.

.
.

13 Ocak 2021 Çarşamba

13 OCAK (CEVRİYE'YLE TEVRİYE)

Birkaç gündür dizlerimle başım dertte, aslında Cevriye'yi hepiniz tanıyorsunuz, kendisiyle ara ara sıkı didişsek de bir şekilde geçinip gidiyorduk. Lakin canı sıkılmış olmalı ki kendisine 2021'de bir komşu bulmak ihtiyacı duydu. Bir sabah yataktan kalktığımda Cevriye'nin bitişiğindeki daireyi bana haber vermeden yerleşilmiş buldum, kiracısı da tıpkı Cevriye'ye benzeyen Tevriye. Laf aramızda bu Cevriye'den biraz daha edepsiz üstelik, Cevriye başlangıçta sessiz ve derinden gitmiş, beni kendine alıştırdıktan sonra isyan bayrağını çekmişti. Bu gelir gelmez çıldırdı. Attığım her adım bıçak olup dizime saplandı, hatta ilk iki gün neredeyse emekledim, o derece berbattı. En son istediğim şey şu pandemi döneminde tıbbi mekanlarla muhatap olmaktı ama hayat bizim ne düşündüğümüzü pek iplemiyor. Baktım Tevriye'in terbiyesini takındığı yok araya aracı koymaya karar verdim. Özel bir fizik tedavi merkezinden randevu aldım ve öğleye doğru gönülsüz de olsa yola düştüm. Gökyüzü bütün gece çıldırmış gibi ne kadar gökgürültüsü, şimşek ve yağmur varsa yolladı üstümüze. Zaten doktor meselesinden dolayı gergindin, hafiften dalar gibi olduğumda gümbürdeyen gökgürültüleri ile zıpladım yerinden. Sabah ezanı tam biraz dalmıştım ki çakan şimşeğın perdenin açık kalmış ucundan görünen ışığıyla uyandım ve aklıma bilgisayar geldi. Evvelki yıl böyle çılgın bir yağmurda "güm" diye bir ses çıkararak kapanmış ve bir daha açılmamıştı. Aynı sıkıntıyı tekrar yaşamamak uğruna sıcak yataktan kalkıp seke seke fişini çekmeye gittim. Sonrasında da uyku tutmadı zaten. Kalkıp hastane ziyareti için zırhlandım. Çantaya 3-4 maske, dezenfektan, kolonya, kolonyalı mendil, normal mendil attım, alerjik öksürüğüm için pastil koydum cebine, eski MR görüntülerimin raporlarını bulup yerleştirdim, pantolon giymek pratik olmayacağı için uygun bir elbise bulmak için dolabın kapağını açtım ve bir an şaşırdım. Bu elbiseler benim miydi? Kendilerini neredeyse bir yıldır görmemiştim. Eşofmanla geçen hayatıma küçük bir ara vermek için duruma uygun bir elbise aradım, epey aradım zira hepsinin yerini unutmuşum. Sonunda buldum, rengini bile farklı hatırlıyormuşum inanın, o derece. Giyindim, doktora çok solgun görünmeyeyim diye gözlerimi boyadım-ki bilenler bilir, sokağa çıkarken göz kalemi sürmeden adım atmazdım P.Ö.'de-ruj süremedim tabii ki, saçımı taradım, bağcıksız bir ayakkabı buldum, iki maske taktım ve yola düştük. 

Gideceğimiz tıbbi merkez eve epey mesafeli, arabayla gidiyoruz ama sanırsınız bilmediğimiz bir şehre ilk defa gelmişiz. Yıllardır defalarca geçtiğimiz yolları unutmuşuz, eşim bana, ben ona "burdan mı sapacaktık, şurdan mı dönecektik?" diye sora sora gidiyoruz. Aşağı yukarı 10 aydır düşürmemişiz yolumuzu buralara, habitatımız evin yakın çevresi ile sınırlı kalmış. Hele Opera binasının önünden geçerken içim fena halde "cız!" etti. Ipıssız kalmış koca bina, kapıları kapalı, otoparkı neredeyse boş. Oyun öncesi bir şeyler içtiğimiz cafe sandalyeleri üstüste yığılı, kimsesiz, afişler kimbilir ne zamandan kalma. "Bir daha ne zaman gelip bir oyun, bir bale izler, konser dinleriz acaba" diye hüzünlendim. Yol boyu "köyden indim şehire" modunda ilk kez görüyormuş gibiağa sola bakındım, sonunda ulaştık menzile. Hes kodumuzu ve kimlik no'muzu bildirip giriş yaptım. Bir süre doktorun gelmesini Cevriye ve Tevriye ile bekledim:

