişin torbasına daldırdığım  elime bu sözcüklerin gelivermesi normaldir değil mi?

3 Ağustos 2011 Çarşamba

ÇOCUKLUĞA KÜÇÜK BİR YOLCULUK

Birkaç gündür başka bir evrene ışınlanmış gibiydim, dün ayaklarım yere bastı. Hatırladığım en eski zamanlardan ailemin yanından ayrılana kadar yaz tatillerimin bir kısmı Niğde'de annemin akrabalarının bahçelerinde geçti. Büyük teyzemin o cennet bahçesinde çocukluğumun en güzel yazlarını yaşadım. Ağaçlardan sarkan meyveler, dizboyu otlar, bahçeyi fırdolayı çevreleyen şırıltılı sularıyla arıklar, evin arkasındaki gölgeli, hülyalı, yemyeşil kavaklık, arıların vızıltısı, her sabah sulanıp süprülen hayatın mis gibi toprak kokusu, koluna asılıp çekmekten büyük zevk aldığım kırmızı tulumba, ağaçların hemen önündeki çiçek tarhında gülhatmiler, yıldız çiçekleri, ermeden dişlediğim mürdüm eriklerinin kekremsi tadı, elma kokusu, depodaki Antep fıstıklarının ıtırlı rayihası, her sabah erkenden yanına koşup sağılışını seyrettiğim çok özel inek Kurtuluş, Saat Kulesinin saymaktan bıkmadığım vuruşları, kocaman ahşap kapının hemen önündeki fesleğen denilen su havuzu, at arabasına kurulup sefa ile gittiğimiz Kayardı Bağları, ulu cevizler, anneannemin akrabası Niyazi Ağa'nın bahçesindeki frenk üzümleri, sokak kenarlarından akan sular ve sonsuz bir huzur. Bunların hepsi o bahçelerin sahipleri gibi sonsuzluğa karışalı çok oldu ama benim hayal hanemde yerlerini ebediyen korumak üzere hep varoldular. Bazen bir koku, bazen bir renk, bazen bir ses beni aldı o yılların yemyeşil Niğde'sine götürüverdi. Yıllar yıllar sonra merakla ziyarete gittiğimdeyse bu saydıklarımın bir tekini bile görmek mümkün olmadı. O cennet bahçenin yerini blok apartmanlar, çirkin bir asfalt yol, benzinlikler, dükkanlar almış, o günlerden en ufak bir işaret bile kalmamıştı. Neyse ki istimlak denen şey kafaların, yüreklerin içine uğrayamıyordu. 

"Eski Bir Niğde" kitabının adını ilk kez sevgili Tijen'den duydum. Niğde'den bahsediyor olması benim için yeterli referanstı hemen kitapçılara koşturdum ama bulamadım. Neyse ki imdadıma internet yetişti, kitap sitelerinden biri kısa zamanda adresime ulaştırdı. Son zamanlardaki telaşım hemen elime almama engel oldu, kısmet Niğde kitabına Samsun'da başlamakmış. Arkadaşlarım sitenin havuzuna serinlemeye gittiler, bense daha uzak bir yere; Niğde'ye  çocukluğuma. Bir fincan kahvenin eşliğinde bir çırpıda okuduğum 50 sayfa beni bekleyen maceranın müjdesini veriyordu. Sonrası daha da keyifliydi, yukarıya ne yazdıysam çoğu bu kitaptaydı. Hatta yazarın yakınlarından birine ait olduğunu sonradan anladığım bir fotoğraftaki kadını az daha anneannem diye bağrıma basacaktım, öylesine benziyordu; aynı oturuş, aynı gözler, aynı baş bağlama biçimi, ellerin duruşu. "İnsan yaşadığı yere benzer" demiş Edip Cansever o güzelim "Mendilimde Kan Sesleri" şiirinde, benziyormuş gerçekten, oradan ayrılalı yıllar olmuş olsa bile. Okudukça uzaklaştım oturduğum yerden, soluduğum havadan, yazarla birlikte Niğde'ye gittim. O yeşil bahçelere, bağlara, Kale'ye, Beden'e, Perşembe Pazarı'na, İstasyon'a, Kavaklığa, Derbent'e, Kayardı Bağlarına, Tepe Bağlarına savruldum. Kadaraklara su verildi serinledim, elmaların kokusunu içime çektim, salkım söğütlerin hışırtısını dinledim, kara Niğde üzümlerini yedim, artık başka bir aleme göçmüş insanların, anneannemin, büyük teyzelerimin, hayal-meyal hatırladığım sevgili İzzet amcamın, göbekli Yaşar dayımın, annemin yüzleri geldi geçti gözümün önünden. Hasılı ben  çocukluğuma kısa bir seyahat yapıp döndüm. Bu kitabı yazdığı ve beni o günlere götürdüğü için Adil İzci'ye ne kadar teşekkür etsem az. İçinizde Niğde'li olan, Niğde'yi bilen, seven ya da tanımak isteyen varsa tavsiyemdir, okuyun. Belki siz de başka bir şehrin bahçelerinde büyümüş olsanız bile çocukluğunuzdan birşeyler bulursunuz.

