Vyacheslav Shevchenko'nun bu tablosu benim olsa, çerçeveletsem (çerçevesi mor mu olsa?), hep gözümün önünde olan bir duvara (bilgisayar masasının üstüne mesela) assam, baktıkça baksam, özledikçe baksam, sevindikçe baksam, hüzünlendikçe baksam, kokusu burnuma gelse, kışın bile bahar olsa...Baksam baksam, "Dünyayı güzellik kurtaracak" desem Dostoyevsky gibi, bazı insanların ve bazı kedilerin ne kadar ince fikirli, ne kadar zarif olduğunu düşünsem. Sonra blog aleminin benim leylaklarımdan bıkıp usandığına kanaat getirsem ama leylak mevsimi bitene kadar (ve belki bittikten sonra da) buna tahammül etmek zorunda olduklarını çıtlatsam hatta bunun marazî bir durum mu olduğundan şüphelensem, kendimi psikiyatrların hazık ellerine mi teslim etsem?
Ama önce vazoda hâlâ solmadan süzülmeye devam eden leylaklarımı koklasam ve şu şarkıyı arka arkaya dinlesem, dinlesem...
HİŞT, HİŞT





















