Sayfalar

6 Temmuz 2020 Pazartesi

6 TEMMUZ (ÇALIKUŞU)

İlkokul son sınıftan lisenin son yıllarına kadar kültürel beslenmemin büyük kısmını Yenimahalle İlçe Halk Kütüphanesi sağladı. 5. Durakta, benzinliğin karşısındaki bir binanın giriş katındaki eski kitap kokulu aydınlık mekan okuma delisi bir ergenin bir nevi mabedi olmuştu. Beni oraya ilk kim götürüp üye olmamı sağladı, hatırlamıyorum. Muhtemel ki bir arkadaşımla gitmiş, fotoğrafımızı verdiğimiz, ince yapılı, sarışın kütüphane memuru kadın tarafından kaydımız yapılmış, kartımız verilmiş, kitapları nasıl alıp iade edeceğimiz konusunda bilgilendirilmişizdir. Sonrası arpa ambarına düşmüş aç tavuk misaliydi. Yaz tatilleri boyunca neredeyse her gün gidip bir kitap alıyor, ertesi gün iade edip bir yenisiyle dönüyordum eve. Hatta bir seferinde sabah aldığım kitabı öğlen bitirip öğleden sonra değiştirmeye gittiğimde sıkı bir azar işitmiştim ince yapılı sarışından. Kartelaların arasında kitabınkini bulamayınca sinirlenmiş, ne zaman aldığımı öğrenince de "Pes" demişti, "beni niye yoruyorsun, bari bir gün dursun sende kitap". Bayılırdım o ince, uzun ahşap çekmeceleri çekip kartelaların içinde kaybolmaya. Kitaplar kadar eskiyip sararmıştı haklarında bilgi veren kartlar da, mekanın her yanı mis gibi eski kitap kokardı. Aklımda olan ya da tesadüfi bulduğum bir kitabın kartını alır, sarışına uzatırdım. Gidip getirirdi kitabı, sabırsızlıkla beklerdim işlenmesini, sonraları iyice alışıp kendimi tanıtınca kitapları da kendim bulmaya başlamıştım. Mavi ya da kahverengi deri taklidi sentetikle ciltli, kimi zaman yaprakları bantla tutturulmuş, bazıları önceki okurların yediklerinin izlerini taşıyan, kimi zaman içine not düşülmüş kitabı kucağıma bastırır, bir an önce okumak için eve koştururdum. Klasik okumalarımın pek çoğunun kaynağı bu kütüphanedir. Şimdiki kadar çok yayınevi, şimdiki kadar çok kitap basımı, şimdiki kadar çok yazar yoktu ki. Richard Llewellyn'in "Vadim O Kadar Yeşildi ki"sini almıştım bir gün tesadüfen. İç kapağına önceki okurlardan biri "Bu kitap şahane" diye not düşmüştü. O cümlenin gazıyla başladığım kitabı bir solukta okumuştum, Galler Bölgesindeki madencilerin yaşamlarını anlatan kitap gerçekten şahaneydi, ortaokul ikide falandım sanırım. Yıllar sonra filmini izlemiştim siyah-beyaz, tek kanallı TV'de, o kitabın burnumdaki kokusu geri gelmişti. 

Sonra bir gün kütüphanemize yeni dolaplar ve yeni basılmış yerli kitaplar eklendi, Lunapark'a gitmiş çocuklar gibi sevinmiştim bir sabah içeriye girip de o dolapları ve içine sıralanmış rengarenk kitapları görünce. Bir süre alışverişim hep o kitaplar üstünden oldu. Reşat Nuri, Halide Edip, Hüseyin Rahmi o yaz boyu bizim evde, bana ait olan küçük somyanın üstüne sık sık misafir oldular. Oburcasına okuyordum, hepsini çok seviyordum ama Reşat Nuri'nin yeri başkaydı:


Zihnimdeki fotoğraf da yukarıdaki gibiydi, her daim şık ve temiz giyinen, ince yapılı, kibar bir İstanbul beyefendisi. Hem canımın içi ilkokul öğretmenim Firdevs'in Kız Muallim Mektebi'nden edebiyat öğretmeniydi, bana okuma sevgimi aşılayan ve sınıftaki adımı "Çalıkuşu" takan kadının öğretmeni olarak dolaylı yoldan emeği vardı üstümde. Hüseyin Rahmi'nin kitapları daha çok güldürse, Halide Edip hemcinsim olsa da ille de Reşat Nuri, hemen hemen bütün kitaplarını devirdim o kütüphanede bulunan. İlginçtir bunların içinde "Çalıkuşu" yoktu, en çok bilineni, en çok okunanı oysa. Lakin kitap o kadar meşhurdu ve o kadar çok yerde bahsi geçiyordu ki sanki okumuş gibiydim. Bir gün kuzenim geldi başka bir şehirden konuk olarak, ben ilkokul sondaydım sanırım, o lisede. Çevremdeki herkes beni en mutlu eden hediyenin kitap olduğunu bildiğinden armağan ederlerdi sağolsunlar. O da bana bir kitap hediye etmek istediğini söyledi, "Haydi birlikte gidelim kitapçıya, istediğini al" dedi. Beraber gittik bir apartmanın zemin katında, hatta merdiven altında bulunan, camekanla çevrilip dükkana dönüştürülmüş Karakedi Kitabevi'ne. İki kişinin zor sığdığı minicik kitapçıda kitaplar daha çok camekanlı vitrinde sergilenirdi. Okula giderken önünden geçerdim ve gözüm hep "Çalıkuşu"na takılırdı. Kitap seçiminde serbest bıraktı kuzenim beni, elim hemen "Çalıkuşu"na gitti haliyle. Çaktırmadan fiyatına baktım, 5 lira. Harçlıkla idare eden bir lise öğrencisi için yüksek bir meblağ, "yok" dedim, "başka alacağım". Kuzen ısrarla almamı önerse de kıyamadım o parayı vermesine, yarı fiyatına "Lessie, Yuvaya Dönüş"ü aldırdım. Hala kitaplığımda durur, içindeki ithaf yazısıyla. Aklım "Çalıkuşu"nda kalsa da gönlüm rahattı. Kitap bana okula gidiş dönüşlerimde vitrinden eşlik etmeye devam etti.

Sonra filmi çekildi romanın, başrolünde Türkan Şoray. Film hayli uzun, eh biraz da gişe hasılatı düşünülerek iki bölüm olarak bir hafta arayla gösterildi sinemalarda. Biz de Yenimahalle'nin ahşap zemini nedeniyle sürekli mazot kokan Alemdar Sineması'nda izledik. İkinci haftayı ne sabırsızlıkla beklediğimizi tahmin edersiniz. Kâmran'ı sanırım en çirkin yaşlanan oyuncu ödülünü kimselere kaptırmayacak K.artal Tibet, Munise'yi ise Ayşecik rolleriyle ünlü Zeynep Değirmencioğlu canlandırıyordu. Dr. Hayrullah rolünde ise Kadir Savun'u hiç unutamam, o derece yakışmıştı. Müjgan rolünde o dönemin ünlü karakter oyuncusu Serpil Gül vardı, Feride'nin küçüklüğünü ise çocukken soyadı benzerliğinden dolayı "Kardeşim" diye millete hava attığım Parla Şenol canlandırıyordu. Benim için en unutulmaz "Çalıkuşu" uyarlamasıdır.



İlkinden 20 yıl sonra, yine aynı yönetmen, Osman Seden bu defa TV için dizi olarak çekecektir "Çalıkuşu"nu. Başrolde Aydan Şener, Kâmran rolünde Kenan Kalav. Esin Engin'in yaptığı şahane müzikleri ile. Dr. Hayrullah rolünü ise canım Sadri Alışık en az Kadir Savun kadar şahane canlandırmıştı. 



Güzel bir diziydi, Aydan Şener de başarılı bir Çalıkuşu olmuştu ama son çekilen Fahriye Evcen'li "Çalıkuşu" dizisini izlemeye içim elvermedi, modernleştirilmiş ve üzerinde oynanmış öyküler benim işim değil. Gönlüm hâlâ Türkan Şoray'lı filmde...

Bunca Çalıkuşu'na maruz bırakıldığımız halde ben hala kitabı okumamış olmanın eksikliğini duyuyordum ki bir-iki yıl önce blog arkadaşım Lale'nin kızı Gamze bana bir kitap hediye etmek istedi, biraz danışıklı döğüş kabilinden oluyor bizim kitap hediyeleşmeleri. Çok okuyan takımına okumadığı kitap bulup hediye etmek zordur, onun için teklifsiz bir ilişki ise isteği sorulur. "Çalıkuşu" dedim, ergenken okunmayan yaş kemale erdiğinde okunmalı 😃 Sağolsun o sayede sonunda ben de ilkokul yıllarında adını taşıdığım "Çalıkuşu"na sonunda sahip oldum. Kendim alamaz mıydım, elbette alırdım ama bu yolla gelmesi çok daha güzel ve anlamlı oldu. Bir süre de evde bekleyen kitabın okunması pandemi zamanlarına denk geldi, pek de güzel oldu, salgınla kararan ruhumu aydınlattı. Her satırını önceden okumuş gibiydim zaten, bilmediğim tek bir şey yoktu ama yine de okumak çok iyi geldi bana. Ruhun şad olsun Reşat Nuri, sağ olasın Gamzeloş...

21 yorum:

  1. Çalıkuşu'nun özellikle bizim jenerasyonun hayatında ayrı bir yeri var. Romanı da, Aydan Şener'in rol aldığı bir önceki dizi filmi de, 'iz bırakanlar' kervanında ön sıralarda yerini aldı. Çalıkuşu hayatın her evresinde okunur. Romanı pandemi ile birlikte yeniden okumanız ve anılara yolculuk ayrıca çok güzel olmuş...vesileyle sayfanızda da kendine bir yer bulmuş. Teşekkürler, iyi haftalar Sevgili Nurşen hanım... ✿❀✿

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet Çalıkuşu bizim kuşağın önemli kitaplarından, bu saate kadar okumamış olmam da tuhaf ama ders kitapları, dergiler, filmler, dizilerle öyle boca edildi ki üstümüze okumuş kadar olduk.
      Çok sevgiler, iyi haftalar...

