.

.
.

5 Ocak 2015 Pazartesi

HAFTA SONU, HAFTA BAŞI VE YILIN İLK FİLMİ


2015'in ilk haftasını yarım da olsa geride bıraktık. Eski hamam eski tas gidiyoruz. Ev dışı ilk etkinliğimizi de dün yaptık. Hava kapalıydı, yağmur beklentisi vardı ama o kadar sıkılmıştım ki önce çantaya bir şemsiye, sonra da kendimi dışarı attım. Eski bir öğrencimizin mekanında hem onu görüp, hem çay içmeyi planlamıştık ama izin günüymüş. Biz de gidip turunç ağaçlarının altındaki kaldırım cafelerinden birine yerleştik ve kahve ısmarladık. Tesadüfen yoldan geçen bir arkadaşımız da bize katılınca kahveleri üçledik ve sonrasında çay içmek üzere onların evine yöneldik. Kime niyet kime kısmet buna denir. Çaylı sohbetli bir-iki saatten sonra arkadaşları da alıp niyet ettiğimiz üzere yemek yemeye gittik. Antalya usulü piyaz ve şiş köfteyle günü tamamladık. Evden çıkmadığım 5 günün acısını böylece çıkarıp ertesi günün planını bile yaptık. Niyetimiz aynı arkadaşla "Son Umut" filmine gitmekti. Son anda onun mazereti çıkınca ben eylemi tek başıma gerçekleştirdim. 

Öğlen bindiğim dolmuş doluydu, yaşı bana yakın bir kadın kalkıp yer verince reklam filmindeki gibi "Bana teyze teyze dedileeeeeer" diye bağıracaktım neredeyse ama neyseki açıklama "ben ineceğim, siz buyrun" olunca gönül rahatlığıyla yerleştim koltuğa :) Sinemanın olduğu AVM'nin önünde indim, üstgeçitin merdiveni arızalıydı, aralarına sigara izmaritleri dolmuş yüksek basamaklardan söylene söylene, güm güm atladım. Havada nereden geldiğini anlamadığım bir ızgara ciğer kokusu vardı, midem bulandı. İçeri girince karnımın acıktığını farkettim, yemek katındaki hiçbir şey hitap etmedi, Migros'a girip peynirli poğaça ve ayran aldım, film başlamadan bitirmek için boğula boğula yedim. Derken salonun kapısı açıldı, koltuğuma yerleşip arkama yaslandım, arızalıydı galiba neredeyse yatacaktım. Bir pazartesi gününe ve gündüz seansına göre oldukça kalabalıktı, önce 15 dakika reklam izledik, reklamdaki kadın benim dolmuşta yapamadığımı yapıp "Bana teyze teyze dedileeeeeer" diye zır zır bağrındı. Sonra film başladı.


Film hakkında ne düşünsem bilemedim. İlk başta "The Water Diviner" isminin "Son Umut" olarak çevrilmesini garipsedim. Sonra Ayşe rolündeki, "ben kesinlikle Türk değilim" diye bağıran oyuncuyu. Belki yabancı gözüyle izlesek daha iyi bulabilirdim ama yerli olarak gözüme batan epeyce ayrıntı oldu. İyi yönleri de vardı elbette, savaşa bakışı çok iyiydi, bir destan düzmemiş, olumsuz yönlerini güzel diyaloglarla ortaya koymuştu. Yılmaz Erdoğan'ın oyununu beğendim sonra, Cem Yılmaz'a gelince Cem Yılmaz'dı işte. Ne bir eksik, ne bir fazla. Kendini oynamış, Çanakkale Savaşı'na katılsa böyle şavaşırdı muhtemelen. Hele o "Av Mevsimi" filmindeki şarkılı sahneyi buraya da  "Hey Onbeşli" ile taşıması "niye kendini tekrarladı ki" diye düşündürtmedi değil. İstanbul'dan Afyon'a giderken yolun Fethiye Kayaköy'e düşmesi bana epey garip geldi ama yabancılar anlamaz nasılsa :) Sonuçta pek sevmedim ama izlediğime pişman da olmadım, merak edecektim zira. Tavsiye beklemeyin, istiyorsanız izleyin, izlemezseniz de pek bir şey kaçırmış sayılmazsınız.

1 Ocak 2015 Perşembe

1 OCAK



Gelecek, geliyor derken geldi bile 2015, hatta ilk günü yarıladık bile. Dışarda kurşun gibi bir hava ve şakır şakır yağmur var, pek keyifli bir ilk gün değil yani. Oysa bir zamanlar 1 Ocak'da sahile ya da koruluğa gidip piknik yapardık Antalya şehrinde.

Yeni yıla ilk kez 2 kişilik bir aile olarak evde tek başımıza girdik. Her zaman eşlikçimiz olarak ya arkadaşlar, ya çocuklar, ya eş-dost, akraba olurdu. Bu kez bir ilki denedik ve memnun kalmadık, yılbaşı gibi özel günler kalabalıkla güzelmiş. Yine de sülaleyi doyuracak kadar yemek hazırlayıp hevesle oturduk süslü püslü soframıza. Çorbadan sonra iştahım kesildi ama pek lezzetli olan kestaneli pilavımın aşkına yemeye devam ettim. Yarım aldığımız için tek bacaklı olan hindimizin budu ikimize yetti arttı bile. Yılbaşı 3 gün sürse yemek yapmaya gerek kalmayacaktı, kalanları dolaba nakledip ufak tefek mezelerle beyaz renkli sıvımızı yudumlamaya devam ettik. Fonda TV kanallarından birinde abuk subuk bir dizinin sulandırılmış şarkılarla bezenmiş Sibel Can soslu sözde yılbaşı programı vardı. Ege şivesi aşkına göz ucuyla izlemeye devam ettik. Skype'da çocuklarla halleştikten sonra ben mekan değiştirip bilgisayar başına konuşlandım ve eş dostla naklen yılbaşı muhabbetlerine giriştim. Bir ara feci uykum geldi, normalde geceyarılarına kadar yatmayan ben oracıkta sızıverecektim neredeyse. Gözkapaklarımı parmaklarımla açıp çay-kahve içerek geceyarısını bekledim. Yeni yıla girmeden önce Noel Ana şapkamı giyip kendimi havaya soktum. O arada 2015 gelivermiş bile, farkettiğimizde eski yıl geride kalmıştı. Bir yıl daha yaşlanmanın üstüne bir fincan kahve devirip Candy Crush Soda'nın bir türlü geçemediğim leveliyle cebelleştikten sonra daha fazla dayanamayıp bünyeyi uykuya teslim ettim. Hoş geldi 2015, huzur getirsin ülkeye ve dünyaya, sağlık getirsin.


Fotoğraf  salı akşamı gittiğim Opera Sahnesi'ndeki "Yeni Yıl Konseri"nden. Balerin kızımız "Kuğunun Ölümü" dansını yapıyor. Pek leziz bir konserdi. Şu anda da TV'den "Viyana Filarmoni Orkestrası"nın "Yeni Yıl Konseri"ni izliyorum. İzlerken de dünkü hindiden artanlarla sandviç yaptım şalgam suyu eşliğinde götürüyorum. Beyaz et olduğu için arada boğulma tehlikesi atlatıyorum ama şalgam suyu imdada yetişiyor. Viyana Filarmoni'den klasik konser izlerken şalgam suyu içmek pek konsepte uygun olmasa da ben uydurdum valla, nasılsa onlar görmüyor. Şu anda orkestra şefi garsonun getirdiği şampanyayı orkestra elemanlarına dağıttı, şerefe kadeh kaldırıyorlar, ben de ekrana karşı şalgam suyumu kaldırarak eşlik ettim. Konser bitince bulaşık makinesini boşaltmam ve ıslattığım fırın tepsisini yıkamam lazım. İnsan yılın ilk günü daha romantik eylemler bekliyor ama elimizdeki bu, yersek :)

Neyse ben sizlere bir kez daha mutlu yıllar dileyerek sahneden ayrılayım. İşim var, bis yapamayacağım, alkışlayan elleriniz dert görmesin (konserden sonra feci havaya girdim de :) ).

