.

.
.

21 Ağustos 2020 Cuma

21 AĞUSTOS (BENİM KİTAPÇILARIM 2)

 Nerde kalmıştık?

Evet, Ankara'dan evlilik yoluyla ayrılıp 2 yıla yakın yaşadığım, öğretmenliğe geçiş yaptığım, yeni dostlar edinip yeni bir hayata başladığım, bende derin izler bırakan Denizli'ye yerleşmiştim. İlk aylar alışma çabalarıyla geçti, sokağa çıktığımda herkes şehrin yabancısı olduğumu biliyor ve bana bakıyormuş gibi gelirdi ama öyle güzel dostlar edinmiştim ki kısa sürede bu yabancılık kalktı ortadan. Önceleri evden gelen kitaplarla avunsam, her Ankara'ya gidişimde birkaç kitapla dönsem de bir kitapçıya ihtiyaç duymaya başlamıştım. Bir gün ana cadde üstünde minicik bir kitapçı keşfettim, adını ne yazık ki hatırlayamıyorum. Denizli günlerim bitene kadar kitap ve  kırtasiye ihtiyaçlarımı oradan karşıladım. Sonra da rotayı Antalya'ya kırdık. 

Antalya'ya taşındığımızda bebek bekliyordum ve yaklaşık bir yıllık süreç fırsat buldukça evdeki sevdiğim kitapları yeniden okumakla geçti. Henüz şehre yabancıydım ve bebek ile okul arasında koşturmaktan kitapçı keşfetmeye imkanım olmuyordu. Oğlanı ayakta sallarken bütün Sevgi Soysal külliyatını al baştan elden geçirmiştim 😃

Akdeniz Kitabevi

Sonunda kendime ayıracak vakti buldum ve kitapçı arayışına girdim, ne yazık ki çok fazla seçeneğim yoktu. 80'lerin başında Antalya onca turistikliğine karşın pek çok şeyin bulunamadığı bir şehirdi. En çok şarküteri ürünleri (o zamanlar aileden gelme bir pastırma-sucuk sevgim vardı, artık kalmadı, zaten onların da eski tadı kalmadı), boza, muzlu rulo pasta dışında yaş pastalar ve inanmayacaksınız ama balık özlemi çekiyordum. Annemler gelirken bana pastırma, sucuk, boza ve dondurarak balık getirirlerdi. Hatta bir seferinde Akman'dan 2,5 litrelik bir pet şişeye doldurttukları boza otobüste sanırım fazlaca çalkalanmış. Geldikleri gün eşyaların arasından boza çıkınca bende bir bayram havası. Hemen mutfağa koştum, bardağı hazırladım, hevesle kapağı bir çevirdim, aman Tanrım! Bozadan "Bomm!" diye bir ses çıktı ve şişenin ağzından tepkili füze hızıyla fırlayan bozalar raflara, tavana, üstüme başıma ve gözümdeki gözlüğe yapıştı. Bir an şaşkınlıkla bakakaldım, sonraki ilk hareketim ne oldu bilin bakalım? Gözlüğü çıkarıp camlarını yalamak 😃 Ne yani ziyan mı etseydim? Yalnız nasıl bir mayalanma gerçekleştiyse onca boza sağa sola fışkırdı ama şişe yine de ağzına kadar dolu kaldı 😃

Kitapçıdan bozaya nasıl geldim, kendim de anlayamadım, bu da araya sıkıştırılmış bir anekdot olsun. Antalya'da ilk keşfettiğim kitapçı "Akdeniz Kitabevi" oldu. Bir işhanının üst katlarında, büyükçe bir oda genişliğinde bir mekandı. Birkaç gidiş-gelişten sonra sahipleriyle ahbaplık kurduk, bana taksit bile yapmaya başladılar. O zamanlar kredi kartları yok, bir senet koçanı çıkardılar ve aldığım kitapları taksitlere bölüp her taksit için bir senet yaptılar. Maaşımı alınca gidip hem yeni kitaplar alıp yeni senetler yaptırıyor, hem de eski kitapların taksitlerini ödüyordum. İyi alışveriş değil mi? Okuma serüvenimin ilk Marquez'ine oradan aldığım "Kolera Günlerinde Aşk" ile başladım, bir daha da bırakamadım. Hatta sanırım kitabı bana kızkardeşim alıp hediye etmişti, ilk sayfasında ithafı bile var. 

Dünya Kitabevi

Antalya'ya taşındığımız yıllarda henüz imara açılmamış bir gecekondu bölgesi zamanla yapılaşmaya geçti ve şehrin önemli bulvarlarından biri o bölgeye açılıp iki tarafına da yüksek binalar inşa edilmeye başlandı. Dünya Kitabevi de o binalardan birinin altında açıldı. Oturduğumuz eve çok yakın ve okul yolumun üstündeydi, hemen farkettim ve o minicik dükkan uzun süre kitap almak için en sık uğradığım yer oldu. Öyle minikti ki, karşılıklı iki sıra rafta kitaplar diziliydi, ortadaki boşluğa da en fazla iki kişi sığardı, zaten ne zaman gitsem benden başka kimse olmazdı. Dünya Kitabevi'ni her zaman bana Ayfer Tunç'u tanıtan kitabevi olarak anarım. O yıllarda Simavi Yayınları vardı ve çok güzel kitaplar çıkarırdı. Ayfer Tunç'un ilk kitabı "Kapak Kızı"nın o yayınevinden çıkan ilk baskısı dahil hemen tüm Simavi kitaplarını oradan almıştım ve hepsi hala kitaplığımdadır. Thomas Bernhard'dan "Odun Kesmek", Nadine Gordimer'den "Oğlumun Öyküsü", Didem Uslu'dan "Tutkulu Bir İstanbul Üçlemesi", Yılmaz Karakoyunlu'dan "Salkım Hanımın Taneleri", Emel Ebcioğlu'dan "Kuzey Işıkları" (Nasıl güzel bir kitaptır), Jan Kozak'tan "Mariana Radvakova" ve daha pekçoğu için kısa sürede kapanan Dünya Kitabevi'ne müteşekkirim. 

Öğretmenler Kitabevi

Antalya'nın en merkezi caddesinde, salaş bir binanın iki katını kaplayan küçük bir dükkandı burası. Ama tıka basa kitap doluydu, özellikle üst kat. Alçak tavanı ve gıcırdayan tabanı ile kitap rafları arasında dolaşırken bazen göçüverecekmiş gibi bir duyguya kapılırdım. Epeyce kitap almışlığım vardır buradan, çünkü yeri çok merkeziydi, sonraları daha sapa ama oldukça geniş bir mekana taşındı ve biraz kitapçı havasından çıktı, benim de yavaş yavaş ayağım kesildi. Hala mevcut mudur, onu bile bilmiyorum. Bu kitabevinden bana yadigar kalanlar ise bir dönem çok ilginç kitaplar yazan Alev Alatlı'nın "Orada Kimse Var mı?" serisinin 4 kitabıdır. 

Buraya bir parantez açıp adını unuttuğum bir kitabevinden bahsetmek istiyorum. Evde olsam oradan aldığım bir kitabı açıp sayfa kenarına aldığım nottan ismini hatırlayabilirdim ama şu anda öyle bir imkanım yok. Güllük Caddesi'nde açılmış, bol çeşitli kitapların yanısıra kaset ve takı da satan bir mekandı. Neredeyse haftada bir uğrar kitap bölümünde uzun uzun vakit geçirir ve mutlaka bir-iki kitap alıp çıkardım. Bir süre sonra orada görevli genç elemanla ahbaplık geliştirdik. Bana devamlı müşteri kontenjanından indirim yapmaya başladı. Yüzde on ile başlayan indirim yüzde kırklara kadar gelip dayanmıştı ki tutunamadı kitapçı. Son gittiğimde üzgün bir yüzle kapanacaklarını şöyle anlatmıştı görevli genç: "Antalya'da bar, cafe, restoran açmak lazımmış ama asla kitapçı değil". Bir yıl bile dayanamamıştı, vedalaştık ve kapanan kitapçılar zincirine orası da dahil oldu.

Barış Kitabevi

Şehir merkezinde, çok bilinen bir pasajın içerisindeki bu küçük, camekanları tozlu mekan bir nevi emekli öğretmenler kahvesi gibiydi. Sahibi olan solgun yüzlü, ince yapılı, kibar beyefendi emekli edebiyat öğretmeniydi ve ne zaman gitsem-ki bir dönem, neredeyse 5 yıl kadar tüm kitaplarımı oradan aldım-o küçük dükkanda mutlaka emekli öğretmen oldukları belli üç-dört kişiyi ülke sorunları üstüne söyleşi halinde bulurdum. Duvara dayalı çelik raflarda fazla sık olmayan bir düzenle dizilmiş kitaplar ve ortada da yeni çıkanların sergilendiği bir masa dururdu. İçeri girdiğim anda elindeki işi veya yaptığı sohbeti bırakır, ceketinin düğmesini ilikleyerek karşılardı. Yeni çıkan kitapları tanıtırken yüzünde beliren mutluluk ve heves kendim gibi bir kitap kurduyla karşı karşıya olduğum duygusu uyandırırdı. Kapanana kadar onlarca kitap aldım oradan. Ayla Kutlu'yu da Barış Kitabevi'nin sahibi sayesinde tanıdım. Bir gün yeni çıkanları incelerken elindeki "Islak Güneş"i uzattı, "Çok güzel bir kitap bu, tavsiye ederim, kendi çocukluğundan izler taşıyor" dedi. Kitabı defalarca okudum ve o kadar çok kişiye okuttum ki adeta parçalandı, sonunda kardeşim Kitap Fuarı'ndaki imza gününde son baskıyı yazara imzalatıp gönderdi bana. Barış Kitabevi'ni kapatıp İstanbul'a taşınan Sacit Bey hala sağ mıdır bilmiyorum ama kendisine Ayla Kutlu'yu tanımama vesile olduğu için müteşekkirim. 

İletişim Kitabevi

Antalya'ya açılan kitapçılar içerisinde en kapsamlı olan ve kapanmasına en çok yandığım kitabevi İletişim Kitabevi'dir. Evimle arası hayli mesafeli olmasına rağmen neredeyse haftada bir uğrardım, bir nevi ikinci adresim haline gelmiş ve çalışanlarıyla da arkadaş olmuştum, hala bazılarıyla dostluğum devam eder. Görevlilerden birini Antalya'ya ilk açılan D&R'da tanımıştım. D&R o zamanlar şimdiki kadar market havasında değildi. Mecburiyetten oradan da epeyce alışveriş etmişliğim vardır, çünkü çeşit çoktu ama İletişim açılır açılmaz rotamı o yöne kırmıştım. Çok geniş bir mekandı ve her çeşit kitabı bulma imkanı olduğu gibi sık sık yazarları davet eder, söyleşiler ve imza günleri düzenlerlerdi. Bir dönem "Edebiyat Günleri" tertip etmiş ve Antalya'nın görüp görebileceği en kalabalık ve nitelikli yazar kitlesini misafir etmişlerdi. Duygu Asena'dan Selim İleri'ye, Ahmet Ümit'ten Nedim Gürsel'e, Gülriz Sururi'den Sahrap Soysal'a, Tuna Kiremitçi'ye kadar pek çok yazarla tanışıp sohbet etme imkanını bulmuştuk o sayede. Ne yazık ki Türkiye genelinde, Antalya özelinde kitaba verilen değerle paralel olarak o güzelim kitabevi de fazla dayanamadı ve kapıya kilidi vurdu. O zamandan bu zamana da bizi D&R şubelerine mahkum etti. Antalya'da olduğum zamanlarda genellikle internet siparişini tercih etsem de el mahkum D&R da kitap almak için bir nevi tek seçenek olarak başvurduğum kitabevi oluyor. 

Gelelim Ankara'da olduğum zamanlarda uğrak yerlerim olan kitapçılara:

Kapanana kadar Bilgi Kitabevi'ni sık sık ziyaret edip kitap alışverişinde bulundum ama asıl mekanım Ankara'da yaşayan pek çok kişide olduğu gibi Dost Kitabevi oldu.

Konur Dost

 İlk göz ağrımdı ve kapanana kadar hep tercihim oldu, hala da eksikliğini hissederim. Aynı sokakta İmge ve Bilim ve Sanat da uğradığım mekanlardandı ama Dost adı gibi dosttu, kendimi orada çok rahat ve evimde gibi hissederdim. Sanırım küçük oluşu bir nevi samimiyet ortamı doğururdu. Zaten başlangıçta Karanfil sokaktaki büyük kitabevi henüz yoktu. Konur Sokak ve Tunalı şube vardı. Kardeşimin adına bir hesap açmıştım ve Ankara'ya her geldiğimde kucak dolusu kitabı Antalya'ya taşırdım. Kapıdan içeri girip sağa, yeni çıkanlar standına yanaşır ve kendimi kaybederdim. Kitap almadan çıktığım vaki değildi, üç-beş kitabı kucaklar, kasaya gider Dost kartımı verir ya da ismimi söyler taksiti açtırır, görevli genç kızlarla biraz sohbet eder, sevine sevine eve yollanırdım. Kredi kartları hayatımıza girene kadar taksit olayı devam etti. Kartlar kullanılmaya başlayınca da 6 taksit olayı bu defa kartlara aktarıldı. Kapandığında bir arkadaşım başka bir şehre taşınmış kadar üzülmüştüm, üstelik bir sokak aşağıda çok daha büyük bir Dost vardı ama vefa duygum çok derindir, sonrası el mahkum büyük kardeş Dost'la dostluğu devam ettirdik. 

