.

.
.

15 Kasım 2009 Pazar

PORTAKALLI PAZAR


"Çıt çıt çıt çıt çedene de, sar bedeni bedene
Dünya dolu yâr olsa da, alacağım bir tane"

Türküyü bilirsiniz, "Ekin ektim çöllere". Yukardaki de onun nakaratı; içinde adı geçen çedene ya da nam-ı diğer çitlembik ve dahi menengiç ağacının altında poz veriyor. Bilmem hiç tattınız mı, olgunlaşıp kabuğu yeşil-mavi arası bir renk alınca kavrulur ve yenir çerez gibi. Yağı da çıkarılır. Bir de aşılanarak Antep fıstığı ağacına dönüşebilir. Bu botanik bilgisini niye mi veriyorum, bugün Antalya yakınlarında bir köy olan (gerçi şimdi mahalle oldu) Çakırlar'a gittik ve arabadan iner inmez bu ağaçla ve dallarından sarkan çitlembiklerle burun buruna geldim. Öyle güzeldiler ki, pembe pembe, karabiber tanesi gibi, dayanamayıp fotoğrafladım.

Çakırlar'da yalnızca çitlembik ağaçları yok. Asıl ününü narenciye ağaçlarından ve meşhuur pazarından alıyor. Şimdi bu pazar yıllar önce Pazar günleri kurulan, tarladan-bahçeden toplanmış doğal ürünlerin yanyana dizilmiş beş-altı tezgahta taze taze satıldığı kendi halinde bir köy pazarı idi. Sonra birileri burayı keşfetti ve her Pazar alışveriş için Çakırlar'a akmaya başladı insanlar. Hal böyle olunca da pazarın ne doğallığı kaldı, ne ucuzluğu ne de tazeliği. Şehrin içindeki semt pazarlarında aynı ürünleri daha ehven fiyata bulmak mümkün ama psikolojik bir etkisi var galiba, köyden alınmış olunca daha doğalmış gibi geliyor insanlara ve Pazar günleri burada adım atmak mümkün olmuyor. Biz de acilen gerekli birkaç sebze ve meyvayı almak ama daha çok meyveye durmuş narenciye ağaçlarını görmek için düştük yola. Hava o kadar güzeldi ki anlatamam, Kasım ortası olduğuna bin şahit isterdi, üzerimde yarım kollu bir penye ile gezdim bütün gün.


Pazarı dolaşmadan önce bir narenciye bahçesine daldık. Tepede yakmayan bir güneş, masmavi bir gökyüzü, dağların puslu silueti, yaprakları sararmış bodur narlar ve henüz tam kızarmamış sarı-yeşil kabuklu meyveleriyle portakal ağaçları; kısacası bir görsel şölen.



Portakal bahçesinde gözlerimi doyurduktan sonra pazarı dolaştık. Şehirde daha iyisini bulabileceğim ama mecburiyetten aldığım ayvalar, koca pazarda tek bir tezgahda denk geldiğim ezik-büzük bir demet yeşil soğan, buğulu görünümüyle iştahımı kabartan bir kilo mürdüm eriği ve koca bir demet kasımpatıyla ayrıldık pazardan.

Satın almadım ama bana sorarsanız pazarın en câzip tezgahı buydu; kırmızı kazaklı teyzemin yeşil yapraklı havuçları. Tam bir renk cümbüşü...

Oksijenden sarhoş, portakal bahçelerinden gözümüz gönlümüz bayram etmiş döndük eve. Şimdi kalkıp yarın gelecek konuklar için hazırlık yapmam lazım. İzninizi istiyor, yeni haftanızın çok güzel geçmesini diliyorum...

Not: Naçizane önerim fotoğraflara tıklayıp büyüterek bakmanızdır.

13 yorum:

  1. Öncelikle blogunu özlediğimi belirteyim.
    O ne güzel resimler tek kelimeyle mest oldum. Hele havuçlar!
    Antalyayı tam anlamıyla yaşıyorsun ne güzel.
    Sevgiyle...

