.

.
.

4 Kasım 2020 Çarşamba

4 KASIM (EKİM OKUMALARI)

Önceki yıllarda Ankara'dan gelir gelmez valizleri eve bırakır, koştura koştura Altın Portakal Film Festivali için bilet almaya yollanırdım, varsın beklesin ev işleri. Sonrası ise 10 gün boyunca o salondan bu salona, günde sayısı bazen 4'ü bulan filmleri Antalya'nın şahane sonbaharında izlemek, ardından oyuncularla yapılan söyleşilere katılmak şeklinde geçerdi. Yılın en keyifli zamanları olurdu. Şimdi ise Corona korkusu bir yandan, İzmir depreminin bünyeye yüklediği üzüntüler bir yandan o zamanında sinema uğruna ertelediğim ev işlerini yaparak avutuyor ve yoruyorum kendimi. Eğlence ve sosyalleşme biçimimiz hayli domestik bir hale evrildi. Daha elime kitap almaya fırsat bulamadım. Geçen ay okuduklarıma gelince, dalya dedim ve +1 yaptım, görelim bakalım neler okumuşum:

-Bu kitabı kardeşim verdi okumam için, puntoları hayli küçük ve kitap da hayli kalın olmasına rağmen büyük bir keyifle okudum. Nehir söyleşileri severim. Yasemin Arpa'nın Türkiye'nin en ünlü senaristlerinden biriyle yaptığı uzun söyleşinin kitabı "Ne Kadar Gamlı Bu akşam Vakti" T. İş Bankası Yayınları'ndan çıkmış. Safa Önal Yeşilçam'da en çok senaryo yazan kişi olarak Guinnes Rekorlar Kitabı'na girmiş. Suya sabuna pek dokunmayan o senaryolarının yazarının sığ bir insan olduğunu düşünürdüm ama okudukça şaştım Safa Önal'ın kültür birikimine, edebi zenginliğine, şiir tutkusuna. Hasılı severek okudum kitabı, sizler de benim gibi nehir söyleşilere ve yaşam öykülerine meraklı iseniz bu kitabı seveceksiniz. 

-Ali Smith'i "Sonbahar" isimli kitabı ile tanıyıp sevince diğer kitaplarını da ısmarlamıştım. "Gibi" okuduğum ikinci kitabı oldu yazarın, iki diğer kitabı da okunmak için sıralarını bekliyorlar. Kitap iki arkadaşın ağzından anlatılıyor. Birinci bölümde yaşadığı bir depresyon sonucu okuma yetisini kaybetmiş öğretim üyesi Amy ve kızının yaşadıklarını, ikinci bölümde ise onunla bağlantılı olarak arkadaşı Ash'ın yaşadıklarını okuyoruz. En az "Sonbahar" kadar, hatta biraz daha fazla severek okudum. 


-Tarık Dursun K. (açılımı Kakınç) adını çocukluğumda en çok Arkası Yarın programlarında duyardım, sonraları birkaç kitabını da okudum. "Bağışla Onları" ünlü tiyatro adamı Muhsin Ertuğrul'u hayatında yer etmiş kişilerin ağzından adını açıkça vermeyerek anlatıyor. Kurmaca söyleşileri okuyarak Muhsin Ertuğrul'un bir nevi yaşam öyküsünü okumuş oluyorsunuz. Tiyatroseverler için ilgi çekici bir okuma olabilir. 

-"Savaş Gelinleri" 2. Dünya Savaşı öncesinde ve savaş sırasında, İngiltere'nin küçük bir kasabasında mücadele veren bir grup kadının öyküsünü anlatıyor. Richard'a evlenmeyi umarken terk edilen Alice, Amerika'dan Richard ile dönen Evangeline, Nazi zulmünden kaçan Yahudi Tanni, yoksul evinden alınıp hizmetçi verilen Elsie ve zengin, sosyetik, havalı Frances savaş süresince kendilerinden beklenmeyen bir direniş gösterirler. Ve 50 yıl sonra aynı kasabada buluşup o zamana kadar gizledikleri bir sırrı açığa vurup sürpriz bir final yaparlar. Yüksek edebiyat beklentiniz yoksa rahat okunan, keyifli bir kitap arıyorsanız birebir... 


