.

.
.

14 Kasım 2013 Perşembe

ÖRGÜ, VAN, ÇOLUK-ÇOCUK, PAZAR, KİTAP, ZEYTİN, KASIMPATI FALAN FİLAN...

Antalya'da yazdan kalma güneşli günlere devam. Artık pastırma mı, sucuk mu, neyin yazı bilmem ama hâlâ kapı pencere açık, hâlâ kısa kollu tişörtlerle dolaşıyoruz ve hâlâ sadece battaniye ile yatıyoruz, henüz yorgana geçiş yapmadık. Plajlar da denize giren insanlarla dolu. Lakin dizimi dinlendirmek amacıyla bu güzel havaları evde kapanarak geçirdim. Yine de sıkılmadım, kitaplar, filmler ve bilgisayar var olsun. Bugün hafiften ağrım olsa da artık bir pazar ziyareti yapma zamanıdır dedim ve bir üst sokakta kurulan semt pazarına çıktım. Aman da aman sonbaharın tüm renkleri tezgahlara toplanmış, insanın içi açılıyor. Öncelikli olarak çocuk giyimi satan bir hanımın tezgahına yanaştım. Malum Atalet'im "Şefkatle ilmek ilmek buzları eritiyoruz" adıyla, Van'daki çocukları ısıtmak amaçlı bir kampanya başlattı, geçen yazımda da bahsetmiştim. Kaçırdıysanız buradan detayları öğrenebilirsiniz:
Facebook sayfası da burada:

"Carpal Tunnel Sendrom" denilen bir illetten muzdarip olduğum ve örgü örerken ilk sıradan sonra parmaklarımda uyuşma yaşadığım için ben hazır alarak dahil olmak istedim kampanyaya ve satıcı kadının önüme koyduğu atkı-bere-eldiven takımlarına bakarken bir yandan da sohbet etmeye başladım. Van'a yardım amaçlı aldığımdan bahsettim. O sırada arkamdan bir ses geldi: "Aaa Van'a göndereceklermiş yardım için" ve hemen akabinde bir kadın tezgaha yanaştı, bir takım alıp parasını ödedi ve elime tutuşturup "bu da benden olsun Van'daki çocuklara" diyerek uzaklaştı. Arkasından bakakaldım teşekkür etmeye çabalarken. Hafifledim, sevindim, hâlâ böyle güzel yürekli insanlar olduğu için mutlu oldum. Alttaki bere takımlarının mavi olanı adını bilmediğim o yüce gönüllü kadının Van'lı miniklere armağanı:


Kadının jestiyle gülen gözlerim kızılcık tezgahındaki fiyat etiketini görünce şaşkınlıkla açıldı: Rakamla 15, yazıyla onbeş. Kızılcık ne ara terfi etti yahu 15 liraya satılacak :) Yan tezgahta da fasulye vardı, ben sahibinin yalancısıyım, üstüne "Öz, gerçek, hakiki Ayşe" diye yazmıştı. Fatma falan sanmayın yani, has Ayşe :) Yeşillik satan kadınsa önünde duran demetleri fazla karıştıran kadınların ardından "taş yiyin" diye bağırdı, buradan ifşa ediyorum :) Bunca pazar macerasından elimde muşmula, bal kabağı ve Arap kızı elma poşetlerine ilaveten bir saksı sarışın kasımpatı ile döndüm ve çiçeklerimi koklayarak Aralık ayının "Bibliyomanyaklar" ödevi "Venüs"ü okumaya başladım.


Zaten günüm sabah kendi ağacımızdan toplayıp kendimin kırıp tatlandırdığı yeşil zeytinleri yiyerek güzel başlamıştı:


Ardından bu keyifli pazar macerası dizimin ağrısını bile unutturdu. Şimdi ben muşmula yemeye gidiyorum. Siz de Ataletimin kampanyasına ilgi gösterin, "Bibliyomanyaklar" bloguna bakmayı ihmal etmeyin ve Antalya'dan selamlarımı kabul edin...

4 yorum:

  1. Sabah beri o zeytine bakıp duruyorum ya!...
    Eline sağlık. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sen gel, beraber yiyelim o zeytinleri :)

      Sil
  2. Ellerinize ve yüreğinize sağlık.
    Kampanyayla ilgili detayları öğrenmek için bana müsaade.
    Kendinize iyi bakın. Kucak dolusu sevgiler :)

    YanıtlaSil
  3. ellere kollara dizlere.. gözlere.. ağıza.. ve dahi buruna bu arada kulaklara da sağlık.. ki sen gez.. kokla duy gör tat ve bizimle paylaş =) teşekkürler hem pazardaki isimsize hem de hem sana.. sana iki kere .. bereler ve bu yazıda yeniden anımsattığın için..
    sevgiler..
    örgücü kadınlardan atalet olanı...

    YanıtlaSil