.

.
.

28 Haziran 2016 Salı

SEYAHAT GÜNLÜĞÜ 4

Kavala'dan ayrılıp İskeçe'ye doğru yola koyulduk. Kırmızı ışıkta beklerken yol kenarlarında ve bazı bahçelerde karşımıza çıkan sunakların satış yerine rastgeldik. Bizdeki testiciler, sepetçiler gibi bunlar da yolüstünde satış metaları olsa gerek.


Kızkardeşle benim fotoğraf konusundaki ilgimizi farkeden şoför-rehberimiz bizi yönlendirmeye başladı, "şurayı da çekin, burayı da çekin" diyerek. Bazılarını duymazdan gelsek de bazen hatrını kıramadık. İki yanı zakkumlu bir yola girince o kadar ısrar etti ki Antalya'da zakkuma doymuş olsam da hatırı için fotoğrafladım:


İskeçe ya da Yunanca ismiyle Xanthi'ye ulaşmamız çok sürmedi, lakin burada kalma süremiz kısıtlıydı. Şehre girdik, şoför-rehberimiz arabayı aşağıdaki noktaya parketti ve "haydi gidip dolaşın" dedi, daldık ara sokaklara.


Şehir yeşillik, bol çiçekli ve sakindi. Bayram tatili nedeniyle halk kendini evlere kapatmıştı anlaşılan, cafelerin çoğu kapalı ya da bomboştu.




Yolun ikiye ayrıldığı yerde küçük bir şapel görüp daldık:




Sokakları arşınlamaya devam, keşke daha çok vaktimiz olsa. Xanthi'yi çok sevdik çünkü.






Çiçek sevmeye görün, nereye olsa dikilir, klozete bile :)




Süremiz doldu, koştura koştura araca döndük, öyle ki şehir merkezindeki saat kulesini bile arabanın camından çekebildim.

Xanthi'ye doyamadık. "Biz var yine gelmek" dedik ama ya kısmet tabii ki :) Yine düştük yollara, değişmez manzaramız ayçiçekleri eşliğinde.



Buranın adı Porto Lagos, küçük bir balıkçı köyü ve bir yanı lagün. Fotoğraftaki de Vistonida gölü ve üzerindeki adaya kurulmuş, karaya tahta köprüyle bağlanan Aya Nikolaos Kilisesi. Yürüyerek geçtik kiliseye.
Bizi gören din adamı mı, görevli mi olduğunu bilemediğim şahıs Türkçe nereden geldiğimizi sordu. alnımızda işaret var sanırım, gören herkes milliyetimizi sormadan otomatikman Türkçe konuşmaya başlıyordu. Meğer babası Kütahyalıymış ama Türkiye'ye hiç gitmemiş, bıraksak uzun uzun anlatacaktı ama vaktimiz kısıtlıydı, kilisenin içine bir bakış atıp tahta köprüyle bağlanan diğer adadaki Pantanassa Kilisesi'ne yöneldik.




Bu küçük kiliseye mucizeler kilisesi dendiğini sonradan öğrendik. Keşke bir dilek dileseymişiz :)



Hep telgrafın tellerine mi konar kuşlar, bazen de çan kulesine konar. Porto Lagos bir kuş cennetiymiş zaten.


Oyuncak sevimliliğindeki kiliseleri, Kütahyalı'yı, kiliseye gelir amaçlı satış mağazasındaki kara giysili, kara sakallı, kötü bakışlı papazı geride bırakıp sazlıkların arasındaki tahta köprüden aracımıza yöneldik. İstikamet Gümülcine ya da Yunanca adıyla Komotini. İzlemeye devam edin...

7 yorum:

  1. Şahsen gitmiş görmüş kadar oldum Leylak Dalı. Şahane!
    Tüm merakımla izlemeye devam ediyorum:)

    YanıtlaSil
  2. Yanıtlar
    1. Ben de böyle olunca keyifle yazıyorum

      Sil
  3. ne kadar enteresan ve butik bir turmuş kişisel şöförlü/rehberli

    çok güzel yerler varmış ben de çok gitmek istiyorum:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tavsiye eder ve yardımcı olabilirim tur konusunda

      Sil
  4. İskeçeden göçmüş yanlarında büyüdüğüm ananem ve dedem. İkisini de ebediyete uğurlayalı epeyce yıl oldu. Bir ev var artık bize kalan, biraz harabe. Taş temeline "İskeçeli Ömer" kazınmış. Dokunmaya kıyamadığımız bir "memleket"...

    sevgimle

    YanıtlaSil