.

.
.

3 Mayıs 2016 Salı

NEYE Mİ GÜLERİM? ÇELINÇ 21-22

Jet gibiyiz maşallah, üç haftaya baybay dedik bile kendimizi seveyim :) 21. günün sorusu şöyle:

-Sizi güldüren 5 kelime ya da söz öbeğini listeler misiniz?

Hem çok zor, hem çok kolay gülen biriyim ben. O nasıl şey demeyin, daha önce de yazmıştım komedi filmleri falan pek güldürmez beni ama bazen yerinde ve zekice söylenmiş tek bir kelimeye dakikalarca gülebilirim. Fiks güldüğüm şeyler de var tabii, ah anneannem. Keyfi yerindeyken şurup gibiydi, sinirliyken de zehir :) Sağlığında istisnasız her olaya kullandığı standart sözcükleri vardı, o sıralarken ben, daha doğrusu ailecek biz gülerdik. Benim en çok güldüklerim şunlardı mesela:
-Angaldan zangal çıkarma.
Şimdi bu lafı ne zaman duysam kıkırdamaya başlarım. "Angal" ne arkadaş, peki "zangal" ne? Uzun araştırmalar sonucu "zangal"ın kavga anlamına geldiğini öğrendim lakin "angal" ne hala çözebilmiş değilim. Deyimin kullanılma durumuna dayanarak basit olay, küçük bir şey anlamına gelebileceğini tahmin ediyorum ama ben "angal" ve "zangal"ı birarada duyunca Lorel'le Hardy, Nokta ile Virgül gibi tipler aklıma geliyor, ha bir de mangal yakılsın et falan yiyelim istiyorum :)
-Hasta gavurun Ankara'ya gitmesi.
Anneannem ve annem genellikle bu deyimi benim ve kardeşim için kullanırladı. Bir işi ağırdan alarak ve gönülsüzce yaptık mı anında yapıştırırlardı: "Hasta gavurun Ankara'ya gittiği gibi yapma, doğru dürüst yap". Yav bak yine gülüyorum şimdi, gavur hasta olunca niye gönülsüz ve ağır iş yapıyor, ayrıca başka yerde hastane yok mu, niye Ankara'ya gidiyor, tövbe estağfurullah :)
-B.k yediğinden Bor'a gitmek, Kemerhisar'dan geri dönmek.
Bu bir Niğde deyimidir ve beceremeyeceği bir işe kalkışmak anlamında kullanılır. Deyim zaten yeterince komikken kızkardeşim bunu bir de dramatize eder ve beni gülmekten yerlere yapıştırırdı. 
-Gel bana bir ayak, geleyim sana iki ayak
 Kör Allah'a ne kadar bakarsa Allah da köre o kadar bakar.
Beni sevenin bendesiyim, beni sevmeyenin ben nesiyim.
 Öl benim için, hasta olayım senin için.
Anneannem kendisine nankörlük yapıldığını hissettiği an bu dört cümleyi ardarda sıralardı, ne eksik, ne fazla. Beni güldüren söylediklerinden ziyade sonuncudaki yanlışlık olurdu. Nasıl öğrenip ezberlediyse aklında öyle kalmış, "Hasta ol benim için, öleyim senin için" diyeceğine karşıdakini öldürüp kendi hasta olacak, iyi valla :)

Ve son olarak ne zaman duysam güldüğüm kısacık bir Laz fıkrası:
Temel yolda senet bulmuş, ödemiş. 


Ve bu beştaş oynayan hatun da yukarıdaki sözlerin kaynağı olan anneannem. Ruhu şad olsun...

Gelelim 22. soruya, tesadüfe bak ki 22 anneannemin ölene kadar ikamet ettiği, balkonunda esen yele karşı oturup "es kara bağrıma es" dediği dairenin numarası. İşte soru geliyor:

-Sahip olduğunuz en kıymetli şey nedir? Neden kıymetli?

Efendim,  elbette ki fındık büyüklüğündeki tek taş pırlanta yüzüğüm, sebebi de on yüz milyon bin lira olması, dersem inanmayın :) Öyle maddi değeri yüksek olan bir şeyim yok zaten, en kıymetli diyebileceğim şey kitaplarımdır, bir de fotoğraf albümlerim. Yıllardır dantel örer gibi ince ince biriktirdim o kitapları, baktıkça mutlu oluyorum. "Neden kıymetli?"nin cevabını kitapseverler anlar, sevmeyene de anlatamam zaten. 