31 Aralık 2014 Çarşamba

YENİ YILINIZ KUTLU OLSUN


Yeni yıl dileği olarak önce sağlık, sonra huzur ve barış. Gerisi nasılsa hallolur.
İyi seneler...


30 Aralık 2014 Salı

EN, EN, EN...


Yılın bitmesine bir kala bir geleneği daha yerine getirip yılın enlerini sıralayalım ki ilerde unutursak dönüp bakalım. Hafıza uçsa da yazı kalır sonuçta ama dileğim hafızamın benden önce değil benimle birlikte yokolması.

Kitap enlerimi sıralamıştım daha önceki yazılarımdan birinde. Diğer etkinliklere gelecek olursam, 73 film izlemişim yıl içinde. Yerli yapımlar arasında birinciliği açık ara "Kış Uykusu"na veriyorum. Onu "Sivas", "Annemin Şarkısı" ve "Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku" izleyebilir. Beğendiğim başka filmler oldu tabii ki ama hepsini yazmam mümkün değil, nefret ettiğim filmse tuhaf bir şekilde Altın Portakal'da Halk Jürisi birincisi olan "İyi Biri" idi. Yabancı yapımlara gelince "The Broken Circle", "Dallas Buyers Club", "La Grande Bellezza", "The Lunchbox", "The Grand Budapest Hotel", "Wadjda", "White God", "Villa Touma" öne çıkanlar arasındaydı. Antalya Opera Sahnesi'nde seyrettiğim 4 bale ayrı ayrı güzel olsa da "V. Murat" şahaneydi. Konser olarak Piyano Festivali kapsamında izlediğim Gürer Aykal yönetimindeki "Gershwin Gecesi"ni çok beğendim. 8 tiyatro oyununa gitmişim, bunlardan 5 tanesi Tiyatro Festivali kapsamında konuk gruplara aitti ve Çin Opera Topluluğu'ndan izlediğim "Arzu Denizi" ile Slovenya Drama Tiyatrosunun sahnelediği "Ben Öldüğümde" unutulmazdı. Gezdiğim sergiler içinde beni en çok etkileyeni ise Erwin Olaf'ın Cermodern'deki fotoğraf Sergisi oldu.

2014 bireysel anlamda ele alacak olursam fazla sorun çıkartmayan bir yıl olarak gelip geçti. Sevdiklerimizin akademik başarılarına tanık olduk, önemli bir sağlık sorunu ve kayıp yaşamadık, küçük ama eğlenceli geziler yaptık-ki kızkardeşle yaptığım 3 günlük İstanbul gezisi başlıbaşına bir güzellikti-, çocuklarla keyifli zamanlar geçirdik. Hayattan büyük beklentiler içinde olmayınca bunlar zaten insanı mutlu etmeye yeten şeyler, keşke aynı şeyleri ülke geneli içinde söyleyebilseydim. 2015'ten bu anlamda en büyük dileğim ülke huzuru ve barışı. Kişisel anlamda yüzüme gülücükler konduran minik anlar da olmadı değil, "İmza: Ben" kitabında yayınlanan mektubumla ilkokul öğretmenimin ruhuna gönderdiğim selam, yılsonu sürprizi "İletişim Edebiyat Takvimi"ndeki küçük öyküm, neredeyse 40 yıldır görüşmediğim çocukluk arkadaşımla geçirdiğim 3-5 gün, sonunda başarabildiğimiz blog arkadaşları buluşmaları, aile toplantıları, bazı kutlamalar hepsi 2014'ü değerli kılan kendi küçük anlamı büyük olaylardı. Benzer güzellikleri 2015'ten de beklediğimi buradan duyurur, bize verdiği emek için eski dost 2014'e sevgi ve selamlarımı sunarım...


