.

.
.

OSCAR-ALTIN KÜRE FİLMLERİ CHALLENGE





THE SQUARE/KARE

Yön:
Ruben Östlund 

Oyn:
Claes Bang
Elisabeth Moss
Dominic West
Terry Notary

İsveç-Danimarka-Almanya-Fransa yapımı

"The Square" Cannes'de Altın Palmiye'yi kapmış bir film, Oscar'a da "Yabancı Dilde En İyi Film" dalında aday. Hayli uzun olmasına ve çok tempolu bir film olmamasına rağmen ben sevdim ama herkes sever mi bu konuda şüpheliyim. Daha önce "The Tourist" isimli filmini de çok beğendiğim yönetmen Ruben Östlund "The Square"da ana tema olarak modern sanatı konu almış. Çağdaş bir müzenin küratörlüğünü yapan Christian "Kare" adıyla düzenlenecek bir enstelasyonun hazırlıklarını yaparken şehirde bir yankesiciye cüzdanını ve telefonunu kaptırır. Çaldırdığı eşyalarını ele geçirmek için uğraşı içine girdiğinde karşısına çıkan olaylar ve galerideki hazırlıklar hayatını karmaşık bir hale getirir. Film Christian'ın yaşamı üzerinden sanatsal özgürlükler, sansür, göçmen sorunu, dilencilik, evsizlik gibi bazı sosyal konulara da el atmış. Filmin en can alıcı sahnelerinden biri sona doğru perdeye yansıyan ilginç bir performans gösterisi, spoiler vermemek adına ne olduğunu söylemeyeceğim ama izlenmeye değerdi. IMDb puanı 7,5 olan film çağdaş sanata meraklı olanların seveceği türden ilginç bir yapım. 




VICTORIA&ABDUL

Yön:
Stephen Frears
Oyn:
Judi Dench
Ali Fazal
Eddie Izzard
Adeel Akhtar

İngiliz-ABD yapımı

Gerçek hayattan uyarlanmış tarihi bir öykü izliyoruz filmde. Üzerinde güneş batmayan imparatorluk olarak adlandırıldığı dönemlerin İngiltere kraliçesi olan ve en uzun süre tahtta kalma ünvanını elinde bulunduran Victoria kocası Albert'in ölümünden sonra sürekli siyahlar giyip kocasının yasını tutan bir duldur. Lakin uşağı John Brown ile olan ilişkileri de kafada sorular uyandırmaktadır. Abdul kraliçenin tahta çıkışının 50. yılında ona bir hediye sunmak üzere arkadaşı Mohammed ile Hindistan'dan İngiltere'ye gönderilen Agra'lı bir hapishane yazıcısıdır. Uşak olarak görev yaparken kraliçenin dikkatini çeker ve "münşi" olarak kraliçenin hocası ve en yakını pozisyonuna geçer. Tabii bu olay saray dedikodularına ve entrikalarına neden olsa da Victoria ölene kadar Abdul'u yanında tutup onu ünvanlara boğacaktır. 
Solda Judi Dench ve Ali Fazal'ın canlandırdığı Victoria ile Abdul Karim, sağda ise gerçek Victoria ile Abdul görülmekte. Keyifli bir seyirlikti, IMDB puanı ise 6.8






PHANTOM THREAD

Yön:
Paul Thomas Andersen
Oyn:
Daniel Day Lewis
Vicky Kreps
Lesley Manville

ABD yapımı

James Reynolds 1950'li yılların Londra'sında sosyeteye giysiler hazırlayan bir modacıdır. En  büyük desteği, yardımcısı, vazgeçilmezi kızkardeşi Cyril'dir. Diktiği muhteşem kostümlerle zengin ve ünlü kadınlardan hatırı sayılır kadın hayran kitlesi vardır. Hayatına aldığı ve model olarak kullandığı sık sık değişen kadınların sonuncusu Alma'dır. Onun da akibetinin diğerleri gibi olacağı beklenirken bu genç irisi entrikacı kadın Reynolds'u bir şekilde kendine bağlayacaktır.
Gerçek bir hikayeden uyarlanan filmi genel olarak sevdim ama filmin ötesinde Daniel Day Lewis'in oyunu beni adeta büyüledi. Modacı Reynolds'un ruhunu tam anlamıyla yansıtmıştı. Umarım aday olduğu "En İyi Erkek Oyuncu" Oscar'ını kucaklar. Filmde ayrıca şahane kıyafetler de mevcut, kadın izleyiciler için bir nevi görsel şölen yani. IMDb puanı: 8