-Deniz ve Hivde... İkisi de iki farklı kiraz ağacına tutkun. Hivde yalnız bir genç kadın, eylemlerin içinde. Mesut Hivde'de gözü olan, kompleksli bir komiser ve Deniz, Hivde'yi gerçekten seven ama birtakım yanlış anlamalarla ayrı düşmüş bir genç gazeteci. Hivde ve Deniz komiser Mesut'un planlarıyla aynı anda tutuklanır ve aynı anda ölüm orucuna yatarlar. Sonrasında Korsakoff Sendromu ile yaşadıkları hafıza kaybından zaman içinde çıkıp birbirlerini yeniden tanımaya başlayacaklar. Hüzünlü bir öykü "Kiraz Ağacı". Gökçer Tahincioğlu bu kitabında özellikle ölüm oruçlarına dikkat çekmiş...


-Napoli romanları ile tanıyıp sevdiğimiz gizemli yazar Elena Ferrante'nin yeni kitabı "Yetişkinlerin Yalan Hayatı"nı sabırsızlıkla beklemekte idim, beklediğime değidi. Napoli'nin seçkin semtlerinden birinde ayrıcalıklı büyüyen Giovanna babasının bir lafı üzerine ailenin dışladığı Vittoria Hala ile tanışır ve hayatı yön değiştirir. Bir yandan ergenlik bunalımlarını aşmaya çalışırken bir yandan aile içi problemlerle karşı karşıya gelir. Her şeyin yolunda gittiğini sanarken aslında hiçbir şeyin yolunda gitmediğini anlar. Hem Napoli'nin, hem de çevresindeki yetişkinlerin gerçek yüzünü tanır. En az Napoli romanları kadar severek okudum bunu da, tavsiyemdir...

-"Şişhane'ye Yağmur Yağıyordu" benim açımdan gecikmeli bir okuma oldu. Haldun Taner'i sağlığında okuyup tanısam çok daha iyi olacaktı diye düşündüm, öyküleri yaşadığı yılların atmosferiyle çok daha iyi değerlendirilebilirdi. Buna rağmen gecikmeli de olsa öykülere hayranlık duydum, son yıllardaki postmodern öykülere tahammül edemezken şölen gibi geldi okuduklarım. Özellikle kitaba adını veren öykü tam bir ustalık eseri idi. İyi öykülere özlem duyanlara tavsiyemdir...


-"Başkan Mao'nun Gizli Hazinesi"ni biraz da ilginç adına aldanarak ve eğlenceli bir okuma olacağını düşünerek almıştım, hata etmişim. Cem Yılmaz'ın absürd filmlerine benzer bir tuhaf kitap okudum ve pişman oldum. 4 arkadaş Baki'nin ölen babasının ruhunu bir hazinenin yerini bildiğini düşünerek çağırmaya çalışırken rahmetli yerine tutup Başkan Mao gelir. Ardından hortlaklı, cinli, saçma sapan bir hazine  avı başlar. Ben ettim, siz etmeyin derim :)


-"Oduncular" bir önceki saçmalığın üstüne gerçek bir edebi şölen oldu. İncecik ama dopdolu bir kitaptı, Roy Jacobsen'in diğer kitapları gibi. Oduncu Timmo 2. Dünya Savaşı sırasında Rus işgalinden kaçarken askerlerin yaktığı kasabasından kalmak için direnir. Sağlam kalan evlerden birine yerleşip kasabayı işgal eden Rusların emrinde bir grup oduncu ile ağaç keser. Savaş, soğuk, açlık ve gelecek korkusu hayatı zorlaştırırken Timmo inatla dik durmaya ve grubundakilere de güç vermeye çalışır. İskandinav edebiyatının ağırkanlı ama insanı saran, en zor konuları işlerken bile huzur veren bir yönü var. Kesinlikle okunmalı...