28 Aralık 2014 Pazar

2014'ÜN SON HAFTA SONU

2014'ün defterini yavaş yavaş dürerken kendi çapımızda yıl ile vedalaşma çalışmalarına başladık. Bireysel açıdan pek sıkıntı vermediyse de ülkenin canına okudu 2014, ne diyelim yolu açık olsun, gelen gideni aratmasın yeter ki. Bir uğurlama töreni yapalım gidişine 5 gün kala dedik ve dün artık aşina olduğunuz mekanımız Nar Cafe'de buluştuk. Aslında "bütün kızlar toplandık" tarzında bir buluşma olacaktı ama çoğunluğun mazereti olunca beş kişiyle sınırlı kaldık, olsun o da bir şeydir. Antalya Cuma'dan bu yana sürekli ağlıyor, artık gidene üzüldüğünden mi  yoksa yeni bir yıl gelecek diye sevinç gözyaşı mi bilemedik ama Cuma günkü genç misafirlerime pek keyifli olmayan bir Antalya günü yaşattığı kesin. Cumartesi biraz hızını kesse de gözyaşları devam etti, biz de oturduğumuz mekanın denize ve Beydağlarına bakan camlarından sürekli değişen bir bulut show izledik. Buyrun mahrum kalmayın:





Hep bulutlara bakmadık tabii ki, yeni yıl süsleriyle ışıldadık:




Kuru kafalı korsan teknelerine el salladık :)


Yağmurla yıkanmış aleo vera çiçeklerini sevdik.


Ve üstüne kahve eşliğinde bunu götürüp kapanışı yaptık :)

Bugün hava güneşli ya da şimdilik öyle ama ben çok yorgunum. Dün iki adet demonte IKEA mobilyasını kullanılır hale getirinceye kadar kaslarımı epeyce zorladım. Alyan çevirmekten el bileklerim iflas durumda ve yapılacak çok işim var. Her bitiş daha güzel bir başlangıca sebep olsun dileğiyle mutfağa yöneliyorum. Pazarınız güzel geçsin...

25 Aralık 2014 Perşembe

NERGİSLİ BİBLİYOSAL BİLANÇO :)


Sabah erkenden semt pazarına gittim, bir kısım yeşillikle birlikte yukarıdaki güzellikleri aldım. Koklaya koklaya geldim, lakin çok pahalı satıyorlar yafu, 5 sap nergise 2 lira verilir mi? Verdik ayol, ne konuşuyorsam, hatta 10 sapa 4 lira verdim :) Parayı amorti etmek için soldurana kadar koklarım artık. Koklarken bir İzmir, bir Denizli düşer aklıma, halam çıkıp gelir ötelerden, öğretmenliğimin ilk yıllarındaki öğrencilerim gelir, Şeytan Pazarı'nın mis kokusu gelir, İzmir'de yağmurlu bir Pasaport günü gelir, gelir de gelir...

97. kitabımı okuyorum dört nala, yıl bitmeden 100 yapmak niyetim. "İza'nın Şarkısı" Macar yazar Magda Szabo'nun bir eseri. Daha önce YKY'den çıkmış üç kitabını okumuştum, yeni bir çeviri olsa da bassalar diye düşünürken Kanat Yayınları'ndan çıkmış bu 2008 baskıyı görüverdim Babil.com'u kurcalarken. Geleli bir on gün oluyor ama dün gece yatarken aldım elime, 30-40 sayfa okur uyurum derken 120'ye gelivermişim, yarıladım yani anlayın o derece güzel. Sanırım bu yılın benim indimde en iyi yabancı kitabı olacak. Aslında hazır konuyu açmışken bir okuma bilançosu çıkarayım şuracıkta dursun, arzu edenler fikir alsın, etmeyenler bakıp geçsin ya da bakmadan geçsin :)