BATTLE OF SEXES/EZELİ REKABET

Yön:
Jonathan Dayton-Valerie Faris
Oyn:
Emma Stone
Steve Carell 
Andrea Riseborough
Sarah Silverman

İngiliz-ABD yapımı

Öncelikle filmin adının niye saçma sapan Türkçeleştirildiğini anlamadığımı belirteyim, bu film isimlerinin Türkçe'ye çevirileri hakikaten sorunlu. "Cinsiyetlerin Savaşı ya da Çekişmesi" gibi bir ismin nesi vardı ki, neyse gelelim konuya. Bu yıl Oscar spor alanına el atmış galiba. Henüz izlemediğim "I, Tonya" da buz pateni, burada tenis. Gerçek hayattan alınma bir konu. 1973 yılında ünlü kadın tenisci Billie Jean King ile eski şampiyon ve profesyonel tenişçi Bobby Rigs arasındaki ünlü karşılaşma ve öncesi anlatılıyor. Esasen maçın sonucundan ziyade sebebi önemli. Kadın tenisçilerle erkek tenisçilere vadedilen ödülün eşitsizliğinden başlıyor olay. Bir grup kadın tenisçi ulusal birlikten ayrılıp kendi birliklerini kuruyor ve kendi turnuvalarını düzenliyorlar. İş bir süre sonra cinsiyetler arası bir savaşa dönüşüyor ve bu efsanevi tenis maçına kadar uzanıyor. Önemli bir konu ve güzel bir film. Temposunu hiç bozmadan sonuna kadar izletiyor. Stone ve Carell'in oyunculukları da etkileyici. IMDb puanı: 7






FANTASTIC WOMAN/UNA MUJER FANTASTICA/MUHTEŞEM KADIN

Yön:
Sebastian Lelio
Oyn:
Daniela Vega
Francisco Reyes
Luis Gnecco
Paulina Garcia

Şili, Almanya, İspanya, ABD yapımı

Marina geceleri bir klüpte şarkıcılık, gündüzleri ise garsonluk yapan trans bir kadındır. Kendinden hayli yaşlı sevgilisi bir gece ani bir kriz sonucu ölünce önce suçlu olmadığını ıspatlamak zorunda kalır, sonra sevgilisinin ailesiyle sorunlar yaşar. Film boyunca toplumdaki insanların çoğunun trans bireylere bakışının ne kadar önyargılı olduklarını izliyoruz. Oldukça güzel işlenmiş bir konu, homofobi ve transofobiye karşı hayli açık mesajlar veriyor. Başroldeki Daniela Vega gerçek hayatında da trans bir birey ve lirik şarkıcı. Oldukça iyi bir oyun sergiliyor. Filmi beğeniyle izledim ben, izlemek isteyenlere de tavsiye ederim. "Yabancı Dilde En İyi Film" dalında Oscar adayı olan  filmin IMDb puanı 7,5