Eski Bir Niğde/Adil İzci
Heyamola Yayınları/Türkiye'nin Kentleri Serisi

2 Ağustos 2011 Salı

DÖNÜŞ VE SNOOPY'Lİ KARŞILAMA

Onca yoğun gezmenin üstüne Samsun'dan dönüş biraz cefalı oldu. Giderken yarı yarıya boş olan otobüs bu defa tıklım tıklım doluydu. Kimi ağlayan, kimi sebepsiz yere kıkır kıkır gülüp bağıra çağıra konuşan mebzul miktarda çocuk da cabası. Kadınların çoğu şaşılacak şekilde birbirine benziyordu ve birbirleriyle herhangi bir alakaları yoktu. Sırtımı biraz sertçe yaslamışım galiba arkamdaki koltukta oturan kadın beni kahvesini dökmekle suçladı. Kadının kahve içtiğini bilmiyordum, kahveyi emanet yerleştirdiğinu hiç bilmiyordum, ayrıca yaslandığım koltuk kendi koltuğumdu, o kahve içecek diye hazırolda duramazdım değil mi? Duymamazlıktan geldim söylenmesini bu defa beni muavine şikayet etti, hemen gardımı aldım, başımı kollarımın arasına yerleştirdim ki muavin beni döverken fazla darbe almayım diye. Neyse muavin oralı olmadı da dayak yemekten kurtuldum:)) Ben kurtuldum kurtulmasına da yan taraftaki bebekli kadın bebeğinin altını değiştirmek için ayağa kalkınca bu defa öndeki kadın tarafından azarlandı koltuğunu sarstığı için. O benim gibi sessiz kalmadı ama çemkirdi öndekine ve susturdu. Yahu gerçekten kadın kadının kurdu demişler, kimse hemcinsine karşı azıcık anlayış göstermiyor, üstelik kendi kucağında da 2-3 yaşlarında bir çocuk vardı ve eminim ki bir yolculukta o da aynı zorluklarla bebeğinin altını değiştirmiştir. Altı değiştirilen bebek yol boyunca bize eğlence oldu, sevip mıncıklayarak vakit geçirdik, pek şirindi.

Önümüzde oturan yaşlı kadın ise içimizi acıttı. Neredeyse 10 dakikada bir oturduğu koltuktan kalkıp kucağındaki çantasını sıkı sıkı bastırarak otobüsün içinde turladı. Bazen kalktı, yerinden çıktı, sonra vazgeçip yerine geri döndü. Muavinin "düşersiniz oturun" uyarısına sinirlendi "işeyeceğim ben" diyerek otobüsün tuvaletinin kapısına gitti, sonra vazgeçip geri döndü. Kısacası bu sürekli devinim halinin normal olmadığını anladık. Muhtemelen alzheimer ya da benzeri bir rahatsızlığı vardı. Yaşlılık zor zenaat vesselam.

Dışardaki cehennemi sıcağa karşılık otobüsün kliması abartılı bir şekilde çalışıyordu, resmen donduk. Çantama öylesine atıverdiğim incecik şal hiç bu kadar işe yaramamıştı. Mumya gibi sarınıp bürünüp üstüme üfleyen kuzey rüzgarından (!) korunmaya çabaladım. Kısacası sıkıcı, yorucu ve üşütücü bir yolculuktu. Normalde nefret ettiğim Ankara otobüs terminali gözüme ilk kez böyle sevimli göründü inince. Dönüş yolundaki tatsızlığa rağmen keyifli bir mini tatildi, kafamı dağıtma konusunda epey yardımı oldu, bir de eve gelip beni bekleyen paketi ve içinden çıkanları görünce keyfim katlandı. 


Taa uzaklardan gelip bana ulaşan bu şirin objeler için nasıl teşekkür etsem bilemedim. Snoopy'ye olan aşkımı gittiği yerlerde bile hatırlayıp bunları benim için satın alan ve hediye eden o zarif ve güzel kıza sevgili balığıyla birlikte uzun ve mutlu bir ömür diliyorum. Ve de bir kez de buradan koskocaman kucaklıyorum...