.

.
.

24 Nisan 2015 Cuma

FİLM MEYDAN OKUMASI 5

Çok yorgunum çok, içinde bir sürü şey, bir sürü koşuşturma olan bir gündü, ancak bilgisayar başına oturabildim ve yorgunluktan düşünme kabiliyetim dumura uğradığı için 5. soruya ilk aklıma gelen cevabı yapıştırıyorum, pişman değilim :)

5- En sevdiğiniz drama filmi hangisi?


Yönetmenliğini Roberto Benigni'nin yaptığı, başrollerini Roberto Benigni ve Nicoletta Braschi'nin oynadığı İtalyan yapımı "Hayat Güzeldir", en sevdiğim değil belki ama sevdiğim filmler deyince ilk aklıma gelenlerden biri. İlk yarısındaki tatavaya bakıp "bu ne biçim film" derken ikinci yarıda koltuğa mıhlanıp kalmıştım. 1999 yılında "En İyi Yabancı Film Oscarı"nı da kapan film benim de unutamadıklarım arasına girdi...


23 Nisan 2015 Perşembe

FİLM MEYDAN OKUMASI 4

Öncelikle tüm çocukların ve içindeki çocuğu öldürmeyenlerin bayramını kutluyorum. Yüzleri hep gülsün...

23 Nisan'a yakışmayacak kadar serin ve rüzgarlı bir hava var, Antalya'da böyle ise diğer şehirleri düşünmek istemiyorum. Oysa yıllar önce bugün kız kardeşim dünyaya gelmişti ve ılık, güneşli bir havada almıştık bu güzel haberi. Bu vesileyle onun da doğum gününü bir kez de buradan kutlayayım, iyi ki doğmuş, iyi ki benim kardeşim olmuş.

Film Meydan Okuması'na gelecek olursak, 4. soruyla devam ediyoruz ki bu soru da benim ilgi alanıma pek girmiyor, yine eskilere döneceğim haliyle:

4- En sevdiğiniz korku filmi hangisi?

Çok uzun zamandır korku filmi izlemiyorum, korku filmi izleyip kendimi ekstradan niye korkutayım ayrıca, ortalıkta korkulacak onca şey varken :) Zaten son zamanlarda çekilen-özellikle de yerli yapım olanlar-korku filmlerinin çoğunda gülüyorum ben. Geçmişe dönecek olursak izlediğim çok az örnek arasından hatırımda kalan en sıkı korku filmi bir klasik, bir kült film; Alfred Hitchcock'un "Sapık/Psycho" filmi. Hem çocuk yaşta-niye izlettilerse-hem de ilerki yıllarda TV'den tekrar izlediğimde çok etkilenmiştim. O meşhur banyo sahnesi aklıma geldikçe hala ürkerim, bırrr :)


Norman Bates'i canlandıran Anthony Perkins'e hayrandım, hala da hayranım ve hep hayran kalacağım. Bir "toprağı bol olsun" da ona yolluyorum...

22 Nisan 2015 Çarşamba

FİLM MEYDAN OKUMASI 3

İyiyim iyiyim, hala kafamda bir sepet taşımakta idiysem de en azından dikey durabiliyorum :) Üçüncü gün itibarıyle Film Meydan Okuması'nın üçüncü sorusuna biraz sandık kokan bir cevap vereceğim. Ee yaş malum (çaktırmayın) ve ayriyeten aksiyon filmleriyle pek aram da yok haliyle eski bohçaları açtım:

3-En sevdiğiniz aksiyon/macera filmi oyuncusu kim?



Şu sahsiyet: Charles Bronson. Oynadığı tüm vurdulu kırdılı, intikamlı, kanlı-kinli filmlere, olumsuz karakterlere, gıcık bıyığına, normalde hiç tipim olmayan suratına rağmen çocukluk ve ilk gençlik kahramanımdır kendisi. Ne zaman bir filmini ya da bir yerde resmini görsem hafızam beni alır götürür 15 yaşımın Amasra'sına. Derme çatma bir yazlık sinemanın beyaza boyalı beton perdesinde "pek yakında" fragmanı dönerken hoparlörden yükselen gür ses kulağıma gelir: "Chato's Land/Devler Ülkesi. Charles Bronson'u iftiharla sunar". Aslında "Chato's Land" dışında bir çok filmini izledim ama nedense hep o filmle, o minicik fragman parçasındaki heybetli haliyle hatırlarım. Pek çok filmde birlikte oynadığı güzel karısı Jill Ireland genç yaşta kanserden ölünce pek üzülmüştü de kendisine olan hayranlığım artmıştı. Nereden bilecektim ki akabinde yenisini bulacağını :) Öbür tarafta ne mazeret iletti bilemeyeceğim ama diyeceğim toprağı bol olsun. "Eski filmlerini tekrar izlemek ister misin?" diye sorarsanız "mümkünse almayım" olur cevabım...

