4 Ekim 2009 Pazar

LUNAPARK'TA

Uzun hem de çok uzun bir aradan sonra minik yiğeni tanıştırmak bahanesiyle Lunapark'a gittik. En son ziyaretimde oğlum ilkokula başlamamıştı sanırım. Tarih tekerrürden ibaretmiş, bu Lunapark çok kahrımızı çekti. Önce ben, sonra kızkardeş, ardından oğlum, şimdi de minik yiğen, uzun zamandır insanları eğlendiriyor demek ki. İtiraf etmem gerekir tadını en çok çıkaran kişi benim. Bir kere çocukları oyalayıp eğlendirecek bu kadar çok olanak olmadığı için biz elimizdekilerden sonuna kadar zevk almayı bildik. Ayrıca o zamanlar Gençlik Parkı'da, Lunapark'da insanların ailecek gidip eğlenebilecekleri nezih bir mekandı. Şimdi aynı şeyleri söyleyemeyeceğim ne yazık ki, çantalarımıza sıkı sıkı sahip olmak gereğini hissetttik, etrafta dolanan tiplerin çoğu pek iç açıcı değildi, fiyatlar hayli yüksekti ve en önemlisi oturup bir bardak çay içebilecek bir mekan yoktu yakınlarda. Yine de bir renk ve coşku sağanağı yaşayıp nostalji yaptık minik yiğeni izlerken.

Parka girer girmez dikkatimizi çeken ilk şey üstteki fotoğrafta gördüğünüz, üzerinde Atatürk'ün profili ve ayyıldız basılı kırmızı tişörtler giymiş kadınlı, erkekli, çocuklu insan kalabalığı oldu. Önce bir spor grubu falan sandık ama o kadar çoklar ve o kadar her yana dağılmış durumdaydılar ki sormak gereğini duyduk. Bir şirketin Ankara dışında çalışan elemanları için düzenlediği gezi ve onlara katılanlar olduğunu öğrendik. Tişörtleri şirket dağıtmış aile boyu ve önce Anıtkabir ziyareti yaptırıp sonra da Lunapark'a getirmiş.


Merakımızı giderdikten sonra minik yiğenin istekleri doğrultusunda oyuncakları dolaşmaya başladık. Hava o kadar sıcak ve hazret her gördüğüne binme konusunda o kadar hevesliydi ki günün sonunda adım atacak halimiz kalmamıştı. Aile boyu yaptığımız tek etkinlik ise çocukluğumdan beri çok sevdiğim "Aynalar"a girmek oldu. İnanılır gibi değil ama yeri bile değişmemiş, aynı küçük binada, aynı düzende, aynı eski tahta çerçeveleriyle bizi bekliyorlardı. Minik yiğen bayıldı, biz de onunla birlikte her aynanın önüne dikilip eciş bücüş görüntümüze kahkahalarla gülerek bir nevi zamanda yolculuk yaptık. Hele ben, bu aynaların önünde önce babamın, sonra kızkardeşin, sonra oğlumun elinden tutup gördüğümüz surete az gülmedim, şimdi de minik yiğenle yaptık aynı eylemi, kimbilir kısmetse torunun elinden de tutup gelirim belki birgün. Yukarda üç kişinin mitoz bölünme ile nasıl altı kişi haline geldiğini görmektesiniz.


Evet Lunapark'ı dolduran garip aletlerden birini görmektesiniz. İnsanlar kuyrukta uzun süre bekleyerek bunlara balık istifi biniyor, sonra da deliler gibi çığlıklar atıyorlardı. Bu çark benzeri aletin yanından geçerken gördük ki giriş merdivenlerine bir delikanlı boylu boyunca uzanmış, yanındaki genç hanım tarafından kendine getirilmeye uğraşılıyor. Az sonra canhıraş sirenlerle Park alanına giren ambulansa konarak götürüldü. Hayli trajikomik bir durum, ertesi gün şöyle bir diyalog gelişmiştir muhtemelen arkadaşlarıyla: "Cumartesi günü nerdeydin birader?" "Sorma ya, Acil Servis'te" "Geçmiş olsun, hasta mıydın?" "Hayır, Lunapark'ta çarka bindim, içim dışıma çıktı, içimi tekrar içime soktular."