Dost dışında Ankara'da bir dönem uğradığım bir başka kitabevi de T.İş Bankası Yayınevi'nin kitapçısı idi ama şimdiki Bulvar'ın arkasındaki ya da Tunalı'daki şube değil. Selanik Caddesi'nin üst taraflarında, nisbeten küçük bir dükkandı burası ve son derece kibar bir beyefendi görevliydi. Bana Barış Kitabevi'nin sahibini hatırlatırdı. Her gidişimde hal-hatır sorar, bazen çay ısmarlar, indirim yapar, kitap tavsiyelerinde bulunurdu. Sonra o dükkan kapandı ve Bulvar İş Bankası'nın arkasında, küçük bir bölüme taşındı. Aynı beyefendi orada da bir süre görev yaptı aynı kibarlığıyla, sonra emekli olduğunu öğrendim, kitapçı da şimdiki büyük yerine taşındı. 

Bir dönem Demirtepe'de bir devlet dairesinde kısa bir süre çalışmıştım, bazen işim olmadığında, canım sıkılır, küçük bir kaçamak yapıp işyerinden çıkar, hemen yakındaki, İzmir Caddesi'nin köşesindeki Till Kitabevi'ne dalardım. Şık bir kitabeviydi, kitabın yanısıra o dönem pek moda olan, benim evimde de halen kullandığım, kenarları demirden, çam kaplama, demonte kitaplıklar satardı. Ankara'daki pek çok kitapçının akibetine o da uğradı ve kapandı. İyi ki Dost Kitabevi direnmekte yoksa...

Elbette unuttuklarım da vardır ama şöyle bir baktım da hayatıma az kitabevi dahil olmamış. Şimdilerde pandemi nedeniyle internet kitapçılarına mahkum olsam da kitabevi kokusunu, havasını, kitaplara dokunmayı çok özledim. Dilerim tez zamanda kavuşuruz.

Sizlerden de hayatınıza giren kitapçıları yazmanızı bekliyorum, eminim ki okuması kitabevi gezmek kadar zevkli olacaktır...


6 yorum:

  1. Yeni mim..Bizimkilerde çok az kitapçı olacak :((

    YanıtlaSil
  2. İmge , Dost en sevdiklerimdi uzun yıllar önce. İş çıkışı dinlenmek için giderdim. İş bitti, Kızılay'a seyrek inmeye başladım. Yine de her Kızılay'a gidişimde uğrarım. Şimdilerde Arkadaş kitabevini seviyorum. İçindeki Köpük cafede oturup kitapları incelemek, yanında bir dilim pasta eşliğinde kahve yudumlamak iyi geliyor(du). Ah corona !!!

    YanıtlaSil
  3. İnternet üzerinden yapmak belki daha mantıklı ama kitapçıya gidip o havayı almadan da olmuyor.

    YanıtlaSil
  4. Muhteşem bir yazı! Açık bıraktım bir daha okuyacağım.. Boza ve gözlük camları ama yaaa tabii ki yalanır, yalanmaz mı?! Bursa'daki çocukluğuma da gittim.... Yayınevleri bence bir de çalıştıkları çevirmenlerle anılmalı!

    YanıtlaSil
  5. Ankarada İmge ve Dost ilk gözağrılarım, son yıllarda da Kentparkta Arkadaş kitabevi. Kitapları kucaklayıp kafesinde çay pasta eşliğinde karıştırmak, notlar almak içlerinden birini almaya karar vermek rutinim oldu.İstanbula gittiğimde de Kadıköyde Alkım'a uğramak en üst kata çıkıp kahve içmek, Beşiktaysam Kabalcıda gezinmek en keyifli anlarımdı. Şimdi ikisi de kapandı. Bana Kadıköy, Beşiktaş, Beyoğlu hangisindeysem Mefhisto'ya uğramak kaldı.Sevgiyle..Aylin

    YanıtlaSil
  6. antalyadaki kitapçıları bilmiyom ama sahafları biliyoom :) bilgi konur dost, iletişim tabisideee :) imge, mithatpaşadaki arkadaş, soysal civarindaki sahaflar :) kitapçılar halen çok güzel yaa ankarada istanbulda izmirdee, inkilap, remzi, mephisto :)

    YanıtlaSil