21 Nisan 2015 Salı

FİLM MEYDAN OKUMASI 2

Evet, geldik ikinci güne. Burun musluğu şarıldamaktan damlatmaya evrilmişken ikinci soruyu da cevaplayayım istedim. 5. soruya kadar tamamen iyi olmayı amaçlıyorum, ya kısmet :)

2- En son izlediğiniz film hangisi?


En son izlediğim film bu: PK. Afişten anlamam gerekirdi ama işte bu aralar o kadar çok sözü edildi ki eksik kalmayayım dedim. Afişin başka versiyonları da var ayrıca:




Efenim uzaylı dostumuz-ki kendisine aile arasında PK diyoruz, "Peekay"ın bir nevi kısaltılmışı, Hintçe'de sarhoş demekmiş-yeryüzüne iner ve iner inmez onu gezegenine geri götürmek için gerekli kumanda cihazını uyanık Hintlinin birine kaptırır. Kalır ortada kelimenin tam anlamıyla dımdızlak, zira kendileri gezegenlerinde hiçbir giysi giymemekte imişler, incir yaprağı bile yok. Allahtan kumanda cihazını çalıp kaçan Hintli'den son anda çekip aldığı teyp vardır da incir yaprağı niyetine onu kullanır. Sonrası PK'nın hayatta kalabilme, kumanda cihazını tekrar eline geçirebilme ve bu arada şarkılı türkülü, gerdan kırmalı, göbek atmalı felsefi, dinsel, yaşamsal sorgulamalar yapma mücadelesidir. Kendisine bu konularda tesadüfen karşısına çıkan gazeteci kız Jaggu yardımcı olacaktır. 

Filmle ilgili olarak sosyal medyada o kadar övücü şeyler okudum ki bütün bunlar filmin ilk dakikalarından hissettiğim hayal kırıklığının belirtisi idi. Halkımla uyuşamıyorum, bunu anlamalıyım artık :) Bollywood filmlerine oldum olası bayılmam (çocukken seyrettiğim Sangham'ı kategori dışı tutuyorum), bana iyi kotarılmamış okul müsamerelerini hatırlatır. Ayrıca ben müzikal film de sevmem, güzelim Moulin Rouge'den bile çok sıkılmıştım izlerken. E o zaman ne diye izledin diyeceksiniz ve haklı olacaksınız ama merak işte, kediyi öldürebiliyor yerine göre. Ben PK rolündeki Aamir Khan'a hayatta ve Bollywood maceralarında başarılar diliyor ve üçüncü günün sorusunda görüşmek dileğiyle  kaçıyorum...

20 Nisan 2015 Pazartesi

FİLM MEYDAN OKUMASI 1

Herkese musallat grip bozuntusu henüz üstümdeki hakimiyetinden tam anlamıyla vazgeçmediği için sepet gibi bir kafayla ordan kalkıp oraya yatıyor, kâh kitap okuyor, kâh şeker patlatıyorum. Az evvel 5. sezon Christmas bölümünü izleyip yeni sezona kadar Downton Abbey defterini de kapattım. Tekrar kitaba dönmeden ne yapsam diye düşünürken Ferminanımın sözettiği, Zihnin Arka Sokakları  kardeşimizin başlattığı  Film Meydan Okuması geldi aklıma, "haydi katılayım" dedim, belki her gün yazmak için de bir sebep olur. Siz de katılmak isterseniz yukarıdaki linki tıklayıp ilk sorudan başlayabilirsiniz:

1- En az sevdiğiniz film hangisi?:

Aslında buna "en az sevdiğiniz" değil de "hiç sevmediğiniz" demek daha uygun olurdu. O kadar çok ki, çoğunu unuttum gitti. En iyisi son 2 yılda izlediğim ve yarısında kendimi salondan attığım yerlilerle başlayayım:


Yönetmenliğini Ayhan Sonyürek'in yaptığı filme Cengiz Bozkurt başrolde oynuyor, iyi bir şeyler çıkarmıştır düşüncesiyle gidip bayılmak üzereyken kendimi dar atmıştım dışarıya. Gelin görün ki film Altın Portakal Film Festivali'nde Halk Jürisi birincisi oldu. Halkımla beğenilerimiz uyuşmuyormuş maalesef :)


Yine festivalde oynayan ve tamamı Antalya'da çekildiği için meraktan gittiğim, Serdar Bardakçı'nın yönetmenliğini yaptığı ve Arzu Yanardağ dışında oyunculardan hiçbirini tanımadığım filmden esasen ilk 10 dakikada nefret etmiştim ama çok kalabalık bir salonda tam da orta yerlerde bir koltukta oturduğumdan çevreme rahatsızlık vermemek adına çıkamayıp kendime rahatsızlık vermiştim. Zinhar izlemeyin :)