THE POST

Yön: 
Steven Spielberg
Oyn:
Meryl Streep
Tom Hanks

ABD yapımı

Aslında konuyu okuduğumda nasıl bir filmle karşılaşacağımı üç aşağı-beş yukarı tahmin ediyordum, yanılmadım. Filmi Steven Spielberg yönetse de, bayıldığım Meryl Streep ile Tom Hanks başrolleri paylaşsa da, film çok önemli toplumsal mesajlar verse de ben fena halde sıkıldım arkadaşlar. Film bir şekilde sızdırılan Pentagon belgelerinin Washington Post gazetesinde yayınlanmasını engellemek isteyen Nixon yönetimine karşı verilen hukuk mücadelesini konu alıyor. Post'un editörü Ben Bradlee ve yayıncı Katharine Graham'ın çabalarıyla sonunda kazanan basın oluyor. Önemli bir konu haliyle ve güzel işlenmiş ama Oscar'a aday olacak neyi vardı anlayamadım. Meryl Streep keza, yeter artık ya, şu kadını bir rahat bırakın, bu filmdekinden çok daha muhteşem roller oynadı, ayıp olmasın diye mi, yoksa alışkanlıktan mı her yıl her yıl aday listesine konuyor bilemedim. Yanlış anlaşılmasın kendisi idolümdür, öyle çok severim ama yani filmde çok da ilginç bir performans göremedim. Bildiğimiz Meryl Streep'ti işte, her daim başarılı, hatta bazen ses tonu bana Julia&Julia'daki  Julia Child'i hatırlattı, ekrandan gözümü ayırdığım zamanlarda "Noluyoruz ya?" falan dedim :) Kısacası türün tutkunu iseniz buyurun izleyin diyeceğim. IMDb puanı 7.4






PARAMPARÇA/IN THE FADE

Yön: 
Fatih Akın
Oyn:
Diane Kruger
Numan Acar
Ulrich Tukur

Alman-Fransız yapımı

Filmi daha önce hiç gitmediğim, alışık olmadığım bir AVM salonunda izledim, son derece sevimsiz bir mekan, oturulunca en az 10 santim derine inilen çiftli koltuklar ve grimsi loş bir ortamdı.  Lakin el mahkumdu, zira filmin gösterime girdiği tek salon orasıydı. Bakmayın oynayanlara üç isim yazdığıma, aslında birkaç isim daha eklenebilir ama filmi baştan sona alıp götüren olağanüstü oyunuyla Diane Kruger'di. Torbacılıktan Almanya'da bir hapishanede yatan Nuri içerdeyken Katja ile evlenir ve tahliye olduktan sonra oğulları Rocco doğar. Rocco 6 yaşında iken Nuri'nin işyeri önüne konan bir bombanın patlaması sonucu babası ile birlikte hayatını kaybeder. Bombayı Katja'nın ve bazı tanıkların ifadeleri doğrultusunda Neo-Nazilerin koyduğu tesbit edilir ve iki zanlı tutuklanır. Gerisi Alman adaletinin işleyişi ve Katja'nın çabaları. Spoiler vermemek adına daha fazla yazmayacağım ama filmden çıktığımda enim konum gerilmiştim. Filmi çok beğendim, filmden öte Diane Kruger'in müthiş yorumuna çarpıldım, bu kadar gerilmemin sebebi de onun inandırıcı oyunculuğu idi. Filmi izleyin derim, pişman olmayacaksınız. 
IMDb puanı: 7.3








ON BODY AND SOUL/BEDEN VE RUH

Yön: 
Ildiko Enyedi 
Oyn:
Geza Morcsanyi
Alexandra Borbely 
Zoltan Schneider
Ervin Nagy

Macar yapımı

Bu çelınç kapsamında bugüne kadar izlediğim filmler içinde en beğendiğim üç tanesinden biri, daha doğrusu en beğendiğim oldu. Geyiklerin salındığı müthiş doğa sahneleriyle açılıyor film, bunların rüya sahneleri olduğunu film ilerledikçe anlıyoruz. Bu kadar görkemli ve estetik rüyaların yanında gerçek sahneler oldukça sert ve kanlı, çünkü film bir mezbahada geçiyor. Kontrolör olarak işe yeni giren bir doktor kadın ve sol kolu hareketsiz patron arasında bir yakınlaşma sözkonusu. Ancak otistik olduğunu düşündüğüm kadın son derece asosyal, düzen saplantılı, kuralcı, erkekse onun kadar olmasa da içine kapanık ve yalnız biri. Çarpıcı metaforlarla devam eden filmde çiftin aynı rüyaları gördüğünü öğreniyor ve aralarındaki tuhaf ilişkinin gelişimine şahit oluyoruz. Daha fazlası spoiler olacağı için bu kadarla bırakayım. Oyunculuklar şahane, bazı sahneler çok sert ve kanlı. Ancak özellikle yapılmış, filmin anlatmak istediğini güçlendiriyor. Yine de kan görmek rahatsız edecekse izlemeyin derim, sonuçta filmin mekanı da hayvanların kesildiği bir mezbaha. 
Benim yabancı film dalında en kuvvetli adayım oldu film, zaten Berlin'de de Altın Ayı'yı kapmış. IMDb puanı ise 8.1






