Sayfalar

▼

27 Ekim 2026 Salı

DERİN İZLER 2

Sağ kaşımın bir santim kadar üstünde bir yara izi var, başlıktaki gibi derin değil ama belirgin. Ömrümün pek çok yılında kahküllü bir insan olduğum için genellikle kimse farkına varmaz. Geçen gün birine, sanırım Sevda idi, "Yara izlerimi seviyorum" dediğimde hem hoşuna gitti, hem şaşırdı. O iz olmasa, o izin gerçekleştiği olayı hatırlayamazdım belki. Hoş yara izim görüntümü bozacak bir şekilde olsaydı yine sever miydim, emin değilim. 

Bugün ruhani izlerden bedeni izlere bir geçiş yapıp geçmişe döneyim istedim. Hiç hatırlamadığım, aslında doğmadığım ama kimliğimde doğum yerim olarak yazan Meriç'ten ayrılıp babamın tayininin çıktığı Karapınar'a taşındığımızda 3 yaşına basmak üzereymişim. Karapınar Konya'nın bir kazası, o yıllarda çok kıraç ve erozyon tehlikesi çok yüksek bir yöre. İkide bir toprak kayması olan bir tepe hatırlıyorum, sonradan erozyon önleyici tedbirler alınıp ağaçlar dikilmişti, bir Konya dönüşü babamın isteği üzerine uğrayıp görmüştük, çünkü hem babam anılarını tazelemek istedi, hem de çok sonraları akşam bölümünde okuduğu DTCF Jeomorfoloji bölümünde bitirme tezi Karapınar'daki erozyon üzerineydi.

Üç buçuk yaşıma kadar kalmışız o ilçede. İki katlı ahşap bir ev hatırlıyorum, üst katında oturuyoruz, girişte bir elektrikçi dükkanı var, sahibiyle babam sıkı arkadaş, ailecek görüşülüyor. Ben de kızlarıyla arkadaşım, Şelale ve Şahika, isimlerine bayılıyorum, yüzleri hayalimde yok 😊 

O ahşap evden misafir eksik olmuyor, babam memurlar kulübüne gidiyor her akşam iş çıkışı, misafir gelince bilmiş bilmiş baş köşeye oturuyor ve kendime yarattığım hayali kocadan şikayet ediyorum nasılsın diyene, rol modelim babam tabii ki: "Bizim bey kulüp kuşu, eve çok geç geliyor". Zaten babama da adıyla hitap ediyorum, yaşıtız ya 😂

Kaşımın üstündeki ize sebep olan olaya gelirsek, evin önünde ne amaçla konduğunu bilmediğim bir taş yığını (taş dediğime bakmayın, bildiğimiz kaya parçaları), hemen yakınında da bol civcivli bir tavuk ailesi var. Şahika ve Şelale ile gidip civcivleri seviyoruz her gün. Ama civcivler bizden pek hoşlanmıyor olsa gerek ki kaçıp kaçıp taşların arasına saklanıyorlar. Üç yaşın getirmiş olduğu cesaretle ava çıkıyoruz, kim bulacak civcivleri. O iş o kadar kolay değil haliyle, ayağım kayıyor ve kaya parçalarından birinin sivri yanı alnıma batıyor. Kanı görür görmez çığlığı basıyorum, herkes başıma toplanıyor. Bundan sonrası kayıp. Muhtemelen tentürdüyotlanıp avutulmuşumdur, babam sağlık memuru ama dikiş atmaya kıyamamış olabilir. Zaten çiçek aşımı da kendisi yapmış ve adeta imzasını atmış, kemiğe kadar işlemiş, sağ kolumda adeta bir kadife çiçeği açmış, o da babamdan bir iz 😊 Kaşımın üstünde ise Karapınar'ı, Şelale ile Şahika'yı, kulüp kuşu sahte kocamı ve yakalayamadığım civcivleri taşıyorum. Bazı izler derin olmasa da bıraktıkları anılar derin...



