.

.
.

30 Ekim 2018 Salı

GÜNLER SONRA

Dün Macera Kitabım son blog yazısında demiş ki: "Blogdan bu kadar kopmak istemediğim için yazıyorum". bunu okuyunca kendi bloguma girip baktım, 15 gün olmuş neredeyse yeni bir yazı girmeyeli. Oysa hala en sevdiğim, ilk göz ağrım, tüm sanal medya türleri içinde tercih ettiğim ama nedense son zamanlarda ben de zorlanıyorum yazmakta. Kolaya kaçıyorum, kaçıyoruz, Instagram'a bir fotoğraf, altına iki satır yazı, işlem tamam. Ruhumuz da yorgun sanırım, eski heves yok yazanda da, okuyanda da.Yorumların, tıklanma sayısının azalmasından anlaşılıyor. Oysa herkesten önce kendim için, kişisel tarihime not düşmek için yazıyorum ama gündemle öylesine meşguluz ki kişisel tarih bile ikinci sıraya düşüyor. Her şeye rağmen yazalım, Özlem'in dediği gibi kopmayalım bloglarımızdan. Onlar bizim sevip görüşemediklerimizle aramızdaki köprü, yıkmayalım.

Neyse bunca acıklı kelamdan sonra bakalım neler yapmışız buralara gelmeyeli. Antalya'ya gelip oryantasyon(!) çalışmalarımızı tamamladıktan sonra Ankara havasını attık üzerimizden. Şimdi henüz bitmeyen yazı yaşamaya devam ediyoruz. Hava mis, güneş parlak, nem en az düzeyde, deniz cıva dökülmüş gibi parlıyor, henüz yapraklar bile dallarda. Sonbaharın ayak sesleri hafif, lakin hiç belli olmaz, biz sonbahar beklerken pat diye kış geliverir, o yüzden tadını çıkarmakta fayda var bu günlerin. Parklarda, cafelerde dolaşma, denize karşı çay-kahve içme zamanı. Tabii sinemayı, tiyatroyu, konseri de ihmal etmeden. 

Geçen cumartesi Antalya Devlet Tiyatrosu'nda sezonun ikinci oyununu izledim: "Godot'u Beklerkeni Beklerken". Bilet alırken dikkat etmemişim, oyunun Samuel Beckett'n ünlü "Godot'u Beklerken"i sanıyordum. Kontrol için Biletiva'ya girdiğimde farkettim ikinci "Beklerken"i. Meğer "Godot'u Beklerken" oyununda yedek olarak kuliste bekleyen ve oyuncu olmaya çabalayan iki adamın öyküsüymüş. "İki kişilik bir oyun olarak sıkıcı olabilir mi?" endişesiyle gitmiştim ama son derece memnun ayrıldım gösterimin bitiminde salondan. Hem oyunculuk, hem de eserin verdiği mesajlar açısından çok iyiydi. 



Opera Sahnesi'nde ise daha önce farklı versiyonlarını izlediğim "Türküyem" isimli müzikli oyun vardı. Yerel türkülerin ve oyunların şan ve bale tekniği ile sahnelendiği keyifli bir gösteri olarak izlemiştim öncesinde, buna da hevesle gittim ama sanki üzerinde biraz daha çalışılması gerekiyormuş gibi geldi. Gerçi sahneye konduktan sonraki ikinci gösterime gitmiştim ben, zamanla daha da oturacağına inanıyorum. 



