Cumartesi günü bir vakfın düzenlediği günübirlik bir tura katıldım. Antalya'nın İbradı ilçesindeki Sülek Yaylası'nda düzenlenen Kardelen Festivali nedeniyle tertiplenen bir turdu bu ve şenliklerin yapıldığı Sülek Yaylası'nın yanısıra İbradı, Ormana Köyü ve Akseki ilçesini de kapsamına alıyordu. Amacımız nesli tükenmeye yüz tutan Toros kardelenlerini görmek ve yanısıra sözedilen beldeleri de gezmekti. Sabah erkenden buluşma yerinde toplandık ve iki otobüs olarak hareket ettik. Yaş ortalamasnın 50'nin üzerinde ve yüzde 90'lık bir bölümünü kadınların oluşturduğu katılımcıların arasında bulunan hatırı sayılır miktardaki 80'in üzerinde, beli bükülmüş, dişi dökülmüş, eli bastonlu ama ruh yaşları 18'inde seyreden teyzeler dik yokuşları keçi gibi tırmanıp, hiç sızlanmadan heryeri gezerek bizleri utandırdılar. Kocaman bir maşallah onlara:)
Güzel, güneşli ve mevsime göre hayli sıcak bir hava vardı ve sabah kahvaltımızı otobüste dağıtılan simit ve peynirle yaptık. İlk ihtiyaç molasının verildiği benzinlikteki WC'nin önünde katılımcıların yaşına binaen uzun bir çiş kuyruğu oluştuğu ve mevcut tuvaletler kısıtlı sayıda olduğu için hareketimiz gecikti ve dolayısıyla şenliklerin başlangıç saatine yetişemedik ama isabet oldu, belediye başkanı, kaymakam ve benzeri zevatın nutuklarını dinlemek hiçbirimizin arzu ettiği birşey değildi zaten.
Pencerenin önüne karşılıklı oturmuş bu asık suratlı ihtiyarları İbradı'dan geçerken otobüsün camından çektim. Yüzlerindeki ifadeye bakılırsa muhtemelen sabah kahvaltısında sıkı bir kavga etmişler:)
Yol boyu manzara çok güzeldi, dağlardaki ve hatta yerlerdeki karlar tam erimemişken çiçek açan badem ağaçları görüntüye ayrı bir hoşluk katıyorlardı. Kıvrıla büküle tırmandıkça tırmandık.
Güzel, güneşli ve mevsime göre hayli sıcak bir hava vardı ve sabah kahvaltımızı otobüste dağıtılan simit ve peynirle yaptık. İlk ihtiyaç molasının verildiği benzinlikteki WC'nin önünde katılımcıların yaşına binaen uzun bir çiş kuyruğu oluştuğu ve mevcut tuvaletler kısıtlı sayıda olduğu için hareketimiz gecikti ve dolayısıyla şenliklerin başlangıç saatine yetişemedik ama isabet oldu, belediye başkanı, kaymakam ve benzeri zevatın nutuklarını dinlemek hiçbirimizin arzu ettiği birşey değildi zaten.
Pencerenin önüne karşılıklı oturmuş bu asık suratlı ihtiyarları İbradı'dan geçerken otobüsün camından çektim. Yüzlerindeki ifadeye bakılırsa muhtemelen sabah kahvaltısında sıkı bir kavga etmişler:)
Yol boyu manzara çok güzeldi, dağlardaki ve hatta yerlerdeki karlar tam erimemişken çiçek açan badem ağaçları görüntüye ayrı bir hoşluk katıyorlardı. Kıvrıla büküle tırmandıkça tırmandık.
Tırmandıkça kar miktarı arttı, dağlardakilere ilaveten düzlüklerin de karla kaplı olduğunu gördük. Üstteki fotoğrafta gördüğünüz kar kütleleri en az 1 metre yüksekliğinde idi.
Sonunda şenliklerin yapıldığı yaklaşık 1500 metre rakımlı Sülek Yaylası'na ulaştık. Gökte güneş, yerde kar, kısmen çayır çimen, kısmen toprak, çam ağaçlarıyla bezeli yaylada oksijenin dibine vurduk. Biz gelene kadar festivalciler de festivalin dibine vurmuşlar, halk oyunları oynanmış, bir kısım konuşmacılar aşk ile şevk ile kardelenin faydalarını anlatırken büyük çoğunluk ayran ve gözleme tezgahlarının önünde çöplenmekteydiler.
Biz ayrana gözlemeye falan yüz vermedik. Oraları iyi bilen bir beyin arkasına takılıp karların arasına attık kendimizi ve kardelenleri görmeye gittik. Önümüzden giden adamın ayak izlerine basmaya özen göstererek, birkaç kez kara gömülme ve düşme tehlikesi atlatarak hayli meşakkatli bir yürüyüşten sonra çamların dibinde artık karları erimiş bir açık alana ulaştık ve kardelenlere kavuştuk. Yalnızca Toros Dağları'nda, İbradı çevresinde yetişen ve nesli tükenmeye yüz tutan kardelenler iç acıtacak kadar narin, zarif ve güzeldiler.
Neslinin tükenmemesi için onca çaba gösterilen, adına şenlikler düzenlenen bu narin ve az bulunur çiçeğe ne yazık ki herkes aynı özenle yaklaşmamış, bulundukları yerde demetler halinde koparılmış ve fırlatılıp atılmış pekçok kardelen gördük. Kopardın madem al götür, yok götürmeyeceksin neden koparıp ziyan ettin. Bu insanlardaki zarar verme duygusunu çözebilmiş değilim, bundan sonra da anlayabileceğimi sanmıyorum. Fotoğraftaki mavi renkli çiçekler de çiğdem; baharın müjdecisi çiğdemlerin kökündeki minik, tatlı soğanı eminim ki birçoğunuz çocukluğunuzda kırlardan söküp yemişsinizdir.
Üzerindeki kelebekle tamamen duygusal bir ilişki yaşayan bu sarı çiçeği boyacı papatyasına benzetmiştim ama bize kardelen kılavuzluğu yapan bey "Kar Lalesi" olduğunu söyledi, ben onun yalancısıyım:)
Kardelenleri görüp bol bol fotoğraf çektikten, yayık döven kızımızın elinden bir bardak köpüklü ayran içtikten sonra tekrar otobüslere doluştuk ve ikinci durağımız Ormana Köyü'ne doğru yola düştük. Eh orası da yarınki yazının konusu olsun...