O zamandan kalan fotoğraflar pek yıprak, üstteki tombul yanak (tabii ki kahküllü) benim. Alttaki üstüste çekilmiş fotoğrafta kurukafa gibi çıkmış annemin yanında dayım var, öndeki siyah etekliler Şelale ile Şahika, ben aralarındaki hayalet gölge 😂 Yaa işte yara izim olmasa bu fotoğraflar ne işe yarardı?

15 yorum:

  1. Başlıktan çocukluk anılarına ilerleyen ne güzel bir hat. Samimi, sıcak. Severek okudum.

    YanıtlaSil
  2. hayali kocasından şikayet eden minnak leylak dalını canlandırdım hayalimde, gülümsedim, çok güzelmiş :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ay şimdi ben de canlandırdım ve ben de gülümsedim, çok bilmiş şey :)))

      Sil
  3. Günümüz çocukları pek yara izi taşımıyorlar galiba.
    Güvensizlik ortamında sokak oyunları da çok azaldı.
    Benim de Adana Bürücek Yaylasından kalma bir süt yarası izim var.
    Yoğurt yapmak için havluya sarılmış kavanozdaki kaynar süt, yoğurt olamadan kolumu yakmış.
    Yanıklar korkutur beni. Ama "Dil yarası", daha çok can yakar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Günümüz çocukları ancak başlarına telefon tablet düşerse yaralanırlar sanırım :) Sokağa çıkan kaldı mı ki? Yara izleri geçmiş bence, çok zarar vermediyse tabii, kalp yarası olmasın Hocam, beden yarası geçiyor bir şekilde...

      Sil
  4. Kulüp kuşuna çok güldüm. :) Ne tatlı yazmışsınız. Yaralanmışsınız aslında, ama okurken içim ısındı. Bu kadar erken çocukluk dönemini nasıl hatırlıyorsunuz? Gerçekten derin iz bırakmış bir anı demek ki...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Düşününce ben de gülüyorum, hele şimdiki halimle kıyaslayınca, kabul günü kuşu Leylak :)) Benim hafıza biraz kuvvetli gerçekten, umarım öyle gider, esasen özellikle anne tarafımda kuvvetlidir hafıza, sanırım genetik bir özellik. Bir de sanırım uzun yıllar okuyup yazmanın da faydası oluyor, bir de sanki tek çocukluk, kendini oyalamak için hayaller kuruyor, eskileri düşünüyorsun, anlatılanlardan aklına geliyor falan. Aslında bu kadarı da gerekli mi bilmiyorum, bir yerde yoruyor insanı bu kadar geçmiş bilgi...

      Sil
  5. Civcivler bundan pek hoşlanmıyor :))

    YanıtlaSil
  6. Ah şu civcivler bundan pek hoşlanmıyor :))

    YanıtlaSil
  7. Gerçekten maşallah hafızana Leylağım, görsel arşivin çok iyi. Şimdi toruna izin hikayesini anlatırken civciv faslını atlıyor musun? Hani örnek almasın, neme lazım diyerek. :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Meriç'i hatırlayamıyorum Ekmekçim, ona çok üzülüyorum. Ama 50 yıl sonra ilk kez gidip de eski ev sahibinin kapısını çaldığında açan kadının hafızasına da hayran olmamak elde değil. Büyük kızları imiş ve babamın ismini söyler söylemez adımı bağırarak boynuma atladı.
      Torun henüz izi fark etmedi, kahküllüyüm ya :) Hoş anlatsam da şimdiki çocuklar civcivi nerede bulacak, taş yığınını nerede bulacak. Onlar anca legodan civciv yapar :))

      Sil
  8. yine çok tatlı bir yazı <3 benim de konyaaltı sahilde, bir gece kaybolup tellere takılmamdan kalan yara izlerim var dizlerimde. o takılma anını hiç unutamıyorum.

    YanıtlaSil
  9. Ne kadar ilginç. Ben de ikinci yazımda fiziksel bir yara izine gittim:)

    YanıtlaSil