GET OUT/KAPAN

Yön: 
Jordan Peele
Oyn:
Daniel Kaluuya
Allison Williams
Catherine Keener
Bradley Whitford

ABD yapımı

Genelde korku ve gerilim filmleri ilgi alanıma girmez, afişte yüzünde dehşet ifadesiyle adeta elektrikli sandalyeye oturmuş gibi görünen siyahi genci görünce zaten filmi izlemeyi mümkün olduğunca ertelemiştim ama nereye kadar? Madem bu çelınca baş koyduk, korkmak var, dönmek yok :)

Açıkcası son birkaç dakikaya kadar sıkılmadan izledim ama böyle bir filmin Oscar adayı olması da biraz tuhaf geldi. Film genç, sağlıklı, enerjik bir siyahi genç olan Chris'in beyaz tenli sevgilisi Rose'un kullandığı araba ile Rose'un büyük bir malikanede yaşayan ailesini ziyarete giderken yolda bir geyiğe çarpmalarıyla başlıyor. Tekinsizlik de oradan başlıyor zaten. Bir şekilde ulaştıkları görkemli malikanede ırkçı olmadıkları Rose tarafından ileri sürülen, hastalarını hipnozla tedavi eden annesi, beyin cerrahı babası, sayko görünümlü tıp öğrencisi erkek kardeşi tarafından karşılanıyorlar. Ayrıca tuhaf davranışlı, robota benzeyen siyahi bir karı-koca yardımcı da malikanede yaşamaktadır. Önceleri normal başlayan ilişki daha akşam yemeğinde sarpa sarmaya başlarken bundan sonrasını anlatırsam spoiler vermiş olacağım için de merak buyurduysanız buyrun izleyin diyorum. 

Filmin IMDb puanı 7.7 ve dereceye girme şansı var mıdır, kararsızım...






THREE BILLBOARDS OUTSIDE EBBING MİSSOURI

Yön:
Martin McDonagh
Oyn:
Frances McDormand
Woody Harrelson
Sam Rockwell

İngiltere-ABD yapımı

İsmini yazmakta ve söylemekte zorlandığım bu filmi hiç zorlanmadan, büyük bir keyifle izledim. Aslında tecavüz gibi itici bir konu çıkış noktası olmasına, yer yer sert sahneler bulunmasına rağmen kimi zaman gülümseme ile izlenebilen, kimi zaman ters köşe olduğunuz bir film. Tecavüz edilerek öldürülen kızının failinin hala bulunmaması üzerine polis şefinin yolu üzerindeki üç billboardı kiralayıp konu ile ilgili afişler astıran bir annenin aldığı tepkileri ve çabalarını izliyoruz filmde. Olive Ketteridge adlı mini dizide de soğuk nevale bir ev kadınını canlandıran Frances McDormand aynı soğuklukla döktürmüş rolünde. Gülümsediği bir-iki sahne dışında buzlar kraliçesi ama o sahnelerde çok sevimli. Alıştığımız polisiye ya da tecavüz filmlerine benzemeyen ilginç bir film "Three Billboards.........". Benim en kuvvetli Oscar adayım, keza En İyi Kadın Oyuncu (Drama) dalında altın Küre'yi kapan Frances McDormand'ın Oscar heykelciğini de kucaklayacağını umuyorum. Filmin IMDb puanı: 8.3