Bu yıl çok parlak okumalar yapmadım itiraf edeyim, bir heyecan elime aldığım pek çok kitap fos çıktı, ummadığım bazıları ise "vay be!" dedirtti. Gerek kişisel, gerek "Bibliyomanyaklar" blogu için okuduklarım içinde unutulmazlar çekmecesine atacağım çok az şey oldu. Yerlilerden benim için yılın kitabı Ayfer Tunç'un "Dünya Ağrısı" ve Mehmet Eroğlu'nun "9,75 santimetrekare"si oldu. Yine Emrah Polat'ın "Alocu Tilkinin Serencamı", Emrah Serbes'in "Deliduman"ı, Şöhret Baltaş'ın "Annemle Konuşmalar"ı bu yılın "en"leri arasına girebilir. Çok sevdiğim polisiye dalında ise Hesna Onbaşı'nın "Süleyman'ın Kuyuları" ve Algan Sezgintüredi'nin "Maktulün Şansı" liste başına yerleştiler. Esra Türkekul'dan ise 2015 için bir Berna macerası daha beklemekteyim. Yabancı yazarlara gelince yukarıda bahsettiğim "Iza'nın Şarkısı" bir numaraya yerleşti bile bitmeyi beklemeden. Geçen yıl "Dolambaç"ını okuyup sevdiğim Gerbrand Bakker'in "Yukarıda Ses Yok"u, Juli Zeh'in okuduğum 3 kitabı, Raymond Carver'ın "Katedral"i ve Alice Munro'nun "Firar"ı "biz de varız" diyenler arasındaydılar. Ve o toraman gövdesi ve yüzlerce kahramanı ile Mo Yan'ın "İri Memeler Geniş Kalçalar"ı pek çok kitabı bir popo darbesiyle ekarte edip öne geçti.

Tabii hepsi bu kadar değil, bunlar en sevdiklerim oldu ama okuduğuma pişman olmadığım başka kitaplar da var o 97'nin içinde, merak ediyorsanız blogun yan tarafında tam listeyi görebilirsiniz. Ödül almış pek çok kitabı nefret ederek okuduğum hatta yarım bıraktığım oldu. Kitap blogumuzda kitabını olumsuz eleştirdiğimiz için bir yazarın bizimle adeta mahalle kavgası yapması da bu yılın unutulmazları arasına girdi.

Ve diyorum ki, bir gün bu dünyadan çekip gittiğimde-düşünecek vaktim olursa eğer-en çok benden sonra basılacak ve okuyamayacağım kitaplar için üzüleceğim. O yüzden durmak yok, okumaya ve okuma sırası gelmese de kitap almaya devam...

23 Aralık 2014 Salı

YIL BİTMEYE YAKIN


Şaka maka yoruldum bugün. Kahvaltımı yapar yapmaz son kalan kartlarımı ve kargolarımı toparlayıp sokağın köşesindeki PTT şubesine gittim. Görevli hanımla aramız çok iyi, beni yormadan sakin sakin ve güler yüzle hallediyor işlerimi. Başka PTT şubelerindeki görevliler kitap kargosundaki indirim bitti diyerek başlarından savdıkları halde bu uzun uzun uğraşıp siteyi açıp indirimli yolladı kitaplarımı yıl boyu sağolsun. Postane sonrası market alışverişi yapıp eve döndüm, kolları sıvayıp üçüncü tertip yılbaşı kurabiyesi yapımına giriştim. En lezzetli parti de bu oldu galiba. Sonra kurabiyelerin bir kısmını paketleyip, yanına bir de minik hediye ekleyip PTT şubesindeki hanıma yeni yıl armağanı olarak götürdüm. Ardından arabaşı çorbası pişimeye giriştim. Arabaşı çorbasını bilenler bilir; hindi, tavuk ya da av etiyle yapılan ve özel hamuru eşliğinde yenen acı ve sıcak bir çorbadır. Çocukluğumda komşumuz Nimet teyze yapar, komşuları davet ederdi, güle oynaya yerdik. Hatta bununla ilgili bir anımı yazdım, İletişim Yayınları'nın bu yıl çıkardığı 2015 Resimli Edebiyat Takvimi'nde yer aldı. Sahi, siz aldınız mı bu takvimi, almadıysanız tavsiye ederim, çok beğeneceksiniz. 


İşte bugünlük böyle, başım ağrıyor. Gidip bir ağrı kesici alayım sonra da kitabımla köşeye kıvrılayım. Kalın sağlıcakla...
Ha unutmadan, yeni headerimi beğendiniz mi?