Haydi gittim ben, anneannemi hatırlayınca hafiften efkar yaptım...

2 Mayıs 2016 Pazartesi

BİSİKLET TURU

Geçen haftaya damga vuran etkinlik 52. Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu idi. Çocuklar sayesinde ben de tiryakisi oldum turun. Birkaç yıldır sıkı takipteyim. Her ne kadar bisiklete binmesem de yarışların o renkli görüntüleri, heyecanı, etaptı, startttı, finişti derken hoşça vakit geçirmemizi sağlıyor. Geçen Pazar İstanbul'da başlayan tur bugün Marmaris-Selçuk etabıyla sona erdi. Darısı bir dahaki yıllara. Önceleri TV'den izlediğimiz yarışların Kemer ve Kumluca etaplarını canlı olarak takip ettik. Aşağıdaki fotoğraflar oğlumun objektifinden, o Alanya-Kemer etabını baştan sona izleyerek çekti bunları:













Bundan sonraki görüntüler bu kadar şık olmayabilir, zira onları ben çektim :) 


Burası Kemer'de finişin yapılacağı alan, heyecanla bisikletçileri bekliyoruz.


Ve etap birincisi mutlulukla ilerliyor.


İlk üç podyumda.


Burası Cuma günkü etabın başladığı Kumluca, birazdan start verilecek, amcam portakalın altına konuşlanmış zamanın gelmesini bekliyor :)


Elektrik direğinden sallanan sebzeler ağzınıza layık. Bisikletçiler start başlamadan türlü yapmak için patlıcan, biber, kabak seçiyor :)


Aslında uğraşmalarına gerek yokmuş, hizmeti ayaklarına getirdik. Canlı canlı "Domaates, biber, patlıcaaaan". Barış Manço ruhun şadolsun :)


Bunlar da ayrılırken arkamızdan hüzünle el sallayan salkım domatesler :) Seneye görüşmek dileğiyle...

1 Mayıs 2016 Pazar

NİSAN OKUMALARI VE ÇELINÇ 20

Nisan ayı aşırı etkinlikle geçip gitti, giderken de beni pert etti :) Öyle yorgunum ki asla dinlenemeyeceğim gibi geliyor. Anamur seyahati, birtakım evsel faaliyetler, çocukların gelişi, Expo, Bisiklet Turu derken kitap okuma açısından hayli verimsiz oldu, ne yapalım can sağlığı olsun, nasılsa eksikleri tamamlarız, geçen güzel günler yanımıza kâr kalsın. 


Nisan ayının ilk kitabı D&R'da avare avare dolanırken gözüme çarpan ve hem yemek öyküleri olduğu, hem de Anamur'a giderken otobüste kolayca okunacağının düşünmem yüzünden satın aldığım "Tadın Kıyısında" oldu. Yazarı Ayla Özberk 80 yaşında bir edebiyat öğretmeni, birbiriyle ilişkili küçük öyküler kurgulamış ve çoğunlukla da bir yemeğe bağlamış. Düşündüğümden daha nitelikli ve keyifli bir okuma oldu, kitabın yarısını anamur yolunda, kalan yarısını da Anamur'da okuyup bitirdim. Aşırı edebî bir beklentiniz yoksa tavsiye edebilirim. 


Adı ilginç geldiği için almıştım Haldun Taner'in "Ayışığında Çalışkur" kitabını geçen yaz. Başlanmak için kuaförde saçımın boyanmasını, bitirilmek için de Anamur'dan dönüş yolculuğunu bekliyormuş. "Çalışkur" isimli bir apartmanda yaşayanların bir gecelik öyküleri deneysel bir metodla kurgulanmış. Yazım biçimi ilginç ama "nasıl buldun?" derseniz "eh işte" diyorum. 