DUNKIRK

Yön:
Christopher Nolan
Oyn:
Mark Rylance
Tom Hardy
Fionn Whitehead

ABD, Fransa, İngiltere, Hollanda yapımı

2. Dünya Savaşının en önemli  olaylarından biri olan Dunkerque Tahliyesini konu alan film Oscar'ın en önemli adaylarından biri. Etrafları düşman askerleri tarafından sarılan yüz binlerce İngiliz ve müttefik askerinin denizle düşman arasında, bir yandan hava hücumu sürerken kurtarılmalarını perdede seyretmek insanın kendini savaşın ortasında gibi hissetmesine sebep oluyor. Film gerçekten teknik açıdan çok kuvvetli ve çok gerçekçi çekilmiş. Sanırım adaylıkta bu kadar iddialı oluş sebebi de bu. Türün bağımlılarını ciddi anlamda etkileyecek bir film. Gelgelelim ben sonunu zor getirdim. Bomba gümbürtüleri, uçak sesleri, çığlıklar, cesetler, yaralılar, patlamalar, çatlamalar, denizde cebelleşmeler gerim gerim gerdi. Normalde 2. Dünya Savaşı filmleri izlemeyi severim ama bu beni çok yordu. Meraklısı içinse tam seyirlik. IMDb puanı: 8.1







LADY BIRD (UĞUR BÖCEĞİ)

Yön: Greta Gerwig
Oyn:
Saiorse  Ronan
Laurie Metcalf
Tracy Letts

Greta Gerwig adına "Frances Ha" ve "Mistress America" filmleri ile aşina idim, yönetmenlik yaptığı ilk film olan "Lady Bird"in baş oyuncusu Saiorse Ronan'i ise evvelki yılın Oscar adaylarından olan "Brooklyn"de izlemiştim. "Loving Vincent"e dahil olan oyunculardan da biriydi yanlış hatırlamıyorsam. Kendisine konmuş Christine adından hoşlanmayıp ısrarla "Lady Bird" denmesini isteyen ergenliğin sonlarındaki bir genç kızı canlandırıyor Saiorse Ronan filmde. Üniversite seçmek, sevgili bulmak, eğitim gördüğü Katolik lisesinde matematik notunu yükseltmek, ailecek yaşanan maddi zorluklara göğüs germek, daha iyi bir yaşama  ulaşabilmek gibi dertlerinin arasında en önemlisi ise sürekli çekiştiği ama aslında çok benzediği annesine kendisini beğendirebilmek. Sade ve sıcak bir öykü "Lady Bird". Saiorse Ronan'ın doğal oyunculuğu göz dolduruyor. Zaten bu filmdeki rolü ile de "Altın Küre En İyi Kadın Oyuncu" ödülünü kapmış bile. Filmin IMDb puanı ise 8.



LOVING VINCENT

Yön: 
Dorota Kobiela-Hugh Welchman
Oyn:
eleanor Tomlinson
Jerome Flynn
Saiorse Ronan
Chris O'Dowd
Aidan Turner
......

"Loving Vincent"i Antalya Film Festivali'nde özel gösterimler kuşağında sunulmuştu. Böyle bir filmin nasıl çekilebildiğine, yönetmenin ve teknik ekibin, katkıda bulunanların sabrına şaşarak ve görüntülerin Van Gogh tarafından bizzat çizildiğine yemin edebilecek durumda izlemiştim. Film ressamın ölümünden bir yıl sonrasını adeta bir polisiye tadında sunmakta idi. Arkadaşı ve postacısı Roulin kardeşi Theo'ya yazdığı mektupların geri dönmesi üzerine bu ölümün izini sürmeye karar verir, film bu minvalde Van Gogh'un çizimlerine çok benzer animasyonlarla sürüp gider. Beni tek rahatsız eden husus perdedeki görüntülerin çizimlerden kaynaklı aşırı titremesi idi. Onun dışında yönetmen ve ekip olmayacağı oldurmuş desem yeridir. Filmin sonunda yönetmenle yapılan söyleşiye de katılmıştık. Kobiela ve Welchman karı-koca imişler ama Antalya'ya ekibin erkek tarafı ve yapımcı katılmıştı. Aşağıdaki fotoğrafta kendisi de Van Gogh'a benzeyen sakallı arkadaş Hugh Welchman. 
 

Filmle ilgili çok bir şey anlatmama gerek yok, bu zamana kadar gören gördü, görmeyenler de görenlerden öğrendi, fırsat bulurlarsa da izlemeyi ihmal etmesinler, özellikle de Van Gogh'un hayranları.