-Sırf merak uğruna alıp pişman olduğum bir kitap daha. "Kocamın Adı Ağzımın Tadı" öykülerden oluşan bir ilk kitap, yazara şans vermek istedim ama öyküler bana beklediğimi vermedi. Yolu açık olsun diyelim ve devam edelim.

 -Ayın son kitabı tesadüfen farkına vararak basımına katkıda bulunup teslim aldığım "Diyarbakır Kızı İrma ve Sari Pişo" oldu. Hayli ilginç bir basım öyküsü var ve kitabın kendi de ilginç zaten. Çocukluğundan beri "Sarı Pişo" adıyla anılan yazarı Arif Özavcı kitabı bastırmak isteyip basım bedelini karşılayamayınca kitabı almayı arzu edenler ederini peşin ödeyip basımına yardımcı olmuşlar, sonra kitap adreslerine postalanmış. Bunlardan biri de benim, Twitter'de görüp yazarın-ya da yayınevinin şimdi tam hatırlayamadım-hesabına para yatırmıştım, kitap basılınca eve kadar getirip imzalı olarak teslim ettiler. Kitabın en önemli özelliği Diyarbakır şivesi ile yazılmış olması. Anlaşılmayacağı düşünülen kelimeler parantez içinde açıklanmış, kitabı okurken Diyarbakır kültürüne de vakıf oluyorsunuz. Tek sıkıntı karınca duasını andıran puntolar ve maalesef hiç redaksiyon ve editör yardımı görmemiş yazım biçimi. İmla hataları korkunç, cümle düşüklükleri keza, bu da okurken insanı tökezletiyor. Aslında hayli eğlenceli ve sosyolojik anlamda ilgi çekici bir kitap, keşke biraz daha özenli basılsaymış. Piyasada mevcut değil ama okumak isterseniz Frezya Yayıncılık'a mail atarak isteyebilirsiniz. 

Ekim ayını da sağlıkla ve 11 kitapla bitirdik şükür. Pandeminin bir an önce çekip gitmesini, deprem ve benzeri felaketlerin bunca can ve mal kaybına sebep olmamasını diliyor ve kaybolup giden huzurumuzu geri istiyorum, ah nerede, vah nerede?




9 yorum:

  1. Sevgili Leylak Dalı,
    tavsiye ettiğn kitapları zevkle okuyorum. ancak evde ne yapacağımı bilemediğim bir yığın haline gelmeye başladılar. ileride kütüphaneye bağışlarım diye kendimi avutuyorum. tabi o zamanları görebilirsek. benim size teklifim okuduğunuz ve beğendiniz kitapları satışa sunmanız. Gerçi fikirlerinizi bilemiyorum siz ne düşünüyorsunuz kitaplarınız açısından ama ben size daimi müşteri olabilirim. Savaş gelinleri Sonbahar ve Gibi bu ay okumak istediklerimden. sevgiler Sinem

    YanıtlaSil
  2. bugün bende kitap yazısı yazmıştım..ne güzel tesadüf olmuş.

    YanıtlaSil
  3. Hoş gittiniz. :) Ferrante'nin yeni kitabı benim de hemen elimin altında bekliyor. Napoli romanlarına bayılmıştım, yine de şimdi önceliği Jenny Erpenbeck'in Gidiyor Gitti Gitmiş'i kaptı. İlk defa okuyorum bu yazarı, iyi gidiyor. Siz hiç okumuş muydunuz? Yetişkinlerin Yalan Hayatı da okuma grubumuzla önümüzdeki ay için seçtiğimiz yeni kitabımız oldu. Kadın yazarlara pozitif ayrımcılığa devam. :) Sevgiler..

    YanıtlaSil
  4. Temponu bulmana sevindim, senin adına. Benim için uzak bir hayal bu kadar kitap. Elena Ferrante'ye başlıyorum bu gün.
    Bir önceki posttaki yol manzaralarına bayılmıştım, belirtmeden geçemedim. :)

    YanıtlaSil
  5. Yazı için teşekkürler! İstanbul'da doğdum ama oraya hiç gitmedim

    YanıtlaSil