"Büyülü Dağ" lise son sınıfta Thomas Mann'ın "Buddenbrook Ailesi"ni okuduğumdan beri aklımda olan ve bir türlü okuma fırsatı yaratamadığım bir kitaptı. Sağolsun Bilge'nin annesi bu yılbaşı hem kendine aldı, hem de  bana hediye etti. Senkronize okumayı planlıyorduk, öyle de yaptık ama araya ikimiz de başka kitaplar karıştırdık sanırsam. Bu birinci cilt, aslında Nisan okumaları biraz da bu yüzden sınırlı sayıda kaldı, hayli kalın ve okuması dikkat gerektiren, ağır ilerleyen bir kitap, araya çeşitli etkinlikler de girince bitirmem biraz vakit aldı. Hamburg'lu gemi mühendisi Hans Castorp İsviçre'de bir sanatoryumda tedavi olan kuzenini ziyarete gider ancak orada kendisinin de hasta olduğu ortaya çıkar ve kısa ziyaret 7 yıllık bir sanatoryum hayatına dönüşür. Castorp'un ruh hali de bu süreçte bir dönüşüme girer. 1. ciltte ancak Castorp'u sanatoryuma yatırmayı başardık. Bakalım, 2. ciltte neler okuyacağız.


"Cadıbostanı Cinayeti" Esra Türkekul'un ilk kitabı "Kapalıçarşı Cinayeti"ni okuduğumdan bu yana çıkmasını sabırsızlıkla beklediğim bir polisiye idi. Sonunda yayınlandı ve ben "Büyülüdağ"a kısa bir ara verip sular seller gibi okuyuverdim. Kahramanımız Berna'yı özlemişim. Berna bu kez evlerinin yakınındaki bir cinayeti çözme işine soyundu Sonuç ne oldu derseniz okuyun o zaman, hem öğrenir, hem de çok eğlenirsiniz.  

Evet gördüğünüz gibi yalnızca 4 kitapla kapatmışım Nisan ayını ama olsun varsın, toplamda 41 kitapla 120 kitaplık hedefime doğru emin adımlarla ilerliyorum. 

Çelıncımızın 20. sorusuna gelecek olursak:

-Günün birinde nereyi ziyaret etmek ya da nerede yaşamak isterdiniz?

Açıkcası Antalya'da yaşamaktan memnunum, başka bir yerde yaşamak istemezdim ama iş ziyarete gelince sanırım Prag, Floransa ve Barselona ilk üçte yer alır.
İyi pazarlar efendim ayrıca bedensel ya da zihinsel, emeğiyle çalışıp kazanan herkesin bayramı kutlu olsun...


29 Nisan 2016 Cuma

YORGUNUM ÇELINÇ (17-18 VE DAHİ 19)

Ben seksek oynayaraktan giderken Çelınç epey yol almış. Ne yapalım, çocuklar, Expolar, Bisiklet Turları falan derken blogla ilişkimiz asgari düzeye indi, yolda rastlarsak selam veriyoruz ancak, öyle sıkı fıkı muhabbete vakit yok. Şimdi fırsat bulmuşken 3 soruyu da yanıtlayıvereyim zira daha anlatacağım Bisiklet Turu var sırada. 17. soru şöyle, esasen astroloji ile pek ilgim yoktur ama burç-karakter ilişkisi (deneyle sabitlenmiş olduğundan) gerçekmiş gibi geliyor:

-Burcunuz hangisi ve özellikleri sizinle uyuşuyor mu?


Ben bir Kova kadınıyım. Açıp okuyup da tüm özelliklerini ezberlemişliğim falan yoktur ama kulaktan dolma bazı bilgilerle uyum sağladığımı biliyorum. Şimdi çelınç sözkonusu olunca Gugıl'da bir araştırma yaptım ve şaşırarak gördüm ki pek çok madde benden bahsediyor :) Mesela:

-Kova burcu kadınının en birinci özelliği özgürlüğüne düşkün olmasıdır.
(Elbette doğru ama hangi burçtaki insan özgürlüğünün kısıtlanmasını ister ki?)