Korku Tüneli'nin şeytani büyücüsü, müşteri çok olsun diye kazanında kaynattığı davul tozu, minare gölgesi ve hayalet sidiğini üstümüze serpiyor muhtemelen pis pis sırıtarak.


He he, Beşiktaşlı olan babasının izinden giden minik yiğeni Fenerbahçeli küreye bindirerek takımıma olan sadakatimi gösterdim.


Gondol diye bindikleri şeyin bir Viking gemisi olduğunun içindeki Asteriks'ler farkında mı acaba?


Ve bence bir Lunapark'ın olmazsa olmazı, en büyülü oyuncağı; Atlı Karınca. Türünün hayli güzel bir örneği idi bu gördüğünüz de. Yalnız akıl erdiremediğim karınca bunun neresinde? Bilen varsa aydınlatsın lütfen.

Yorucu olsa da herkes açısından hoş bir gün oldu; minik yiğen inanılmaz eğlendi, daha da eğlenmek istiyordu neredeyse polis gücüyle çıkardık Park'tan. Kızkardeş ve ben de çocukluğumuza dönüp anılar arasında bir yolculuk yaptık. Gökten 3 elma düşmesi yakışırdı Lunapark'lı bir günün sonuna ama aynada 6 kişiye çıkınca sayımız vazgeçtik, elma hakkımızı da kozhelvadan yana kullandık...

9 yorum:

  1. en sevdiğim bölüm zayıf gösteren ayna:)

    YanıtlaSil
  2. "Bu atli karinca lafi aslen atli karocadan gelir. karoca, italyanca dort tekerlekli binek arabasi demek olan carrozzanin bozmasidir.
    adi yillar yili kafami kurcalayip durmusken birden aslinin "atli karaca" oldugunu ogrenip huzura kavustugum eglence araci.
    tabi ya, atlar vardi, geyikler vardı ama karincaya bindigimizi hic hatirlamiyorum!"
    EKŞİDEN SİZİN İÇİN BAKTIM :)

    YanıtlaSil
  3. Özge,
    Benim de valla:))

    Asortiğim sağol canım ya. Ben de diyorum karınca ne alaka:))

    YanıtlaSil
  4. Birkaç defa geldim ama aklımı verip okuyamadım bu akşam. Neyse artık her şeyi kafamda yoluna soktum ve gereken alakayı verebildim yazına. Önce resimler(şeytani büyücü hariç)yine çok hoş.O resim ürküttü beni. O lunaparkta tek bir çok özel günüm var. Çok mutlu olup eğlendiğim. Aynalara girdiğim. Hatta resimlerim bile var.
    Yorulacaksak eğlenerek yorulalım be leylak'cım.
    Hayat ruhları yeterince yoruyor zaten.
    İyi geceler canım...

    YanıtlaSil
  5. Küçük yeğen de bahane olmuş bir güzel eğlenmişsiniz.Sefanız olsun.

    sevgiler canım

    YanıtlaSil
  6. o çarka bende bindim ankara cepada... bende ilk bindiğimde ölüyorum sanmıştım ama eğlenceliydi. en güzel tarafı eskişehir yoluna ucmak gibi hissetmekti arabalar ayağımın altındaydı:)) ben çok eğlenmiştim sizde öyle sanırım:)) sevgiler

    YanıtlaSil
  7. O garip aletten ödüm kopar benim:), nedense çok sağlıklı bulmuyorum, adrenalin coşkusu için mi gerekli bilmem ama bildiğim lunaparkların her çocuk için bir anı yumağı olduğu Nurşen'cim, ne iyi etmişsiniz, sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  8. Benide götürürü müsünüz lunaparka? Pamuk şekerde alırsanız söz veriyorum uslu duracağım:)

    YanıtlaSil
  9. geçmişte nice şeker günlerim,
    anılarım aklıma geldi.
    nedense en çok korku tüneli ve aynalar aklımda kalmışlar :)))))

    YanıtlaSil