Yaz boyu mahrum kaldığım sinemaya ise balıklama daldım. Bir haftada üç film izledim, ilki bu haftanın hiti ve uzun süre vizyonda kalacağına inandığım "Müslüm" idi. Açıkcası Müslüm Gürses'e öyle özel bir ilgim olmadı, oturup da herhangi bir şarkısını dinlemişliğim yoktu, orada burada duyduklarımla haberdardım. Bir de videoların moda ve kahvehanelerin başlıca numarası olduğu yıllarda 15 gün boyunca "İsyankar" filmine maruz kalınca temelli bezmiştim. Yaz tatiliydi, kayınvalidemi ziyarete gitmiştik, evin altı kahvehane idi ve her akşam videoda "İsyankar" filmi oynatılıyordu. Filmi görmüyordum haliyle ama açık pencereden içeriye tüm replikler dolduğu için konuya iyice aşına olmuş, 15 gün boyunca dinlediğim Müslüm Gürses şarkılarından da bıkmış usanmıştım. Müslüm Gürses ilgimi ancak son yıllarında, farklı yorumlarla söylediği hit şarkılarla dikkatimi çekmeye başlamıştı ki vefat etti. Geçen yıl Muhterem Nur'un yaşamını anlattığı bir kitabını okumuştum. Haliyle Müslüm Gürses de çokca yer alıyordu bu anılarda ve o zaman ne kadar zor bir hayatı olduğunu farketmiştim. Filmi ilk gün izledim ve salondan karışık duygularla çıktım. Herkesin göğüsleyeceği şeyler değildi yaşadıkları, söylediği şarkılar kadar dramatik ve arabeskti hayatı da. Üstelik Timuçin Esen öyle ustalıkla canlandırmıştı ki sanki perdede O değil de Müslüm Gürses'in bizzat kendisi vardı. Üstelik şarkıları da Timuçin Esen söylemişti. Hasılı çok beğendim ve çok duygulandım, beni sadece Muhterem Nur rolünde Zerrin Tekindor rahatsız etti. Sanat yönünden değil ama sanki çok Avrupai kalmıştı o rolde. Benim bildiğim ve 5 yaşında Ayşecik filmiyle tanıyıp avaz avaz ağlayarak tüm sinema salonunu kendime baktırdığım Muhterem Nur, çok farklı tipte bir kadındı, daha yumuşak, daha yuvarlak (sanki uygun kelimeler bunlar), Zerrin Tekindor tüm güzelliğine ve yeteneğine rağmen fazla keskin geldi bana. Yine de filmde aksayan başka bir yön yoktu, herkes üzerine düşeni layığıyla yerine getirmişti. 



Dün ise kendime sinema günü ilan ettiğim bir gün oldu. Benim çocukluğumda sinemalar çoğunlukla iki filmi arka arkaya oynatırdı. Ben de o hesapla nostalji yaptım. Hazır gitmişken görmek istediğim iki filmi arka arkaya izleyiverdim. Nasılsa festival günlerinden alışkınım. İlk film Sundance Film Festivalinde "En İyi Yönetmen Ödülü" almış "Anaokulu Öğretmeni" idi. Ailesinden ve kendine dönük ergen çocuklarından beklediği ilgiyi göremeyen ve kendini sanata adayıp şiir kurslarına devam eden ama vasatın üstüne çıkamayan anaokulu öğretmeni Lisa ve küçücük yaşına rağmen durup dururken inanılmaz şiirler söyleyen öğrencisi Jimmy'nin öyküsünü anlatıyor film. Her bakımdan verdiği mesajlarla çarpıcı bir filmdi, çok beğendim. Ne yazık ki festival filmlerine tahsis edilmiş küçük bir salonda 4 kişi olarak izledik. 



Kısa bir aradan sonra Ferzan Özpeteğin son filmi "Napoli Sırrı"na geldi sıra, Napoli hakikaten bir sırdı, film bitti ama sırrı çözmeyi biz izleyicilere bırakmıştı Özpetek. Orta yaşlara dayanmış bir adli tıp doktoru kadın ile genç bir adam arasında bir gecelik tutkulu bir ilişki ile başlıyor film. Hayli uzun tutulmuş, cüretkar sahnelerden (+18 idi zaten) sonra tipik Ferzan Özpetek tarzına geçiyor ve çok kadrolu, neşeli, renkli bir tempo içerisinde bir cinayetin ve çocukluk travmasının izlerini sürmeye başlıyorduk. Açıkcası bayılmadım ama izlenebilir nitelikte idi, filmin konusundan ziyade yaşattığı renkli dünya ilgimi çekti. Son filmi "İstanbul Kırmızısı" benim için bir fiyasko idi, bu onun yanında çok iyi kalırdı. Bir "Karşı Pencere" ya da "Cahil Periler" değildi elbette ama yine de hoş bir seyirlik oldu. 



Her film izleyişimizde olduğu gibi bu defakilerde de yine cep telefonsuz yaşamayanların beyaz ekran ışıkları gözümüze, yemeden seyredemeyenlerin yağlı mısır kokuları da burnumuza doldu. Hele son filmi izlerken yanıma oturan genç kız hışırtılı cips paketindeki cipsi kutu kolası eşliğinde tıkırtılarla yedikten sonra üstüne tatlı niyetine bir de küçük kaşığıyla puding götürünce kendimi sinemadan ziyade lokantada sandım, neredeyse hesap uzatacaktım :)

Böyleyken böyle, verdiğim arayı telafi etmişimdir umarım, bitirirken sizleri uzun zaman sonra annesine kavuşan Fıstık ve Meksika'dan gelen anası Feride'nin mutluluk tablosuyla başbaşa bırakıyorum :)



13 yorum:

  1. Gitme sen gitmeeee.... Feride ve Fıstığı öptüm.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yok gitmem, en azından ara sıra uğrarım :)))
      Feride ve Fıstık da seni öper...