    YanıtlaSil
  2. Biz de seni özledik Nurcuğum. Umarım iyileşmişsindir. Gerçekten bu sefer öyle oldu, Antalya'nın tadını ve burada olmadığım günlerin acısını çıkarıyorum. Çünkü Aralık başı tekrar Ankara yolları gözükecek. Oğlum dört gözle bekliyor yolumu:) Hem sanatsal etkinliklerin hem de Antalya'nın güzelliklerinin keyfine vardım Allah sindirsin inşallah. Umarım senin buraya geldiğinde denk geliriz de görüşmek kısmet olur.
    Sevgiler yolluyorum...

    YanıtlaSil
  3. İyiyim, geçti, çok teşekkür ederim Nurşen'cim.
    Birikenlerimi okudum, fotoğraflara tekrar tekrar mest oldum, ayraçlara da ayrıca tabi.
    Fürüzan için biraz kıskandım sanırım:)
    Şimdilik gidiyorum, iyi geceler...

    YanıtlaSil
  4. Nar fotoğrafı harika..içim açıldı..

    YanıtlaSil
  5. Kasımpatılara pazarlara bayılıyorum ablacım son havuçlu fotoda havuçların muntazam duruşları enfes

    YanıtlaSil
  6. ne kadar mutluluk artırıcı bu resimler,
    adeta dokunup koklamak istiyorum...
    çitlembike geince :))
    Kandilli Kız Lisesinde okuyunlar varsa bilir ! tam tepede doludur ağaçlar !
    üzerinden 30 sene geçti, biz okulu bitirdik ,
    ama ağaçlar hala dolu mübarekler...
    ne severdim ,hemde nasıl :)))

    YanıtlaSil
  7. Ohh mis gibi portakal bahçesinin kokusunu özlemişim içim açıldı valla,ne diyeyim bayramada gelince bende görürüm bu manzaraları inşallah.Yüreğinize sağlık arkadaşım.

    YanıtlaSil
  8. Portakal bahçelerinin benim hayatımda da çok fazla yeri var. Antalya, Adana, Mersin, İskanderun.
    Yine deklanşörünle harikalar yaratmışsın. Özellikle puslu dağlar ve havuçlar.
    Ellerine sağlık Leylak' çım. Sana güzel haftalar diliyorum..

    YanıtlaSil
  9. allah'ım tez zamanda bana da antalya'da yaşamayı nasip eder inşallah.eşim ziraat mühendisi,ona antalya'da bir iş diliyorum allah'tan benim tayin işi kolay.çok güzel bir şehir.izmir'den sonra yaşamak istediğim tek şihir.fotoğraflarınız antalya özlemimi daha da bir depreştirdi.

    YanıtlaSil
  10. Nefisecim sana narları, Edacım sana kasımpatlarını, Nunucum sana çitlembik ağaçlarını ve Asucum sana bütün portakal ağaçlarını yolluyorum sevgilerimle birlikte...

    Kara Kitap, hoşgeldin:)
    Dilerim düşlerin gerçek olur. Burası gerçekten güzel bir şehir ama yazın kendine 2 ay kalacak yer ayarlaman lazım, İzmir'den bile sıcak olur burası. Ama onun dışında gerçekten harikadır.
    Sevgiyle kal.

    YanıtlaSil
  11. Nazar deymesin,
    Antalya özlemini biraz giderebildiysem sevinirim. inşallah bayramda hasretini giderirsin. Sevgiler...

    YanıtlaSil
  12. Ama o havuçlardan nasıl almadın, insan çıtır çıtır yer onları ayol. Antalya2nın en güzel zamanlarını yaşıyorsunuz ne güzel. Biz de iklim olarak İstanbul için kötü ama Kültürel alanda en güzel günlerini yaşıyoruz. Sinemalar tiyatrolar konserler başladı. Kitap fuarı kaçtı ama diğerlerine yetişmem için acilen iyi olmalıyım:)))9

    Sevgilerimle

    YanıtlaSil