FLORIDA PROJECT

Yön: Sean Baker
Oyn:
Willem Dafoe
Brooklynn Prince
Bria Vinaite
Aiden Malik
Valeria Cotto

Genellikle yoksul kesimin kaldığı, Disney World'un dibindeki bir motelde geçen bir yaz filmin ana temasını, o motelde çılgın annesiyle birlikte yaşayan Moonoee ve kendi kadar yaramaz arkadaşları da ana karakterlerini oluşturuyor. Motelin yöneticisi Bobby yardımsever, müşfik, çocuklara karşı çok anlayışlı bir adamdır ama onun çabaları da yoksulluğu ve onun getirdiği bazı olumsuzlukları engellemeye yetmeyecektir. Filmi yine Antalya Film Festivali'nde izlemiştim. Üstelik tüm festival boyunca izlediğim filmler esnasında salonda bu filmin yönetmeni Sean Baker ve eşi de varmış. Film sonrası yapılan söyleşide sıradan bir yabancı izleyici sandığım adamın filmin yönetmeni olduğunu anlayınca çok şaşırmıştım. Filmin IMDb puanı 7.9 ama bana sorarsanız çok bilinen çocuk hakları konusunun Amerikan versiyonu, filmdeki en iyi şey bence Willem Dafoe'nun performansı idi.




THE SHAPE OF WATER (SUYUN SESİ/ŞEKLİ?)

Yön:
Guillermo Del Toro

Oyn:
Sally Hawkins (Elisa)
Michael Shannon (Strickland)
Richard Jenkins (Giles)
Doug Jones (Amphibian Man)
Octavia Spencer (Zelda)
Michael Stuhlbarg (Hoffstetler)

Elisa Amerika-Rus soğuk savaş döneminde gizli ve yüksek güvenlikli bir devlet laboratuarında temizlikçi olarak çalışan dilsiz bir kadındır. Günün birinde çalıştığı laboratuara gizli bir faaliyetin deneği olarak bir su yaratığı getirilir. o zamana kadar yalnız ve rutin bir hayatın içinde debelenen, komşusu yaşlı Giles ve iş arkadaşı Zelda dışında kimseyle yakınlığı olmayan Elisa'nın yaratıkla arasında özel bir bağ oluşur. Yaratığın kötü amaçla kullanılacağını, belki de öldürüleceğini anlayan Elisa komşusu, Zelda ve aynı laboratuarda çalışan bir Rus casus aracılığıyla yaratığı kaçırıp evine götürür ve aralarında bir aşk doğar, lakin laboratuarın sorumlusu ve filmin kötü adamı Strickland peşlerini bırakmaz ama biz burada bırakalım.

Fantastik ögelerin yer aldığı filmlerden çok hazetmem açıkcası, biraz tereddütle yaklaştım önce filme ama 2 saatlik sürede sıkılmadan izledim, ha bayıldım mı? Hayır. Diyorum ya tarzım değil ama filme de kötü diyemem, özellikle oyunculuklar çok başarılı. Çok fazla ön planda olmasa da Octavia Spencer'in varlığı zaten bir film için artı puan indimde. Film boyunca kafamda hep geçen yaz okuduğum Carl-Johan Vallgrenn'in "Denizadamı" çağrışım yapıp durdu. Çok benzer bir konu idi, senaristler esinlendi mi bilemem ama ben sanki roman filme çekilmiş gibi izledim aykırı bazı unsurlara rağmen. Benim gibi romanı okuyanlar filmi izlerken ne düşünecek merak ediyorum.