      Sil
  2. 15 gün ara verdiğiniz pek görülmemiştir hakikaten:) Bırakmayalım buraları Nurşen Hocam:) Sevgiler...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Evet ya Sezercim (hanımı-sizi kaldırıyorum, iznin olur di mi :) hiç bu kadar ara vermemiştim, üzüldüm biraz. ama bırakmaya niyetim yok seyrek de olsa yazacağım, yazalım yani, en azından birbirimize itici faktör olalım. Sevgiler...

      Sil
  3. Hoşgeldiniz :) Gözüm Leylak Dalı ismini ararken akışa tiyatro ve film detaylı LD imzalı güzel bir yazı düşünce sevindim.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Valla benim de gözümün aradığı sınırlı sayıda isimden birisin Zihin kardeş, sayfayı açıp da senin, Fermina'nın yazılarını görünce seviniyorum. Bak bugün Fermina da uyanmış yaz sonu uykusundan :)))
      Sevgiler...

      Sil
  4. Canım Nurşen Ablam. :) İyi ki varsın ya, alışveriş listesi yazsan okunur sen :)
    Benim de ruh halime pek iyi değil ama bunu söylerken utanıyorum çünkü nasıl bir ruh hali ki bir türlü ayarında tutamıyorum:)
    yazsam ne oluyor, yazmasam ne oluyor diye düşünüyorum çoğu zaman. Körlerin, sağırların birbirini ağırladığını düşünüp sinir oluyorum; sonra bunları söylediğim için kendime sinir oluyorum.
    Yİne de dün bloga yazınca iyi geldi bana.
    Sen de iyi ki okumuşsun, iyi ki yazmışsın.
    Çok mutlu oldum çoook .

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Canım özlemcim, şirinem :) Sen de iyi ki varsın, beni hep yüceltensin sağol kuzum.
      Ne yapsak, neresinden tutsak bilmiyorum, heves, keyif, neşe kalmadı ki içimizde. Yine de birbirimizi dürterek sürdürelim şurayı. Blog olmasa ben sizlerden nasıl haber alacağım, hadi arada görüşüyoruz biz, hiç görüşmediğim ama gönül bağımın olduğu bir sürü insan tanıdım bu alemde, onlardan nasıl haber alırım. Seyrek de olsa boşlamayalım. itici faktör oldun dün bana, sevgiyle kucaklıyorum seni...

      Sil
  5. Bu 3 filmi de seyretmek istiyorum. Bakalım bu hafta fırsat bulursam birine gideceğim.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bence gidin, özellikle Müslüm'e, hiç ummadığım kadar beğendim...

      Sil
  6. Sevgili Leylak Dalı, inşllh bıkıpta kızıpta artık çok
    değersiz buralar deyip blogunu bırakanlardan olmazsın çünkü
    okumayı sevdiğim az sayıdaki kişisin. ben de kendimi iyi hissettiğim
    için devam ediyorum hatta özleme de yazdım. bir ömür yazsak okusak
    birbirimizi. sevdiğim blogçular yazmayı bırakınca inan çok
    üzülüyorum. kendim ne zaman bırakırım bilmiyorum . ben de sevmiyorum bir heves
    bloglar açıldı söndü sonra instgrm geldi herşey tatminsiz duygulrımıza
    hitap ediyor biz de hemen kolaya kaçıyoruz. hem böyle olmamak
    hem de bir tür günlük gibi gördüğümden yazıyorum . çok okunma
    olsun olmasın beni rahatlattığı için devamım. lütfen sen de bırakma, hep
    devam et.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yok yok, henüz gitmek niyetinde değilim ama çok seyrelttiğimin kendim de farkındayım. Diyorum ya burası sevdiğimiz ama görüşme imkanımız olmayan insanlarla buluşma noktamız, her şeyden önce onları bırakmak demek olur blogu bırakmak. O yüzden devam değil mi, hep birlikte hem de. Sevgiler :)

      Sil
  7. Blog dünyasında sizin güzel yazılarınız her zaman ilgi çeker. Blog dünyasının samimiyeti hiç bir mecrada yok, tanımadan duygularımızı paylaşıyoruz. Hesap uzatma esprinize çok güldüm, çok haklısınız. Yazılarınızı sabırsızlıkla beklemeye devam etmek istiyoruz.

    YanıtlayınSil