"36", festival dışında hiç bir sinemada oynayabilecek bir film değildi.  Nawapol Thamrongrattanarit şeklindeki, söylenmesi öykü anlatımı uzunluğunda bir isme sahip yönetmenin çektiği Güney Kore filmi bir kadın, bir erkek iki kişinin deklanşör sesleri ve çektikleri sekanslardan ibaret bir sıkıntı yumağıydı. Sadece halkımla değil festival jürileriyle de beğenimin tutmadığının ıspatı olarak "Uluslararası Yarışma"da birinci olmuştu kendileri :)


Milletin ölüp bayılıp Oscar adayı ettiği bu film de beni müthiş baymıştı. Aklımda kalan yegane şey Amy Adams'ın film boyunca cömertçe sergilediği memeleri :)


Ve son olarak "Zero Dark Thirty" deyip bu kadarla bırakayım. Kazdıkça çapanoğlu çıkıyor altından zira. Jessica Chastain hatrına mı katlandım o 2,5 saate bilemedim :)

Yarın ikinci soruda buluşmak üzere, haydi sizler de katılın bakalım neler çıkacak...



17 Nisan 2015 Cuma

HAFTA BİTERKEN


Sonunda hastalananlar listesindeki yerimi aldım, oysa sezonu gribe yakalanmadan atlattım diye çaktırmadan kendimle gurur duyuyordum. Daha iki gün önce şu manzaraya karşı kahve höpürdetiyordum ayrıca. Hoş ne olduğumu tam olarak bildiğim de yok, hafif geçen bir grip mi, ağır geçen bir nezle mi anlamadım, sepet gibi bir kafaya ve vanası kapalı olduğu için şişip patlamaya hazır musluğa benzeyen bir burna sahibim. Eski komşumuz rahmetli Kilisli Kifo teyze gibi "elleç içooom olmoor, hap yudooom olmoor, ne pok dökeceeemi şaştım" diyesim geliyor :) Geçer elbet geçmesine de yarın temizlik günü, Oğuz Atay'ın "Korkuyu Beklerken" kitabını hayata geçirmiş gibiyim, kalbim çarparak temizlikçi kadınları bekliyorum. Oldum olası sevmem evde kadın çalıştırmayı ama artık kaçacak delik kalmamıştı, mecburen çağırdım. Durup durup kendimi hasta hissettiğim zamana denk gelmesi de pek güzel oldu, tadından yenmez artık. Onlar çalışırken ben kanepenin altına girip saklansam mı yoksa iş çabuk bitsin diye akşamdan evi temizlesem mi, ne dersiniz :)

Yeni bir kitaba başladım: "Papadopulos Apartmanı". Neredeyse haftada bir Babil.com'dan sipariş ettiğim kuleler yetmezmiş gibi her yolum düştüğünde hiç sevmediğim halde mecburiyet kitapçısı "D&R"ın yeni gelenler raflarına bir göz atıyorum. Bu kitap da orada gözüme çarptı, isim tanıdık geldi, karıştırınca olayların Lülecihendek Caddesi'ndeki Papadopulos apartmanında geçtiğini anladım. 2009 yılındaki İstanbul seyahatimde Galata civarının altını üstüne geçirmiş, adı geçen caddeyi de bina bina fotoğraflamıştık. İşte o binalardan biri Papadopulos apartmanıydı:


Gençliğinde ne kadar güzel olduğu giriş kapısının alınlığından ve her kattaki farklı pencere dizaynından belli olan apartman sanırım bizden sonra tadilattan geçmiş, Google'dan arattığımda daha havalı fotoğraflarına rastladım zira. Attım tabii hemen kitabı sepete ve eve gelir gelmez de okumaya başladım, pek de sevdim üstelik. 

Durum bundan ibaret sevgili takipçilerim, Pazar günü kendimi iyi hissedersem bazı sanatsal planlarım var, umarım tez geçer nezle mi, grip mi her ne ise. Şimdilik kalın sağlıcaklar, hafta sonunuz güzel olsun...

15 Nisan 2015 Çarşamba

23 NİSAN ÇOCUK ŞENLİĞİ

TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği'nin 37. si bu yıl Antalya'da yapılıyor. Bugün açılış korteji vardı. Bu rengarenk görüntülerden eksik kalır mıyım, kaptım Makbule'yi gittim, ben susayım fotoğraflar konuşsun. Baştan söyleyeyim aşırı dozdan gidebilirsiniz :)