Hellö sevgili takipçilerim,
Kasım ayı giderayak son çelmesini de takıp gitti. Kendisiyle bir dahaki Kasım'a kadar küsüm, umarım affettirir. Sol bacağımda, dizimin biraz altında çocukluğumdan beri benimle yaşayan minik bir çıkıntı vardı, ben desem ben değil, siğil desem siğil değil, üstü nasır tutmuş sivilce benzeri bir şey, çoğu zaman varlığını bile hatırlamazdım. İki yıl önce diz protezi ameliyatımdan bir süre sonra hallenmeye başladı. Önce biraz içeri çöktü, sonra sıkılıp tekrar dışarı çıktı, Afrika ülkelerinden oturma izni almış olsa gerek ki rengi karardı ve boy attı, serpildi. Önceleri pek aldırmadım, protezi kıskandı bu, ilgi çekmeye çalışıyor dedim, gözüme çarpmadıkça yok saydım, sonra hafiften takılmaya başladım, ara sıra "Derdin ne senin?" diye sorsam da cevap alamıyordum. Zaman geçtikçe evham yapmaya başladım ve en sonunda korkunun ecele faydası yok diyerek Bilge'nin Annesi'nin de teşvikiyle bir cerraha başvurdum, sağ olsun Sevdacım bana eşlik etti. Doktor baktı ve bingo! "Bunu çıkarıp patolojiye yollamamız lazım" dedi. Vay başıma gelenler, dünyada en korktuğum merci patolojidir dostlar. Şöyle de bir ruh halim vardır ki tırsarak gittiğim doktor seni pres makinesine koyup suyunu çıkaracağız dese an itibariyle en metin halime dönerim. Yeter ki elime patoloji raporu vermesinler. Lakin çare yok, "Ee, ne zaman çıkaracağız arkadaşı?" dedim, "Uygunsanız hemen" dedi. Uygunum, hem de nasıl uygunum, bir gün bekle desen işte o zaman şirazeden çıkarım, yeter ki akabinde ve detayında olsun. Önce gittik, ameliyathaneyi ayarlattık, sonra muhasebeye gidip paraları bayıldık. Sevda ile yaptığımız tüm şaklabanlıklara rağmen görevli bağyan bir kuruş inmedi. Derken hemşireler üşüştü başıma, oda açtılar, 2024 model yeni ameliyathane giysisi takdim ettiler. Kendisi şort, üst gömlek, bone ve bir çift de terlikten ibaretti, haliyle rengi de ameliyathane yeşili idi. Giysilerimi kuşandım, takılarımı Sevda'ya emanet ettim, gelişimle hazır oluşum arası yarım saat sürmeden kesilmek için beklemeye başladım. Derken hemşirenin biri kapıdan başını uzatıp "Hangi bölge?" diye sordu. Tam "Küçükesat" diyecektim ki Sevda benden önce davranıp "Bacak" dedi de rezil olmaktan kıl payı kurtuldum. Tabii bunun üzerine o kadar çok güldük ki bir başka hemşire gelip "Ay ne tatlısınız şen dullar" demez mi? Deli mi ne kadın, ayaküstü bizim kocaları postaladı öbür tarafa, ağzını hayıra aç yahu 😃
Derken efendim tekerlekli sandalyeye taht misali yerleşip buz gibi ameliyathaneye alındım. Giysilerimle uyumlu masaya yatırıldım ve operasyon başladı. Esasen görmeyeyim diye semer koydular ama tepedeki ışığın aynalı çerçevesine tüm işlem yansıyordu. Haliyle bakmadım, mazoşist miyim ben? Sadece onlar dikiş atarken ben de bir göz attım, o kadar. Kolumda saat olmadığından bakamadım ama takriben yarım saat sonra işlem tamamdı, odaya çıkarıldım, doktoru beklemem söylendi. Lakin bekle bekle gelmez. Sonrasında haberi geldi, gidebilirmişim. Ben yine de emin olamadım odasına uğrayıp ağrı kesici ya da antibiyotik sordum, gerek yok dedi. Bir hafta sonra kontrola, on gün sonra dikiş aldırmaya gelmem söylendi, ayrıldık binadan. Sonra Sevdacımla hemen yakındaki restorana gidip kendimize operasyon sonrası ziyafeti çektik, afiyetimiz olsun.
Bugün bir hafta doldu dostlar, ilk iki günkü ciddi ağrı dışında pek sıkıntı olmadı, altı adet dikişim vardı, bugün üçünü aldı doktor. Patoloji raporu da temiz çıktı. Aldım ama bakmadım, doğrudan doktora verdim. Dün bir twit okumuştum, "Doktor kan tahlili istedi, sonucuna Google'dan baktım, kendime kanser, anemi ve tüberküloz teşhisi koydum. Doktor baktı bir şeyin yok dedi" yazıyordu. O hesap neme lazım, ben teşhis koyacağıma doktor koysun. Zaten baksam da bir şey göremeyecekmişim, yazıcı sonucu basmamış 😃 Doktor kendi bilgisayarından baktı. Kalan dikişleri pazartesi aldıracağım. Böylece diz üstü lipom operasyonundan kalma 5 santimlik dikiş, dizde protez ameliyatından kalma 20 santimlik dikiş ve diz altındaki kaç santim olacağını şimdiden bilemeyeceğim dikişle zavallı sol bacağım örnek bezine dönmüş olacak. Örnek bezi bilir misiniz? İlkokulda Aile Bilgisi dersinde yapardık, Böyle beyaz bir kumaş parçası aldırırlardı bize. Önce köşe yapmayı öğretirler, sonra antika kenarlara. Boş kalan yerlerde teyel, bol teyel, düz dikiş, iğne ardı, muhtelif nakışlar ve yama yapma eğitimi verirlerdi. İşte o envai çeşit dikiş örneği olan kumaşı adı örnek bezi idi, fark yok pek anlayacağınız üzere.
Evet, bugün iç rahatlatacak sonucu alınca rotayı ATO'daki "Ankara Kitap Fuarı"na kırdık. Çok kalabalıktı, ortalık öğrenci kaynıyordu, dakika başı anons geçilip okullar otobüslerine davet ediliyordu ve ne yazık ki başkente yakışacak kadar tanınmış yayınevi standı yoktu. Önce sahafları dolaştık, sonra birkaç bildik yayınevine bakındık. Gitmişken bazı kitaplar edindim elbet ama internetten şaşmamaya karar verdim.
Ve eve dönerken kendime günün anlam ve önemine binaen yılın ilk nergislerini aldım. Daha doğrusu bolca yaprak ve iki gelin teliyle soslanmış üç sap nergis aldım diyeyim. Olsun varsın nergis başlı başına mutluluktur...






-tile.jpg)




















-tile.jpg)
-tile.jpg)