Sonra doktor geldi, muayenemi oldum, seçenekleri sıraladı, ben "a şıkkı" dedim ve fizik tedaviye başlanmasına karar verildi. Umudum bir an evvel oradan kaçmaktı ama ayağıma dolaştı, en az 15 gün varlığımla şenlendireceğim. İşlemleri tamamlayıp fizik tedavi bölümüne geçtim, bir yatağa buyur edildim ve elektrotlar dizlerime yerleşti. Üstüne de buz torbaları kondu, Cevriye'yle Tevriye buzlu yorgan altında titremeye başladı. Oh olsun size, titreyin işte böyle. Hazırlıksız gittiğim için yanımda kitabım yoktu, etrafı seyreyledim. Bir hastanın eline masaj yapan fizyoterapist işini bitirince "Yağyı masaya koyuyorum" dedi, daha son kelime ağzından çıkarken muhtemelen Türkçe öğretmeni olan bir hasta "Koca Antalyalı, yağyı denmez yağı denir" diye düzeltip genç adamı mahcup etti. Tam karşımdaki duvarda çöküp kalkan hanım teyze kendisine yardımcı olan bir diğer görevliye çocukluğundan başlayarak hayat öyküsünü anlatarak kulağından kuruttu. Yıllar önce yine böyle özel bir merkezde fibromiyalji ve carpal tunnel sendrom nedeniyle fizik tedavi almıştım. Yanımda çok yaşlı bir teyze de dizlerinden tedavi görüyordu. Daha ben içeri girer girmez anlatmaya başlıyor, gidene kadar devam ediyordu. Birinde şöyle diyerek beni önce üzmüş, sonra acı acı güldürmüştü: "Ah kızım ah, başıma neler geldi, genç oğlum öldü benim, çok ağladım, ağlarken şöyle dedim: "Niye oğlum öldü, kocam ölseydi ya". Kendine kıyamadı teyzem, kocasını öldürdü, tövbe yarabbim. Bir gün de merkezden galoşlarla çıkmış onu anlatmıştı, "Yolda gırç gırç sesler geliyor, herkese bakıyom nerden geliyor diye, meğer benden gelirmiş". Epey muhabbetli geçmişti o seanslar ama şimdi pandemiden sanırım herkesin ağzı maskeli ve genelde pek konuşan yok teyzeler dışında. 

İşte böyle dostlar, sağ dizim beni fena vurdu, hiç aklımda olmayan işlere giriştim. Umarım covid movid bulmadan bitiririm hayırlısıyla ve faydasını görürüm. Bakkala bile giderken tedirgin olursan hayat seni böyle sınar işte Leylak hanım. Yarın kitabımı yanımda götüreyim dizlerim titreyip dururken okurum. Haydi kalın sağlıcakla...


10 yorum:

  1. Çok geçmiş olsun. Bu 15 gün iyi gelir umarım Nurşen Hocam.

    YanıtlayınSil
  2. Geçmiş olsun fizik tedavi iyi gelir ama sonrasında hareketleri yapman gerekli,en zoru da o.

    YanıtlayınSil
  3. Leylakcığım,
    Dliyorum bu seanslar sonunda şifa bulacaksın.
    Ve eminim, en azından bize anlatacak pek çok tedavi insanları öykülerin olacak. ;)

    YanıtlayınSil
  4. Çok geçmiş olsun, şifa diliyorum.

    YanıtlayınSil
  5. Geçmişler olsun. Tez vakitte iyi haberlerinizi bekliyoruz.

    Benzer şaşkınlığı ben de Ankara'da yaşıyorum. Aylardır önünden geçmediğim yerleri gördükçe "acaba ne zaman buralarda eğleneceğiz" diye hayıflanıyorum. Bitsin artık bu kabus...

    YanıtlayınSil
  6. Buradan da yazayım. Cevriye'yle Tevriye'yi birbirine tokuşturup bir an önce sizi bir nefes aldırmalarını diliyorum. Geçmişler olsun.
    Teyzeye çok güldüm. Kimbilir ne ahı vardı kocasına. Ben de böyle konuşkan teyzelere Coffee'yi parka götürdüğümde rastlıyorum. Minik köpeklilerin toplaştığı bir zaman dilimine rastlarsak yandık. Kaçmak namümkün. Asosyal kala kala bir çarpılıyorum önce bu sorular hikayeler bombardımanıyla, ama hepimiz iki çift lafa insan yüzüne öyle hasret kaldık ki, gülümseyip sohbete katılmak yine iyi geliyor sonra. :)

    YanıtlayınSil
  7. Ah o dizlere bıçak sokulma ağrısı bende de var. Şimdilik sadece merdivenlerde. Düz yolda yürüyemezsen gel demişti doktor.

    Geçti geçti. Tedavi işe yarasın, virüsler uzak kalsın, dizler kendine gelsin.

    YanıtlayınSil
  8. Ah çok tatlısınız yaaaa ama olmamış bu hiç, geçmiş olsun!

    YanıtlayınSil
  9. çok geçmiş olsun, çok zordur diz ağrısı :(

    YanıtlayınSil