.

.
.

16 Şubat 2014 Pazar

BAŞTAN SÖYLEYİM UZUN BİR YAZI :)



Dün hayli hareketli bir gündü. Akşamdanberi devam eden yağmur günün ilerleyen saatlerinin istikbali hakkında pek olumlu şeyler düşündürmese de belirlediğim planı bozmaya niyetim yoktu. Öğleye kadar evde oyalanıp tam çıkmak üzereyken gelen kargoyu iyiye işaret olarak yorumladım. Bu vesileyle kargoyu yollayan güzel arkadaşıma kucak dolusu sevgi postalıyorum buradan.

Niyetim saçıma başıma bir çekidüzen verdirmek için önce kuaföre uğramak, oradan da günler öncesinden biletini aldığım oyunu izlemek üzere tiyatroya gitmekti. Sokağa çıktığımda yerler ıslak olsa da yağmur durmuştu, karşıya geçmek üzere caddeye doğru yürürken oldu olan. Karşı apartmanın altındaki pastanenin önüne döşenen cilalı seramikler yağmurla iyice kayganlaşmış ve bir nevi buz pistine dönüşmüştü. Haliyle ayağımdaki spor botlar paten ayakkabısı, ben de Jane Torwell olmadığım için ikinci adımda şık bir uzun kayışla salto bile atamadan kendimi sırtüstü yerde buldum. İlk işim gören oldu mu diye etrafa bakmak, ikincisi de "acaba yerden kalkabilecek miyim?" diye düşünmek oldu. Kalktım kalkmasına, can havliyle destek yaptığım sol elimdeki hafif ağrı ve pantolonumun arkasındaki ıslaklık dışında bir sıkıntı olmamasına da sevindim hatta. Hemen pastanenin kapısına baktım, sahiplerinden birini orada görsem feci çemkirecektim ama içeri girmeye üşendim, kuaföre yollandım. Kızlar halimi görünce başıma üşüştüler, fön makinesiyle üstümü başımı kuruttular. Ucuz atlattım diye şükredip oturdum koltuğa. Onlar benim kaportayı düzeltirken ben de yan koltuğa evinin kanepesi gibi yayılmış pedikür yaptıran şalvarlı, beyaz tülbentli, çok konuşup herkese akıl veren orta yaşı tamamlamış hatunu izlemeye başladım. Yüzükleri dikkatimi çekti ilk önce, on parmağında 5 tane ve hiçbirinin biriyle akrabalığı olmayan yüzükleri. Sağ elde iki adet nohut ve iki adet mercimek büyüklüğünde yaldızları soyulmuş 4 çakma incinin süslediği bir metal halka ve sıra arkadaşı, üzerinde lale motifi bulunan zirkonyum çerçeveli sedef yüzük "biz neden biraradayız" dercesine ayrıksı bir görünüm sergiliyordu. Sol ele üç yüzük konuşlanmıştı; altın çerçeveli kehribar halkanın altında zirkonyum olması kuvvetle muhtemel gümüş bir tek taş ışıldıyordu. Orta parmağı ise ortasına turkuaz bir taş oturtulmuş ve kalan kısmı zirkonyumla bezenmiş bir yüzük şereflendiriyordu. Yüzüklerin ağırlığından ellerin hareket gücü biraz kısıtlansa da sahibinin bir şikayeti olduğunu sanmıyorum çünkü bileğinde farkettiğim lastikli bir ipe dizilmiş üç sıra çakma inci ve üzerindeki parlak taşlı kelebek takı konusundaki merakını ve zevkini iyice açığa vuruyordu. Sıkıldım bir süre sonra takılarından ve bilmiş konuşmalarından çaresiz aynaya, kendime döndüm, ki hiç sevmem kuaför aynasında kendimi dikizlemeyi. Neyse ki işim bitmek üzereydi. Son retuşlar yapıldı ve ben kuaförden çıkıp tiyatroya gitmek için bir taksiye atladım. Yol boyunca şoförle tramvayın aksattığı trafik ve partilerin seçim arabalarından yayılan müziklerin rahatsız ediciliği konusunda bir sohbet geliştirdik. Taksiden indiğimde yağmur durmuş, hava açmaya meyletmişti. Gişeden biletimi aldım ve tiyatro salonuna girip ikinci sıradaki yerime oturdum. Az sonra yanıma en genci 75'in üstünde gösteren üç hanım teyze gelip oturdu. Bir tanesi iyiden iyiye yaşlı, bastonlu ve iki büklümdü, buna rağmen evde oturup hastalıklarından şikayet edeceklerine 65 yaş üstü ücretsiz avantajından yararlanıp tiyatroya geldikleri için takdir ettim kendilerini. Oyun başlamak üzereyken telefonlarını sessize almak istediler ama beceremediler bir türlü, önce bana baktılar, gözleri tutmamış olacak ki sağ yanlarında oturan çıtıra rica ettiler sessize alması için. Çıtır son model telefonlara alışık olduğundan kendisine verilen nostalji nesnesinin menüsünden girip epey uğraşarak halletti işi, oysa bana verselerdi tek tuşla anında işlem tamamdı :)

Sonunda önce oyun, 10. dakikada da arkamda oturan ve anoraklarımızın benzerliğinden dolayı dikkatimi çeken kadın başını koltuğa yaslayarak horlamaya başladı. Yanındaki hanım dürtünce uyanıp toparlandı ve perde arasında oyunun sıkıcılığından bahsedip bazı insanların uyuduğu yönünde bir sohbet geliştirdi onu dürten hanımlarla. "Hem kel hem hodul" diye buna dense gerek. Teyzeler perde arasında arka sıraya geçti, ben tuvalete gittim ve girdiğim kabinin iç kapısında ispirtolu kalemle yazılmış şöyle bir şiir okudum:

"Yaşayacak yer açın onlara
Ve düşünmeyin onların adına
Hep aynı kitapları okutmayın
Keşfetsinler şafağı bırakın"

Pablo Neruda

Oyunu merak ettiniz sanırım, Tarık Buğra'nın yazdığı; Selim Gürata'nın yönettiği ve karakterlerden birini "Muhteşem Yüzyıl"ın Sümbül Ağa'sı Selim Bayraktar'ın canlandırdığı "Ayakta Durmak İstiyorum". Evet, fena değildi ama bu oyunu AST'tan izlesem çok daha fazla keyif alabileceğimi düşündüm. Yine de emeklerine sağlık, tiyatro varolsun diyelim...

Eve dönünce apar topar kıyafetimi değiştirdim ve çalıştığım okulun çok eski mezunlarının düzenlediği bir yemeğe katılmak üzere yollara düştük yine. Eski öğrencilerimle birlikte olmak, eski arkadaşları görmek güzeldi lakin eve dönünce gündüz sıcağıyla ağrısını farketmediğim bileğim sıkıntı vermeye başladı. Buz koydum, ilaç sürdüm, ağrı kesici aldım, ağrıyı kesemedim. Son çare olarak alkol kompresi geldi aklımıza. Yemeğin yapıldığı lokalde içki servisi olmadığı için içemediğimiz rakıyı kocaman bir pamuk parçasına emdirip ağrılı bölgeye doladık ve eflatun oyalı, mor çiçekli bir yazmayla hediye paketi yaptığımız bileğimi yanıma alarak yatmaya gittim. Tabii ki içten içten dürten ağrı uyumamı engelledi, birkaç öyküsü kalmış "Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz" kitabını okuyup bitirdim. Işığı söndürüp uyumayı denedim ama bu defa dudağım uçuk sinyali verdi. Kolonyalı pamukla silmezsem ertesi güne silikonlanmış gibi uyanacağım için mecburen kalktım, şifonyerin üstünde sıralı kolonya şişelerini elden geçirmeye başladım; Lavanta, Vahşi İncir, İğde Çiçeği, Bodrum Mandalinası gibi egzotik isimler ve Ege kıyısından esintiler taşıyan kolonyaların en sonuncusu çıktı Çeşme Limonu. "Turistik seyahate mi çıktım, kolonya mı arıyorum" diye söylenerek uçuk tehlikesi gösteren dudağımı Çeşme limonu'nun koruyup kollayıcı aromasına teslim ettim. Sonra da gidip yattım. Ne limon ne de rakı kokusu uykumu getirdi. Tekrar kalktım, bir bardak süt ve sevgili arkadaşım Selgin GB'nin yeni çıkan kitabı "İğneler"i alıp bu defa yatağa oturdum. 50 sayfa kadar okuyup rakıyla paketlenmiş bileğimi burnuma dayayarak uyumaya çalıştım. 

Şimdi siz bu uzun yazıdan kaçmayıp hala buradaysanız önce sabrınız için teşekkür ediyorum, bu kadar uzun bir yazıyı 10 parmakla yazıp klavye kullanabildiğime göre bileğimin biraz daha iyi olduğunu da anladığınızı düşünüyorum. Düşmeden, şaşmadan güzel bir Pazar günü geçirmenizi diliyorum...

