Sayfalar

13 Eylül 2026 Pazar

ANKARA/EYLÜL-HAFTA SONU

Dün Sevda ile buluşmak için Tunalı'ya yürüdüm. Daha doğrusu Dörtyol'a kadar dolmuşa bindim, zira yokuş zorluyor. Dolmuştan inince şaşıp kaldım, daha bir hafta önce oradaydım ve her şey yerli yerindeydi. Şimdiyse kaldırımlar sökülmüş, asfalt kazılmış, her yer toz toprak içinde. Yol kenarlarında iş makineleri, girilmez şeritleri çekilmiş. Belediyemiz boruları değiştirip kaldırım mı döşeyecek, elektrik tesisatını mı elden geçirecek bilemedim, kimseye de sormadım. Yolun neredeyse yarısını o yana sekerek, bu yandan dönerek, çukurlara basmamaya, toza toprağa belenmemeye dikkat ederek adımladım. Yol üstü bir mağazadan daha önce gözüme kestirdiğim bir şeyi de satın alıp beni bekleyen arkadaşıma ulaştım. Önce buluştuğumuz kahvecide nereye otursak kararsızlığı yaşadık, sonra oradan vazgeçip karşıya, dondurmasıyla ünlü bir mekana geçtik. Ben naneli dondurmaya bayılırım ve her yerde bulamam, buradaki tam kıvamındadır, nanelinin yanına neli alsam diye düşünürken kuzukulaklıyı fark ettim. Daha sabah internette kuzukulaklı dondurma yalayan insanlar görmüştüm, benim kafam kel mi dedim ve ikinci topu ondan istedim, Sevda bana güldü ama tadına bakmayı ihmal etmedi ve sanırım beğenmedi. Ben de bayılmadım zaten, tuzluyla tatlı arası bir tadı vardı ama denemesem çatlardım.

Kendisi böyle bir şey, yemeseniz de olur 😂

Dondurmaları lüpletince üstüne kahve içtik. Oturduğumuz sandalyeler rahatsız, mekan kalabalık ve sevimsiz geldi, yandaki daimi mekanımıza geçip rahat rahat yayıldık. Yeterince sohbet ettiğimize karar verince buluşmamıza sebep olan eylemi gerçekleştirmek için ters yönde yürüyüşe geçtik. İstikamet YKY Kitabevi idi, alacağımız kitap ise ikimizin de edebi tarzına ve hayata bakışına bayıldığı, kırk yılda bir kurgu kitap yazan Arundhati Roy'un anılarını kaleme aldığı yeni kitabı "Sığınağım ve Fırtınam" idi. Birer tane edindik, birer tane de okuyunca değiş tokuş etmek üzere başka kitap edindik. Şeytan azapta gerek derler ya, illa YKY'nin o küçücük puntolarıyla gözümüzü bozacağız. Kitabevi görevlisiyle biraz sohbet ettik ayrıldık oradan. Sonra da birbirimizle vedalaştık.

Şimdi Arundhati Hanım'ın anılarını okumak için sabırsızım ama önce elimdeki 614 sayfalık "2010"u bitirmek durumundayım, Arundhati kadar Mehmet Eroğlu'nun da hatrı var 😊Eylül bana kalın kitaplar ve 20 saatlik Storytel dinlemeleriyle geldi. Neyse "2010"u yarıladım bugün, "Oblomov"un ise 7 saati kaldı. Yaz film ve dizi izleme açısından oldukça kısır geçti, kulaklığımı getirmeyi unutmuşum, TV Kocam Bey nedeniyle sürekli açık olduğundan bilgisayarda bir şey izleyemiyorum. Bu aralar iki yeni oyuna takıldım tablette, şeker patlatmaktan sıkıldım, insülin düzeyimi yükseltiyor 😂 İki yeni oyun yükledim, birinde yemek pişiriyorum, diğerinde kralımıza saray inşa ediyorum, ne yani o da bir çeşit zeka geliştirici, demansımı geciktiriyorum böylece 😂

Perşembe-Cuma Çikomuz evci çıkmıştı bize, tadını çıkardık. Kendisini Dost Kitabevi ile tanıştırdık, Güven Park hakkında bilgilendirdik, sonra da Saraçoğlu'na gidip havuzdaki balıklara baktık. Balıklar beslenmiş de beslenmiş, renkleri de pek güzel, lavanta koklayarak yüzüyorlar:


Bu hafta da böyle bitti, Eylül'ü de yarıladık sayılır. Ankara günleri azalmakta, işin esası evimi de Antalya'yı da özledim ama bir süre daha buralardayız. Yeni haftanız güzel gelsin...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder