.

.
.

18 Kasım 2013 Pazartesi

SIĞINMA EVLERİNE DESTEK KAMPANYASI


Atalet arkadaşımın başarıyla yürüyen Van'daki çocuklara yönelik "Şefkatle ilmek ilmek buzları eritiyoruz" kampanyasından cesaret alarak bir kampanya da sığınma evlerinde kalan kadınlar için başlatalım dedik. İlk elden öğrendiğim bilgilere göre giysi ihtiyacı çok fazla imiş. Kadın, kız çocuk ve erkek çocuk giysisi yollamak istiyoruz. Yeni alabileceğiniz gibi temiz ve kullanılabilir durumdaki 2. el giysileri de yollayabilirsiniz. Aşağıda vereceğim adreste toplanan giysiler buradan ihtiyaç sahibi sığınma evlerine ulaştırılacaktır. Desteğiniz ve katkılarınız için şimdiden çok teşekkür ediyorum. Facebook sayfamızdan gelişmeleri takip edebilirsiniz. Ayrıca blogdan da haberleri alabilirsiniz. Facebook sayfasının linki:


Yardımlarınızı göndereceğiniz adres:

Ankara Üniversitesi 
Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi (KASAUM) İletişim Fakültesi
Cebeci/ANKARA

Bir kez daha teşekkürler ve sevgiler...

17 Kasım 2013 Pazar

PARKTA BİR SONBAHAR GÜNÜ

Diz sorunsalı nedeniyle gerçekleştiremediğim yürüyüşlere sonbaharın renkleri solmadan başladım nihayet, bugün parkı adım adım arşınladım. Bıraktığımda henüz yeşil olan Amerikan asmaları en güzel giysilerini geçirmişlerdi üstlerine:


2 yaşlı çifte rastladım yürürken; ilk çift bir bankta oturuyordu ve kadın olan eşine elindeki kitabı yüksek sesle okuyordu. Diğeri karşımdan geldi, 70'in çok üstünde oldukları aşikardı ve adam yaşlılıktan şikayet ederken karısı atılıp "Yapma böyle şekerim, daha genceciksin sen" derken öyle bir şefkatle baktı ki adamın yüzüne hislendim vallah :)

Maymunçıkmaz ağaçlarını özlemişiz, gelmişken görelim dedik ve gördük ki çiçek açmışlar:


 


Çınarlardan sonra en çok maymunçıkmazların dibinde kuru yaprak vardı, belki de geçen yıldan kalmaydı, daldakiler hala yeşil çünkü:


Maymunçıkmaz ziyaretinden sonra baktık Cam Piramit'in önü kalabalık, "Yöresel Ürünler Fuarı" varmış, bir girip görelim nicedir dedik ve girdiğimize pişman olduk. İğne atılsa yere düşmeyecekti çünkü, dar attık kendimizi dışarı.

Dönüş yoluna vurduk, Altın Portakal heykelinin yanındaki ağaçtan altın olmayan iki tane turunç kopardım, hırsızlığım bununla kalmadı, meşe çalılarından palamut, delice zeytinden barış için zeytin dalı yürüttüm :) Sonra da bir cafeye oturup turunç kokusuna buladığım parmaklarımı koklayarak kahve içtim:

Güneş batıyordu ama batarken el fenerini açık unutmuştu, eh naçizane manzaramız da bu oldu:



16 Kasım 2013 Cumartesi

ETKİNLİKLERE DEVAM

"Erken kalkan yol alır" diye boşuna dememiş atalarımız. Bu sabah 6'da uyandım, normalde de uyanırım ama şöyle bir gözümü açıp etrafa bakar, kaldığım yerden uykuya devam ederim. Bu defa öyle yapmadım, abajuru yaktım, elime "Venüs"ü aldım, gece bıraktığım yerden okumaya başladım. Çok sıkılmıştım dün okurken, araya uyku molası girince devam edebildim. 30-40 sayfa kadar okuyup tabletle değiş-tokuş yaptım. Tabii ki "Candy Crush Saga" oynamak için. Kargalara kahvaltı olarak patlayan şekerler ikram etmek lazım ara sıra. 303. levele ulaşıp yataktan kalktım. El, yüz, diş vs zorunlulukları halledip mutfağa daldım. Terbiyeli kereviz pişirip bir kavanoz yeşil domates turşusu kurdum. 2 kilo kapya biberi közleyip kabuklarını soyarak buzluğa attım, mutfağı toparlayıp evin kalan yüzde 50'si uykuda olduğu için kendime hazırladığım kahvaltıyı tepsiye koyup bilgisayarın başına çöreklendim. Saat henüz 9 bile olmamıştı. Bundan sonra erken kalkmaya karar verdim ama ne kadar uygulamaya koyarım Allah bilir, neyse karar vermek de önemli bir şeydir. 

Sanatsal etkinlere geri dönmüştüm ya, bugün ikinci partiyi gerçekleştirdim. Öğleden sonra "Aspendos, Yüzyılların Aşkı" isimli baleyi izlemeye gittim Opera Sahnesi'nde. Şahaneydi.




Aspendos Antik Tiyatro'nun yapım aşamasının dramatize edilip baleye uyarlandığı görsel ve işitsel bir şölendi izlediğimiz. Tüm emeği geçenler varolsun. Şimdi gidip karnımı doyurayım, sonra da "Venüs"ü bitireyim. İyi bir hafta sonu dileğiyle...


15 Kasım 2013 Cuma

VE ETKİNLİK CANAVARI UYKUDAN UYANIR

Oh, sonunda sosyal hayatıma tekrar yatay geçiş yaptım. 10 gündür evde dizimi pışpışlamaktan, bir kere pazara, bir kere de bankaya gitmekten başka bir şey yapmamıştım. Gün itibarıyla içimdeki etkinlik canavarı uyandı, dizime uslu durup ağrımaması için gerekli diskuru çektim ve kendimi Piyano Festivali kapsamındaki "Ferhan&Ferzan Önder" dinletisi için yollara vurdum. 

  

Yaşlarını bilmesem konservatuardan yeni mezun sanacağım iki hoş ve sempatik kadın bize şahane bir dinleti sundular. 


Astor Piazzola ile başlayıp Chick Corea ile devam eden, Fazıl Say'ın kendileri için özel bestelediği bir parça ile hayran bırakan konser Lizst'in 4 el için Macar Rapsodisi ile sona erdi.


Piyanodaki yeteneklerinin yanısıra zerafetleri, sempatiklikleri ve tevazuları ile de göz dolduran iki kardeşin gençlik sırlarını da merak etmedim desem yalan olur. Sanırım yaptığı işi sevmek en büyük etken insanın ışıldaması için. 


Yine Chick Corea'dan çocuklar için bir parça ile bis yaparak sonlandırdılar konseri. Yağmurlu havanın getirdiği kasvet dağıldı, salondan çıkarken biz de ışıldıyorduk. Ne diyeyim piyano çalan elleri dert görmesin...


14 Kasım 2013 Perşembe

ÖRGÜ, VAN, ÇOLUK-ÇOCUK, PAZAR, KİTAP, ZEYTİN, KASIMPATI FALAN FİLAN...

Antalya'da yazdan kalma güneşli günlere devam. Artık pastırma mı, sucuk mu, neyin yazı bilmem ama hâlâ kapı pencere açık, hâlâ kısa kollu tişörtlerle dolaşıyoruz ve hâlâ sadece battaniye ile yatıyoruz, henüz yorgana geçiş yapmadık. Plajlar da denize giren insanlarla dolu. Lakin dizimi dinlendirmek amacıyla bu güzel havaları evde kapanarak geçirdim. Yine de sıkılmadım, kitaplar, filmler ve bilgisayar var olsun. Bugün hafiften ağrım olsa da artık bir pazar ziyareti yapma zamanıdır dedim ve bir üst sokakta kurulan semt pazarına çıktım. Aman da aman sonbaharın tüm renkleri tezgahlara toplanmış, insanın içi açılıyor. Öncelikli olarak çocuk giyimi satan bir hanımın tezgahına yanaştım. Malum Atalet'im "Şefkatle ilmek ilmek buzları eritiyoruz" adıyla, Van'daki çocukları ısıtmak amaçlı bir kampanya başlattı, geçen yazımda da bahsetmiştim. Kaçırdıysanız buradan detayları öğrenebilirsiniz:
Facebook sayfası da burada:

"Carpal Tunnel Sendrom" denilen bir illetten muzdarip olduğum ve örgü örerken ilk sıradan sonra parmaklarımda uyuşma yaşadığım için ben hazır alarak dahil olmak istedim kampanyaya ve satıcı kadının önüme koyduğu atkı-bere-eldiven takımlarına bakarken bir yandan da sohbet etmeye başladım. Van'a yardım amaçlı aldığımdan bahsettim. O sırada arkamdan bir ses geldi: "Aaa Van'a göndereceklermiş yardım için" ve hemen akabinde bir kadın tezgaha yanaştı, bir takım alıp parasını ödedi ve elime tutuşturup "bu da benden olsun Van'daki çocuklara" diyerek uzaklaştı. Arkasından bakakaldım teşekkür etmeye çabalarken. Hafifledim, sevindim, hâlâ böyle güzel yürekli insanlar olduğu için mutlu oldum. Alttaki bere takımlarının mavi olanı adını bilmediğim o yüce gönüllü kadının Van'lı miniklere armağanı:


Kadının jestiyle gülen gözlerim kızılcık tezgahındaki fiyat etiketini görünce şaşkınlıkla açıldı: Rakamla 15, yazıyla onbeş. Kızılcık ne ara terfi etti yahu 15 liraya satılacak :) Yan tezgahta da fasulye vardı, ben sahibinin yalancısıyım, üstüne "Öz, gerçek, hakiki Ayşe" diye yazmıştı. Fatma falan sanmayın yani, has Ayşe :) Yeşillik satan kadınsa önünde duran demetleri fazla karıştıran kadınların ardından "taş yiyin" diye bağırdı, buradan ifşa ediyorum :) Bunca pazar macerasından elimde muşmula, bal kabağı ve Arap kızı elma poşetlerine ilaveten bir saksı sarışın kasımpatı ile döndüm ve çiçeklerimi koklayarak Aralık ayının "Bibliyomanyaklar" ödevi "Venüs"ü okumaya başladım.