-Kova burcu kadınının neşesi her zaman an üst düzeydedir. Hal böyle olunca çevresine pozitif enerji ve neşe saçar, keyifli ortamlar oluşturur.
(Övünmek gibi olmasın ama bu doğru işte)

-Akılcı davranışları ile karşılaştıkları her türlü soruna pratik çözümler getirebilirler.
(Her zaman olmasa da evet, pratikliğim tartışılmaz)

-Son derece dürüst ve güvenilir bir kadındır, yalandan nefret eder, dolambaçlı işler ona göre değildir.
(Ya buna evet dersem övünmüş gibi olacağım, kararı çevremdekilere bırakıyorum)

-Duygusal olarak hassas bir karaktere sahiptir. Değişikliği ve ev hayatını sever, çevresinde eğlenceli bir izlenim bırakır.
(A be yes :) )

-Aktif bir karaktere sahiptir, arkadaş canlısıdır, entellektüel bir çevreye sahiptir, kitap okumaktan hoşlanırlar. 
"Doğru söze ne denir" diyerek bu konuyu burada kapatayım, zira hiç olumsuz bir şey çıkmadı ve övünmüş gibi oldum ama ne yapayım ben Gugıl'ın ve karakterimin yalancısıyım :)

18'e gelirsek: 

-Katıldığınız ilk konser hangisiydi:

Fesüphanallah, yaşım çıkacak ortaya. Valla "Mavi Işıklar"ın da sahne aldığı bir karma konserdi ama aklımda sadece "Faydası yoktur gözlerdeki yaşın/Gitmeden evvel iyi düşün taşın" diye çığrınan Mavi Işıklar grubu kalmış.



Hani şu "Öyle Bir Geçer Zaman ki" dizisinde bu şarkı söylenmişti de Mavi Işıklar tekrar gündeme gelmişti ya, işte o arkadaşları ben sahnede canlı olarak dinlemiş bir dinozorum :) İlkokul 2'de falandım herhalde (yaşımı hesaplayanı çakmaktaşından yapılmış baltamla doğrarım). Evimizin hemen yanında bir açık hava sineması vardı ve yazın orada sık sık konserler olurdu. Bunlardan birine ailemle katılmışım demek ki, ilk hatırladığım bu Mavi Işıklı olan. Sonradan zibil gibi konsere gittim, hangi birini sayayım. Taş Devri'nde çok konser olurdu ve ucuzdu, halk gidebilirdi yani. Unutamadığım konseri sorsaydınız ama gençliğimin en çılgın ve en idealist döneminde katıldığım Cem Karaca konserini yazabilirdim. "İşçisin sen işçi kal" diye yırtınmaktan iki gün sesim kısılmıştı. 

Gelelim 19'a:

-Satın aldığınız en son giysilerle bir fotoğrafınızı paylaşır mısınız?

Neden olmasın, pijama almıştım en son, buyrun:

Haydi iyi hafta sonlarınız olsun...



27 Nisan 2016 Çarşamba

ÇOK GEÇ KALDIM, ÇOK GEÇ KALDIM (ÇELINÇ 13-14-15-16)

Mazeret iznim sona erdi, örtmenimi daha fazla kızdırmadan kurtarma yazılısına gireyim dedim. Çok çalışamadım ama 4,5'dan 5 alırsam ne âlâ :)

-Sevdiğim şiir ya da alıntı:

Şiir için deli olan biriyim; Attila İlhan'dan Ziya Osman Saba'ya, Ahmet Telli'den Şükrü Erbaş'a, Birhan Keskin'den Didem Madak'a, Can Yücel'den Ahmed Arif'e, Behçet Necatigil'den Nazım Hikmet'e, Edip Cansever'den Turgut Uyar'a, Cemal Süreya'dan Özdemir Asaf'a, Akgün Akova'dan Onur Caymaz'a ve şu anda aklıma gelmeyen nicelerine okumalara doyamam. Yabancılardan Jacques Prevert, Pablo Neruda ve Füruğ Ferruhzad favorimdir ama şimdi sevdiğim şiir diye düşününce kafam karıştı. O kadar çok şiir var ki sevdiğim. İlk anda aklıma Ahmed Arif geliyor, "Hasretinden Prangalar Eskittim" üniversite yıllarımda elimin uzantısı haline gelmişti adeta, önce oradan birkaç dize gelsin:

"Açardın,
Yalnızlığımda
Mavi ve yeşil
Açardın.
Tavşan kanı, kınalı-berrak.
Yenerdim acıları, kahpelikleri...

Gitmek,
Gözlerinde gitmek sürgüne.
Yatmak, 
Gözlerinde yatmak zindanı,
Gözlerin hani?"

