
Gidişimiz şimdilik bir gün ertelendi. Şimdilik diyorum çünkü bu ertelemenin nedeni arabanın serviste çözülecek bir sorunu ile ilgili, dolayısıyla servisin keyfine bağlıyız biraz da. Zaten gideceğimi duyunca dün akşamdanberi Ankara gökleri ağlamaya başlamıştı, pabuç bırakmadım bu duygu sömürüsüne, o da küstü soğuk davranıyor bugün. Ama Allah'ın sopası yokmuş, sen küstürür müsün Ankara'yı dedi, otur bakalım bir gün daha zorunlu sebeplerle. Ben de bu yüzden rölantiye aldım kendimi biraz dinleniyorum, işlerin çoğunu da hallettim sayılır.
Kendime bir kahve yaptım ve annemin ölümündenberi ilk kez eski albümleri açtım. Yürekteki yara kabuk tutmaya başladı galiba artık fotoğraflara sis bulutu arkasından bakmamayı başarıyorum. Yıllar önce ben düzenlemiştim, kapağındaki bakır kabartmaya nargile içen sarıklı bir sakallıya ud çalan cariyelerin resmedildiği albümü. İlk sayfada dolma saçlarının üstüne siyah bir vualet yerleştirilmiş, kucağındaki kocaman çiçek buketini zaptetmeye çalışarak nikah defterine imza atan annemle, yine nikah defterini imzalayan, gerçeklik duygumu sarsacak kadar genç görünen ve Eşref Kolçağa benzeyen babam var. Her ikisi de siyah takımlar giymişler. Nikahı kıyansa Ankara'nın efsane nikah memuru M.üçteba Yetişen. Takibeden birkaç sayfada ise düğün fotoğrafları var. Babam aynı siyah takımı giyerken annem belden büzgülü, uzun kollu, hakim yakalı, kendinden desenli saten bir gelinliğin içinde çok genç ve güzel görünüyor. Kollarında nikahtakine benzer koca bir buket var, kabarık duvağının yan tarafındansa uzun bir tel sarkıyor. Bu tel yıllarca sandıkta durdu, zaman içinde paslanıp atıldı. Gelinliğin kabarık eteği ise seneler sonra şık bir abiye buluza dönüşerek bana kısmet oldu. Şimdiki aklım olsa gelinlik olarak saklanmasında ısrar ederdim. Fotoğrafların çoğu aile fertleriyle çekilmiş toplu görüntüler. Genç sayılacak yaşta ölümünün üzerinden 8 yıl geçmiş küçük dayımı saçları üç numaraya vurulmuş, kısa pantalonlu, afacan bakışlı, esmer bir oğlan çocuğu olarak görmek çok ilginç. Büyük dayımsa bu fotoğraflarda çok komik görünüyor. Üzerine bol gelen bir pantolon ve neredeyse dizlerine inen bir ceket giymiş, kravatı yok ama gömleği boyun düğmesine kadar ilikli. İlerki yıllarda son derece janti, bakımlı ve şık bir adam olacak dayım bu fotoğraftaki haline kendi bile şaşar sanırım. Lise yıllarının başında olmalı, tipik bir ergen görüntüsü sergiliyor. Daha kimler yok ki; yüzünü bile hatırlamadığım dedem, 40'lı yaşlarının başındaki anneannem, kucağında tüylü, kocaman bir başlık giymiş bebek kuzenimi tutan babaannem, demiryolcu üniformasıyla diğer dedem, büyük teyzeler, enişteler, eski ahbaplar, çoğu artık başka bir aleme göçmüş sevgili insanlar. Küçükken bu fotoğraflara bakar ve anneme ısrarla "Ben neredeyim?" diye sorardım. Annemse önünde poz verdiği perdeyi gösterip "Bu perdenin arkasındaydın" derdi. Ben de fotoğraflara bakan herkese bu açıklamayı yapar, perde arkasındaki olmayan varlığımı işaret ederdim.
Benim albümdeki varlığım birkaç sayfa sonra ortaya çıkıyor; Meriç'te, ağaçlıklı ve bol otlu bir mahalde ilk kez eşarbını çıkarıp saçlarını açarak poz vermiş anneannemin kucağında, komik ve dik bir pozisyonda tutulmuş, kabak kafalı, tombul yanaklı, çiçekli elbiseli, beyaz patikli bir bebecik. Anneannemin solunda kruvaze bir ceket giymiş, dalgalı kahkülü gözlerine düşmüş babam, sağındaysa Hollywood yıldızlarına nal toplatacak kadar güzel görünen annem var. Bu benim en sevdiğim fotoğraf olma özelliğini hiç kaybetmedi, evimde de çerçevelenmiş olarak başköşede durur. Sanki fotoğraftan fışkıran elle tutulur bir mutluluk hissi var, bir huzur hali, bir sıcaklık.
Keşke hayat hep fotoğraflardaki gibi olsa. Ya da istediğimiz an istediğimiz fotoğrafın içine girip hayata oradan devam etsek, artık yanımızda olmayan sevdiklerimize dokunsak, eskiyip gitmiş, yokolmuş eşyalarımızı okşasak, küçülmüş giysilerimizi tekrar üzerimize giyebilsek. Ben bu albümleri kaldırayım en iyisi. Yoksa; "Hüzün zaman zaman deli dalgalarla gelir, gönlümün kıyısına vurur" şarkısını söylemeye başlayacağım. Albümlerinizden eski fotoğraflarınız, kalbinizden sevdikleriniz hiç eksik olmasın...