Filmin IMDb puanı  8





CALL ME BY YOUR NAME

Yön: 
Luca Guadacnino

Oyn:
Arnie Hammer
Timothee Chalemet
Michael Stuhlbarg 
Amira Casar

Fransa, İtalya, ABD, Brezilya ortak yapımı

Film çekilip basında yer almaya başladığından beri merakla beklemekteydim. O kadar çok sözü edilip, o kadar abartıldı ki haliyle beklentimi çok yükselttim ve bugün izledim. Andre Acıman'ın yazdığı ve senaryonun uyarlandığı kitabı okumadım, okumayı da düşünmüyorum, kötü bir çevirisinin olduğunu söylüyorlar, bilemem. Tüm tanıtım bültenlerinde LGBT filmi, gay filmi olarak yaftalanmış bir film ki festivallerde bundan çok daha sert gay filmleri izledim, basında sözü bile geçmedi. Homofobik değilim ve filmdeki ilişki de beni asla rahatsız etmedi. Filme hiç o yönden bakmadım zaten, gay filminden ziyade kültürlü, bilinçli, sanat yönü kuvvetli bir ergenin cinsel kimlik arayışı gibi geldi bana. Şahane İtalyan taşrası manzaralarıyla, dingin, su gibi akan bir film izledim ama neden bu kadar abartıldığını anlamadım. Beni etkileyen tek sahne filmin sonuna doğru babanın yaptığı, her şeyin farkında olduğunu ama asla yargılamadığını belirten konuşmaydı.

Oyunculuklar iyiydi, özellikle Timothee Chalemet rolünün hakkını layıkıyla vermiş, ben sanırım en çok anneyi sevdim (kadınsal dayanışma :). Filmin IMDb puanı oldukça yüksek: 8.3. Oscar'da çeşitli dallarda başabaş yarışacağı da söylenmekte, bakalım, bekleyip göreceğiz.





DARKEST HOUR

Yön:
Joe Wright

Oyn:
Gary Oldman
Kristin Scott Thomas 

İngiliz yapımı

2. Dünya Savaşı'nın son zamanları, D Day (Normandiya Çıkarması) için hazırlıklar yapılıyor ve Başbakan Winston Churchill endişeli. Askerleri tehlikeye atmaktan korktuğu için Müttefik Kuvvetleri ikna etmeye, hatta bizzat katılmaya çalışıyor. Kral, Müttefik Kuvvet komutanları ve karısının da katıldığı görüşmeler, tartışmalar sürüp gidiyor. Film genel anlamda durağan, biraz da belgesel havasında. İzlerken bir miktar sıkılmış olabilirim, filmde sivrilen şey Churchill'i canlandıran Gary Oldman'ın oyunculuğu. Zaten Altın Küre'yi kapmış, büyük olasılıkla Oscar'a da "En İyi Erkek Oyuncu" dalında aday olacak. Ama ben yine de "The Crown" dizisindeki Churchill John Lithgow'u daha çok beğendiğimi söylemeden edemeyeceğim. Filmde karısını canlandıran Kristin Scott Thomas'ın da Oscar'da şansı olabilir. Çok yakınlarda izlediğim "Party" filmindeki performansı ile taban tabana zıt bir kişilik sergilemeyi başarmış. Filmin IMDb puanı: 7.3





FIRST THEY KILLED MY FATHER

Yön:
Angelina Jolie

Oyn:
Kompheak Phoeung
Sveng Socheata

ABD-Kamboçya yapımı

Kızıl Kmerlerin Kamboçya'da gücü eline aldığı yıllarda ailesiyle birlikte sürgüne zorlanan Loung Ung'un bu süreçte yaşadıklarını kaleme aldığı aynı adlı kitabından uyarlanmış bir film "Fırst They Killed My Father". Biyografik, belgesel niteliği olan bir öykü yani. Angelina Jolie'nin yönetmenliğinde Kamboçyalı çocuklar arasından seçilen oyuncularla çekilmiş etkileyici bir film. Loung Ung Kızıl Kmerlerin baskısı altında geçen 4 yıllık süreçte ailesiyle birlikte konforlu evinden sürülmüş, çalışma kamplarında, çok kötü şartlarda yaşamak zorunda bırakılmış. Daha önce devlet memuru olan babası Kızıl Kmerler tarafından öldürülmüş, ailesi dağılmış, zor şartlarda hayatta kalmaya çalışmış. Film oldukça gerçekçi bir biçimde çekilmiş, Altın Küre'de Yabancı Filmler dalında aday olmuş. IMDb puanı ise 7.2 Bir Netflix yapımı, oradan da izleyebilirsiniz.