Zaten günüm sabah kendi ağacımızdan toplayıp kendimin kırıp tatlandırdığı yeşil zeytinleri yiyerek güzel başlamıştı:


Ardından bu keyifli pazar macerası dizimin ağrısını bile unutturdu. Şimdi ben muşmula yemeye gidiyorum. Siz de Ataletimin kampanyasına ilgi gösterin, "Bibliyomanyaklar" bloguna bakmayı ihmal etmeyin ve Antalya'dan selamlarımı kabul edin...

11 Kasım 2013 Pazartesi

ÖZETLE



Perşembe'den bu yana süren sessizliğimi öncelikle bir duyuru ile sonlandırayım. Takipçilerim Atalet dostumu bilirler. Hafta sonu bir etkinlik başlattı. Van'da, konteynerlerde soğuğa direnmeye çalışan depremzede çocuklara atkı, bere, eldiven örüp göndermek için başlattığı bu güzel hareketin adı da kendi kadar güzel: "Şefkatle ilmek ilmek buzları eritiyoruz". Daha detaylı bilgi edinmek için şu linke bir TIK lütfen. Facebook sayfası için de buraya TIK. Tıkladınız mı, o zaman haydi bakalım pamuk eller şişlere :)

Bana gelince; biliyorsunuz Salı akşamı düşmüş ve dizimi fena halde çarpmıştım. O yüzden sürekli evde, istirahat modunda geçirdim günleri. "Downton Abbey" 4 sezonu ardı ardına izleyip bitirdim. Yeni bölüm ve yeni sezonları sabırsızlıkla bekliyorum. "Black Mirror" isimli yeni bir diziye başladım. Magda Szabo'dan "Yavru Ceylan" ve Uygar Şirin'den "Anne, Tut Elimi" isimli kitapları okudum, Hakan Günday'ın "Daha"sını yarıladım. Hakan Günday takipçilerinden olduğum ve tüm külliyatını okuduğum için "Daha" beni şaşırtmadı, bu adamın her kitabı bir taş gibi oturuyor yüreğinize. Ve umutsuzca bir kez daha anlıyorsunuz ki insanoğlu gerçekten kötü.

Doğal olarak "Candy Crush Saga" ile olan düzeyli ilişkimi de sürdürdüm, 298. leveldeyim. Bugün 300'e ulaşmak gibi bir ümidim var. Sonra bilgisayarda en sevdiğim oyunlardan birinin yeni versiyonuna kavuştum: "Delicious Emily's Honeymoon Cruise".  Aman ne keyifli, bütün gece yemek pişirip servis yaptım gemidekilere :)

Bu hafta dizim tekrar su koyuvermezse evden çıkmadan geçirdiğim günleri telafi etmek niyetindeyim. Malum Piyano Festivali başladı, gitmeyi planladığım 2 konser ve hafta sonu da bir bale var. Ya kısmet diyor ve sevgilerimi yolluyorum...


7 Kasım 2013 Perşembe

ZEYTİNCİ GELDİ HAANİM :)


 

İki gündür yerde bir tezgah kurdum, hababam zeytin kırıyorum. Yıllardır yeşil zeytinimizi kendimiz yaparız, 2 yıldır da ürünler bahçemizin ağaçlarından. Öyle olunca daha da bir keyifli oluyor.  Ben kırma seviyorum ve kendi zeytinimi kendim kırıyorum, dilme ve salamura olanları ise hane halkının geri kalan %50'si hallediyor. Sabah son partiyi de bitirdik ve suları değiştirilmek üzere sıraladık bidonları, mutfakta adım atacak yer kalmadı ama tatlanıncaya kadar katlanacağız (amanin pek de kafiyeli oldu:).

Zeytin faaliyetine giriştiğimiz günün akşamı, bir ziyaretten dönerken evin önünde düştüm, hem de pek berbat bir şekilde. Zaten her tür deformasyona sahip dizimi kaldırımın kırık olan sivri taşına fena halde çarptım. O günden beri ayağımın üzerine basmakta zorlanıyorum. Sağolsun, blog aracılığıyla tanışıp dost olduğum uzman doktor arkadaşım beni çeşitli şekillerde kontrol altına aldı, tavsiyeleriyle bugün daha iyi durumdayım. 2-3 gün daha dinlendirirsem normale dönmeyi umuyorum. Bu aralar pişmiş tavuk modundayım, başıma gelmeyen yok, önce tepeme dolap kapağı düştü, kafa kalınmış kolay atlattım lakin dizim başımdan daha hassas olduğu için etkilendi biçare :) Bununla bitmiş olsun diyorum kendi kendime ve hafta başı kahvemi karşısında içtiğim manzarayla huzurdan ayrılıyorum...