.

.
.

23 Ekim 2013 Çarşamba

OTOBÜSTE KİM VAR?

Kadın durağa gelir gelmez önünde durup kapılarını açan otobüse şaşkınlıkla bindi. Neredeyse ilk kez beklemeden bir toplu taşım aracına binmek kısmet olmuştu. Etrafına bakındı, oturacak boş yer yoktu ama otobüs tenhaydı, biraz ilerledi, önde oturan oğlunun "Anne, bir sonraki durakta ineceğiz, değil mi?" sorusuna "Evet" diye yanıt veren kadının koltuğunun yanına dikildi o kalkınca oturmak için. Çok sürmedi zaten bir sonraki durağa gelmeleri, pencere kenarı tekli koltuga yerleşir yerleşmez dikkatini sol tarafta oturan genç kız çekti. Kucağına yaydığı notalara eliyle eşlik ederek sessizce bir ezgiye çalışıyordu. "Koro çalışmasına gidiyor olsa gerek" diye düşündü kadın. Tam önünde oturan kızın uzun ve güzel saçları vardı, öyle uzundu ki neredeyse otobüsün zeminine değecekti, "bakımı çok zor olmalı" diye içinden fikir yürüttü, sonra arkadan gelen seslere kulak kabarttı. Ayakta duran 2 orta yaşlı adam, oturan bir yaşlı adamla memleket kurtarmakta idiler. Kulağına "demokrasi", "halk", "seçim" gibi sözcükler ulaştı, sıkıldı. Her akşam TV'lerdeki açık oturumlardan bıkmıştı zaten, önüne gelen vatan kurtarıyordu bu aralar. Sakindi otobüs, üç erkeğin konuşmaları dışında ses duyulmuyordu, bir nevi altın günü samimiyeti vardı sanki. Nota çalışan kızın önünde oturan aynı yaşlardaki diğer kızın yannda büyükçe bir çanta duruyordu, onun içinde bir müzik aleti olabileceğini düşündü kadın. Gözleri tekrar notalı kıza takılınca şaşkınlıkla bakakaldı, kızın önünde o ana kadar farketmediği, siyah kılıfının içinde kocaman bir bağlama duruyordu. "Gökte ararken yerde bulmak buna denir" diyerek güldü kendi kendine. Otobüs merkezi duraklardan birinde durdu, epey inen oldu. Tam hareket edecekken ön koltuklardan birinde oturan beyaz saçlı, esmer, yaşına görev çevik görünümlü kadın hızla atıldı ve son anda kendini otobüsten dışarı attı. Şoför "cıkcık" ederek hareket ettirdi otobüsü. Antalya parlak güneşin altında yeni yıkanmış gibi taze bir güzelliğe sahipti bugün. İç geçirdi kadın, "ne kadar özlemişim" diye düşündü. Vatan kurtaran adamlardan ikisi boşalan yerlere oturunca sohbet sona ermişti. Kırmızı tişörtlü olanı karısıyla konuşmaya başladı bu defa. Soket çoraplarının üstüne atkılı terlikler geçirmiş tombul hanım halkın saygısızlığından söz etmeye başladı. Yurt dışında hele de Almanya'da yayalara, çocuk arabalılara, bisikletlilere ayrılan özel yollar olduğu, neden bizim ülkemizde böyle şeylerin olmadığı konusunda yüksek sesle bildirimde bulunup birkaç fırın ekmeğe ihtiyacımız olduğunu söyledi. "Biraz daha ekmek yersek bundan da beter oluruz galiba" diye düşündü kadın ama dillendirmedi, zaten ineceği durağa gelmişti. Otobüsten inip kendini sonbaharın limonataya benzeyen havasına bıraktı. Az sonra Yat Limanı'nda, çok sevdiği cafelerden birinde aşağıdaki manzaraya karşı oturuyor olacaktı, daha ne istesindi:



6 yorum:

  1. Artık bunları bir kitaptan okumak istiyorum. Hazır okumalara da başlamışken :) Çok keyif verdi okuduklarım bana. Bu arada fotoğrahlar da cilalı kapak. Sevgiler Leylak' cım...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Asucum sağol, sen benim yazılarımı hep seversin zaten. Ah bir de dediğini yapabilsem kendimi programlayıp, du bakalım belki kışa bir iyilik düşünürüm.
      Benden de çok sevgiler...

      Sil
  2. :) ne tatlı ne tatlı bir yazı..:)))

    YanıtlaSil
  3. yazınız çok başarılı :) aslına bakılırsa basit bir konu ama içeriği o kadar şey anlatıyor ki bunu yoğurabilen biri olmak gurur vermeli başarıların devamını diliyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Funda çok teşekkür ediyorum, sevgiler...

      Sil