      Sil
  2. Peki nasıl buldunuz bunca yıl başka kitaplarını okuyunca ve romandan uyarlanan onca filmi ve diziyi izledikten sonra? Kitap mı film mi? :) %90 kitap deriz bu soruya ama o %10'luk kısım da vardır yani ;) Ondan merak ettim..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tabii ki kitap, edebiyatın verdiği zevki başka şey çok nadir veriyor ama Allah için hem film, hem dizi aslına çok uygun çekilmişti. Karakterler cuk oturmuştu ve hiçbiri sakil durmuyordu. Çekildikleri dönemin şartlarını da düşünürsek çok iyi iş çıkarmışlar, kitaba ve diyaloglara birebir sadık kalmışlar. Öyle ki kitabı daha önce okumadığımdan emin olduğum halde ne olacağını ve söylenecekleri önceden tahmin edip "yok ya galiba okumuşum" bile dediğim oldu. Mesela benim en sevdiğim kitaplardan biridir Barış Bıçakçı'nın "Bizim Büyük Çaresizliğimiz"i, bir heves koşturup filmine gittim, filmden öyle nefret ettim ki kitaptan bile soğudum, benim hayalimde canlandırdığım tiplerla ilgisi yoktu file seçilenlerin. Son diziyi gözardı edersek Çalıkuşu tam bir kitap filmiydi...

      Sil
    2. Amanın! Bizim Büyük Çaresizliğimiz'e aşık biri daha :) Çok sevindim, bence çok çok şahane, rafine, olağanüstü bir kitaptır o.

      Sil
  3. Çalıkuşu Sanırım hepimizin kahramanı olmuş da ben neye takıldım ve hoşuma gitti biliyor musun? Kütüphane memuru kadını detayları ile hatırlamana. Hafıza budur diyorum başka bir şey demiyorum ...��

    YanıtlaSil
  4. Kamuran bana fondan verir, ben Kamuran'a veririrm :)))
    Bize okumayı sevdiren canım kitap Çalıkuşu.

    YanıtlaSil
  5. Calıkuşundan Çalıkuşuna gitmiş kitap.
    Hep yeniden okuma istegi duyuyorum bugünlerde içimde...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öyle olmuş di mi, sağolsun Gamze. oku bence, huzur veriyor insana...

      Sil
  6. Önceki yıl bir tiyatro oyunu ile Ankara ya gelen Aydan Şener herkes için hala Çalıkuşuydu. O dizi sanırım bir kuşağın insanlarını etkilemekten öte bir şeydi. Hatta şekillendirdiği hayatlar olmuştur diyorum ben.
    Yazları hala kütüphaneye gidiyorum Altınoluk da. Hep bizim kuşak kullanıyor şimdilerde.Ama... sanki, kitapların kokusu değişmiş gibi. Bizimkilere iyot karıştığındandır belki de :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de Antalya'da Doğan Hızlan kütüphanesine üye olmuştum açıldığında ama o kadar çok kitap alan biriyim ki kütüphaneden aldığım kitap süresi dolduğu halde hala okunmamış duruyordu diğerleri yüzünden, caydım sonra :)

      Sil
  7. Ah güzelim Çalıkuşu. Öğretmen olmamın,Anadolu'yu bu derece sevmemin müsebbibi. Kaç kere okudum. Bugün yine severek okurum. Siz de ne güzel hatırlattınız sağ olasınız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bana da ilaç gibi geldi şu sıkıntılı pandemi döneminde :)

      Sil
  8. Bu yaz kızıma okutacağım ben de. Ne güzeldi hem dizisi (kenan kalavlı olan)
    hem kitabı.diziyi bulabilir miyim acaba netten, tekrar syretmek isterim..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dizi var sanırım nette, bulursunuz. Bense hala Türkan Şoraylı filmi tercih ederim :)

      Sil
  9. Ben de ortaokul yıllarımda Reşat Nuri ile tanıştım.En sevdiğim yazardı.İlk Acımak ile başlamıştım.O kitap yüzünden görünenlerin aslında her zaman gerçekler olmadığını öğrendim.Sonra Çalıkuşu'nu okudum.Okuyan herkesin kahramanı olmuştur eminim.Sayfa 85'teki salıncaklı bölümü çok severim.Bir ara her yıl okurdum.Son yıllarda kitaplarım aile evinde kaldığından okuyamıyorum.Kamran'a her zaman gıcık oldum.Nefretim depreşti yine.Çalıkuşu'm mutlu olsun diye katlanıyorum. :)
    Aydan Şener'li Çalıkuşu benim favorim.Müzikler çok etkileyici.
    ''Ben Gülbeşeker'i çok sevdim'' de.Ah aah ...

    YanıtlaSil
  10. Kamran'ı kimse sevmiyor galiba, yazık. Ama bence hakediyor sümsük aptalın teki :)

    YanıtlaSil