Ve Akgün Akova'nın "Kuş Bakışı" şiirinden birkaç dize:

"Senin bakışın sevgilim
senin bakışın
bulutlarla yanak yanağa gezen kırlangıç
uçurumların anlamını bilen albatros
yağmurlu günlerde güneş devrimi yapan güvercin
sevgilim
savaş gemilerinin üzeine yağan martı senin bakışın
sevgilim 
senin bakışın yağmurkuşlarının nem bolluğu
yıldızların felsefesini bilen kukumav
cennet papağanı, yatağımda gökkuşağını uyutan
kuşların müzik öğretmeni bülbül
.....
yüzümdeki gökyüzü
bakışlarındaki kuşlarla tanıdı kendini
sevgilim senin yüzün
eski kuşların yeni seyir defteri"

-özel bir yeteneğin var mı?

Bana bütün yeteneklerden biraz biraz verilmiş, o yüzden hiçbiri tam olamamış. Mesela iyi resim yaparım, sesim güzel, kulağım iyidir, taklit kabiliyetim vardır, dikiş dikerim, yazım kabiliyetim hiç fena değildir ama diyorum ya hiçbiri tam oturaklı olamamış, hepsi azar azar ya da üstünde durulmadığı için gelişmemiş diyelim. O yüzden özel yetenek sayılırsa şunu söyleyeceğim, hafızam müthiştir.
-en sevdiğin mevsim:

"Bahar pembe-beyaz olur
Güzeller neşeli olur aman ah aman"
Elbette bahar, her zaman bahar hatta her mevsim bahar olabilir :)

 

-haydi bakalım, el yazınızı görelim: 


Yıllarca not alıp, ders konusu, yazılı sorusu hazırlayıp imza ata ata el yazım da bozuldu, hele hele bilgisayara geçip de klavye kullanmaya başlayınca temelli unutuldu. "Tüfeng icat oldu mertlik bozuldu" hesabı.

Örtmeniiim, kurtarma yazılısını ne zaman okursunuz, geçer not verin nooolur :)

26 Nisan 2016 Salı

EXPO 2016


Üç gündür dersime çalışmıyorum, çelınç öğretmenim notumu kıracak, gerçi velimden izin belgem mevcut, mazeretim de var ama asabi değilim valla. Saçaklaanım örtmenim kızmazsınız değil mi, bir-iki gün içinde söz, kurtarma yazılısına girip notumu düzelteceğim :)

Dün uzun zamandan beri sözü edilen "Expo 2016/Antalya"yı gezmeye gittik, ne yazık ki henüz tamamlanmamış. Aylar önce 23 Nisan olarak belirlenen tarihi aksatmamak için açılış yapılmış ama daha pek çok ülkenin pavyonları düzenlenmemiş, biz de varolanları gezdik, o bile saatler sürdü. Öncelikle giriş fiyatları hakkında bilgi vermek isterim. Tam bilet 60 lira, evet yanlış okumadınız rakamla altmış lira. Öğrenci ve 65 yaş üstüne 35, 8-13 yaş arası çocuklara da 15 lira giriş ücreti alınıyor. Ayrıca efendim aracınızı otoparka koyarsanız 10 lira da park ücreti ödüyorsunuz. Pes diyor ve daha da bir şey demiyorum. İnsanlar nasıl gelip gezecek bu fiyata biraz şüphedeyim açıkcası, nitekim biz gişelere doğru ilerlerken karşımızdan kulaklarından ateş çıkararak gelen bir adam yolumuzu kesip "Biletlerin kaç para olduğunu biliyor musunuz da gidiyorsunuz?" dedi, kendisi gelmiş, 60 lirayı görünce geri dönmüş. Ben kampanyadan yararlanıp internetten almıştım biletleri, aslında ilk kampanyayı kaçırmışım, 2. ye yetiştim. Kendime 60 liraya sezonluk kart, çocuklar için de 20 liralık tek girişlik bilet almıştım ama artık kampanya falan yok. 

Expo alanı çok tenhaydı, ziyaretçiden çok görevli vardı desem yalan olmaz. Çok geniş bir araziye yayılmış Expo, esasen hayli güzel olacak tamamlandığında, fakat umulan ilgiyi görecek mi bilmiyorum, umarım harcanan emekler ve yapılan masraflar beklenen sonuca ulaştırır. Tüm turistik tesisler turist yokluğundan şikayet etmekteler. Expo'da iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar turiste rastladık inanın.

"Çocuk ve Çiçek" temalı fuar alanına giriş biraz yorucu. Önce arabanızı otoparka bırakıyor ve epeyce yürüyorsunuz. Sonra gişelere gidiyorsunuz. Ben biletleri netten aldığım için elimde numaralarla gittim, tek girişlikleri basıp verdiler, benim sezon kartı için de bir belge çıkartıp o belgeyle kongre merkezine gidip kart çıkartmamı söylediler. Turnikelerde güvenlik tedbirleri çok sıkıydı, havaalanına girer gibi tüm metal eşyaları, telefonları, çantaları çıkarıp Xray'den geçtik-gerçi buna memnun oldum-sonra da biletlerimizi okutup fuar alanına girebildik ama o arada epey yorulduk. Üstelik kart çıkartma işlemi için de bir saate yakın süre harcadık yine de aynı gün alamadık, bilahare gidişte kartımıza kavuşacağız inşallah. Şimdi gelelim Expo görüntülerine, peşin söyleyim epeyce görsel var:


Aslında bu fotoğrafı çıkarken çektim ama burası fuarın girişi, minibüsün arkasında gördüğünüz ağaç da basında çok sözü edilen, Ödemiş'ten getirilen asırlık zeytin ağacı, yaprakları yeşil göründüğüne göre ölmeyecek sanırım. 


Kart basımı için girdiğimiz Kongre Merkezi'nde iç bahçeler vardı, yukarıdaki ve aşağıdaki çiçek düzenlemeleri tahmin edeceğiniz gibi Japonlara ait.



Kongre Merkezi çıkışı hemen yakındaki, bahçesinde böğüren dinozorlarıyla davet eden Bilim ve Teknoloji Merkezi'ne daldık. Esasen burası çocuklar için ama biz de çocuk sayılırız, beis yok diye düşündük ve içeride çok eğlendik.


Yukarıda gördüğünüz gibi atelli elimle interaktif topografya deneyi yapıyorum :)


Ve termal kamerada kendimizi görüntülüyoruz.


Cipiniz eskirse akvaryum yapın :)


Daha sonra yatar koltuklara yayılıp simülasyon gösterimiyle uzayın gizlerini çözdük :) Çocukken yapamadıklarımızı yapıp hevesimizi aldıktan sonra Expo alanını keşfe çıktık.



Yapay gölet ve Expo 2016'nın simgesi kule. Alan "Çiçek ve Çocuk" temasına uygun olarak bol ve rengarenk çiçekle karşılıyor ziyaretçileri.


Aşağıdaki alan Şakayık Terası olarak geçiyor. Şakayıp Expo 2016'nın resmi çiçeği olarak seçildi ama sanırım mevsimi geçtiği için şakayık yerine bolca sardunya vardı:



Balık dubalar :)


Sadece girişte değili alanın çeşitli yerlerinde taşınıp getirilmiş asırlık zeytin ağaçları vardı, neyse ki keyifleri yerinde görünüyordu. 


Yorulduk, susadık ve acıktık. Şu neşeli minderleri olan cafede çay-simit molası verdik. 






Expo'da en çok ilgimizi çeken ve hoşumuza gidenlerden biri bu bitki heykeller oldu. Değişik formlarda alanın her yerine yayılmışlardı. 



Yukarıdaki kubbeli yer Çocuk Adası, aşağıdaki koca kafalar da Expo'nun simgesi Efe ve Ece :)


Fuarın en güzel yeri Çin bahçesi idi, aynı zamanda da tam anlamıyla tamamlanmış tek pavyon. Diğerleri ne yazık ki hala yapım aşamasında.



Japon ve Kazakistan bahçeleri.




İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin standı da ilginçti, beğendik. Ayrıca lale desenli bir poşette tanıtım broşürü, karaçam tohumu, kalem ve silgi de hediye ettiler. 


Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi'nin tasarımı yapma gelincikler ilgi çekiciydi.



Kule gece ışıklandırılıyor ama biz üşüdük ve fazla geç olmadan ayrıldık. Niyetim ay sonuna doğru bir kez daha ziyaret etmek. Şimdilik vedalaştık ve ayrıldık.