34 yorum:

  1. Çok geçmiş olsun Leylak'cım , bence en az hasarla atlatmışsın ...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağol canım, sanırım öyle oldu...

      Sil
  2. Kıyamam Leylak'ıma...geçmiş olsun canım.
    Uzun yazılarına bayılıyorum, sen hep upuzuuun yaz e mi?
    Rakı kokulu bileğine öpücükler, uçuk çıkmamıştır işşalla :/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Uçuk çıkamadan kaldı Ellam, kolonya kodu mu oturtur uçuğa :) Ben hep yazarım yazmasına da upuzun, okunur mu acep :)
      Öpüyom canım seni...

      Sil
  3. Ne kadar güzel ince ayrıntıları yakalayıp bir de unutmadan yazmanız.
    Yere düşünce, aynı duyguları yaşıyoruz, önce etrafa bakmak sonra acıyan bir yerimiz varmı diye düşünmek. Geçmiş olsun ucuz atlatmışsınız.
    Yazı akıcı olunca uzunluğun önemi kalmıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, hem geçmiş olsun dilekleriniz, hem yazıma beğeniniz için. Sevgiler...

      Sil
  4. Geçmiş olsun tatlıcım. Kuafördeki hatunun kız torunu varsa o takılar normal. Ben küçük hanım üretimi nelerle gezdiğimi düşünüyorum da al basıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok annem, kız torun işi değildi o, bizzat kendi seçimi, kendi zevkiydi belli. Ne diyeyim güle güle taksın :)

      Sil
  5. cok cok gecmis olsun Ablacim.. Kuafordeki kadin betimlemelerine bittim demek ki epey incelemissin. Bilegin gecti mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dilaracım sağol, ay incelenmeyecek gibi değildi kadın :) Bileğim biraz daha iyi. Sanırım kırık çıkık yok gibi...

      Sil
  6. Daha uzun sanmıştım....Bir soluk ta bitti...Geçmiş olsun...Benim uçuklar fırtına hızıyla geldi...Gitmek bilmiyorlar.....

    YanıtlaSil
  7. Geçmiş olsun....Daha uzun sandım...Bir solukta bitirdim....Benim uçuklar yerleşti..Kovuyorum gitmiyorlar...Öyle hızlı geldiler ki anlayamadım..Daha uzun yazabilirsin...Okuruz.......

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şerifecim uçuklarına hissettiğin anda limon kolonyası kesin çözüm, yıllardır denerim, etkinliği kanıtlanmıştır. Sana da geçmiş olsun. Daha uzun yazsam mı, herkes okumaz sıkılır sanırım :) Ama ben başlayınca kendimi tutamıyorum bazen :)

      Sil
  8. Çok geçmiş olsun. Karda kışta kayıp düşmesi eskiden güzeldi de. Yaş aldıktan sonra sakatlanma riskini göze alamıyoruz. Siz anlatırken çocukken kaymayan ayakkabılarla bile kaymaya can atandık. Neyse ki size bir şey olmamış. Bu uzun ve güzel yazı için de ayrıca teşekkür ederiz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler, valla kar -buz yoktu. Tamamen pastanenin kabahati, o cilalı seramikleri döşetmeliş kapı önüne, ıslağı da görünce buz gibi kaygan olmuş, beni düşürdü işte. Bu kadarına şükür, ne diyeyim :)
      Sevgiler...

      Sil
  9. Geçmiş olsun ama o pastane sahiplerine bu taşların yağmurda kayabileceğini söyleyen olmamış mı acaba? amerikada olsaydınız açardınız davayı ohh gelsin tazminat paraları belki de pastaneyi bile satın alabilirdin..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sadece o pastane değil ki Şenizcim birçok dükkanın önü bunlarla kaplı, söylesem ne farkedecek, söküp başka kaplayacaklarını mı sanıyorsun. Yağmurlu havalarda oradan geçmeyeceğim işte, olacak olan bu :)
      Sevgiler...

      Sil
  10. Geçmniş olsun Leylak' cım. İyi ki daha kötü sonuçlanmadı. Yazına gelince çok keyifliydi. Tipik Leylak üslubu :)

    Bu arada Şeniz haklı. O pastane kesinlikle uyarılmalı. Çok daha beter bir şey gelebilirdi başına.

    Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Asucum sağol, cidden şükrettim bir yerimi kırmadığıma, bileğim hala ağrıyor ama dün geceki kadar değil. Yazılarımı seven Asu, ben de seni severim :)

      Sil
  11. Geçmiş olsun Nurşen'cim,rakılı kolonyalı kürle iyileştiğini umuyorum.:)Yazın da olması gerektiği kadar..senin gözlemlerini seviyorum.Bak şimdi aklıma ne geldi; Ankara'daki evin önündeki ağaca takılı kalan nesne..:)Çorap mıydı neydi?
    Çok öpüyorum, sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağolasın örtmenim, daha iyiyim. En azından kırık çıkık olmadığını anladım hala biraz ağrım olsa da.
      Ankara'daki çorap elektrik direğini yeraltına alırken kırılan dallardan birindeydi, haliyle artık yok :) İyi ki de yok, gözüm sürekli ona takılıyordu :)
      Benden de çok sevgiler, bu arada faceye yazdığın sevgililer günü hediyesi olayında Gürbüz beyin cevabını tahmin ettim :) Hahahaha :)

      Sil
  12. Çok şükür bir şey olmamış. Ayrıca yazından sıkılmak ne keime zevkle okudum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Canım çok teşekkür ederim, sevgiyle...

      Sil
  13. Geçmiş olsun Leylağım.bi daaa olmasın inşaallah.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Amin Nalancım, hiçbirimize bi daa bişey olmasın :)

      Sil
  14. Of yaa. Bir gün biriniz, başka bir gün diğeriniz(Lâle ve sen). Vallahi nazar değiyor nazar. Üfürüğü kuvvetli birini bulup okutup üfletecem ikinizi de.
    Çok geçmiş olsun. Umuyorum şimdi iyisindir. Çok öpüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ecem ya ayağımıza tuşak mı taktılar nedir, küt pat düşüyoruz biz :) Bu sefer kaydım hayatım, hep bu seramiklerin yüzünden. Vallah biz bir kurşun döktürek :) Dün gece çok korktum ama bugün daha iyi bileğim Ecem, sağolasın, öptüm çok...

      Sil
  15. Leylak Dalı'm çok geçmiş olsun. Beter şeyler oldu sandım bir an yazının başında.
    Sonrasında gene güldürdün beni, kahkahalar attım o tiyatrodaki teyzelere.
    Uçuğa kolonya sürmeyi hiç duymamıştım. Gerçi bende henüz hiç çıkmadı ama bir gün çıkarsa diye aklıma not aldım. Herhalde o eve su basması filan, yıprattı seni. Taze kök zencefilin üzerine kaynar su döküp balla çay niyetine iç Leylak'ım, bağışıklık sistemine iyi gelir. Sevgiler Istanbul'dan.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ya Joe ben paratonerim galiba, nerde tuhaflık var beni buluyor :)
      İlk akşam bileğim çok korkuttu beni ama şimdi iyi neyse ki, ödüm koptu çatladı, kırıldı diye...
      Uçuğa kolonya çok iyi geliyor aklında bulunsun, yeni çıkmaya başlarken kolonyalı pamukla bastıra bastıra silersen kabartmıyor. Yav herşey içiyorum ama işte mevsim sanırım biraz da. Neyse antalya'ya bahar geldi gelecek, sevgiyle...

      Sil
  16. Ablacim gecmis olsun, beterinden saklasin kirik cikik falan olmasin da.
    Kolonya siselerini merak ettim bu arada. Bizde anneannem sever kolonyayi onda bile sendeki cesitler yok :)
    Cok gecmis olsun, öpüldün cok

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Canım neyse kırık çatlak yok, bugün nisbeten rahatladı, ağrı da azaldı.
      Ya ben Eyüp Sabri Tuncer'in internet bitesine bayılırım. Sıvı sabunlarımı ordan sipariş ediyorum ve her seferinde bir de değişik kolonya istiyorum. Bir mandalina var inanamazsın dök avcuna avcunu yala, öyle gerçek bir koku .)
      Ben çok öptüm, çok selamlar...

      Sil
  17. Geçmiş olsun Nurşen :( ben de tabureden düştüm cumartesi ucuz atlattım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağol Asiscim, sana da çok geçmiş olsun. ay dikkat edelim valla, bu yaştan sonra bir yerimizi kırarsak hapı yuttuk :)

      Sil
  18. Ne sıkılması, geç de olsa satır satır heyecanla, keyifle okudum seni, önce çok geçmiş olsun diyor sonra da o kadar ağrı ve uykusuzlukla gecenin bir yarısı kitapları hatmettiğin için tebrik kocaman;))

    YanıtlaSil