LOVELESS (SEVGİSİZ/NELYUBOV)

Yön:
Andrey Zvyagintsev

Oyn:
Marianna Spivak
Alexei Rozine
Matvei Novikov

"Loveless/Sevgisiz" Altın Küre'den sonra Yabancı Film dalında "Oscar"a da aday olunca öne çekmek şart oldu.  Üstelik çok beğenerek izlediğim "Leviathan"ın yönetmeni Andrey Zvyagintsev tarafından çekilmiş, e daha ne olsun deyip geçtim başına. Aslında zavallı "Alyosha" dışında tüm kahramanlar sevimsiz ötesi idiler, buna rağmen filmi beğendim. Bazı sahnelerdeki sade ama görkemli görselliğe bayıldım. Oldum olası geçinemeyen Zhenya ve Boris çifti boşanma kararı almışlardır, her ikisi de kendine yeni sevgili yapmış, hatta Boris'in genç sevgilisi hamile kalmayı bile başarmıştır. Zhenya ve Boris sadece birbirlerinden nefret etmekle kalmamakta oğulları Alyosha'ya karşı da ilgisiz, hatta merhametsiz davranmaktadırlar. Bu durumun farkında olan Alyoşa'nın ne yaptığını söyleyip spoiler vermeyeyim ama filmde sanal medyaya karşı müthiş göndermeler var. İnstagramdan başını kaldırmayan kadınlar, metroda sürekli telefonlarıyla oynayanlar, oturduğu restoranda yediği yemekleri çekenler, her dakika selfie yapanlar, işyerinin bilgisayarında solitaire oynayanlar derken yönetmen bizzat seyircisini de telefonuyla ilişkisi konusunda düşünmeye yönlendiriyor. Ayrıca görkemini kaybetmiş Moskova görüntüleri de şehirle ve ülkeyle ilgili güncel ipuçları sunuyor. Ben nedense kaçırmışım ama filmden sonra okuduğum bir eleştiride kadınlara haksızlık edildiği yönünde bir yoruma denk geldim. Düşününce hak verdim. Zvyagintsev biraz maço bir karakter galiba, kadın kahramanlara bu kadar yüklendiğine göre :)

Film Rusya, Belçika, Fransa ve Almanya yapımı, IMDb puanı ise 7.9. Yabancı Dilde Oscar adayları arasında da favoriler arasında yer alıyor, bence izleyin.


5 yorum:

  1. Loving Vincent ekibiyle tanışmak, onları dinlemek muhteşem olmalı! Böylesine bir film ortaya çıkarmak için çok yaratıcı ve çok azimli olmak gerekir. Ekip bence her tür övgüyü hak ediyor!

    Lady Bird dediğin gibi sıcak ve sade bir öykü. Ben sevdim. Florida Projesi'nde ise itiraf edeyim beni en az etkileyen Willem Dafoe oldu. O çocukların doğallığı, annenin sinir edici oyunculuğu karşısında Dafoe bile bir adım geride kaldı benim gözümde.

    Eline sağlık. Yeni yorumlarını merakla beklemedeyim.

    YanıtlaSil
  2. Merhabalar;
    Challenge'a ben de katıldım, sanırım sizin bu yaptığınız şekilde kısa kısa yorumlar yapabiliriz, böylesi hoşuma gitti. Çok beğendiklerimi ben bir de detaylı analize boğabilirim hep yaptığım gibi :D
    Çiçek gibi bloğunuz var, derli toplu...
    Ben de yorumların devamını beklemedeyim :)

    YanıtlaSil
  3. Çelıncda baya ilerlemişsiniz ne güzel.

    Loving Vincent'ı özellikle sinemada izlemek istiyordum ama maalesef buraya gelmedi :/ İnternetten izlemeyi deneyeceğim tabiki bulabilirsem o sebeple.

    Call Me By Your Name için bu sene güçlü bir aday söylemleri geziyor ortalıkta ama, geçen sene bu tarz filmi seçen jürinin bu sene kendini tekrarlayacağını sanmıyorum. Listeler yarın açıklanacak sanırım. Bekleyip göreceğiz hep birlikte :)

    Sevgiler ♥

    YanıtlaSil
  4. Bayağı bir ilerlemişsiniz gerçekten. Darkest Hour'u ve First They Killed My Father'ı şu an özellikle çok merak ettim :)

    YanıtlaSil
  5. Beden ve Ruh'u iyiden iyiye merak ettim şimdi ama mezhaba sahnelerine ne kadar dayanabilirim bilmiyorum.

    YanıtlaSil